Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

saçdökülmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saçdökülmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2017 Cuma

KANSERİN ÇARESİ; PAÇA ÇORBASI VE YOĞURT....




‘Kanserin çaresi paça çorbası ve evde yapılan yoğurt’

Onkoloji uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, kanserin DNA ya da hücreyle değil bağ dokuyla alakalı olduğunu iddia ediyor. Kemoterapiye karşı çıkan Dr. Dizdar, hastalığın tedavisi için ev yapımı yoğurt yenmesini, paça çorbası içilmesini tavsiye ediyor.
Çapa Tıp Fakültesi’nden onkoloji/farmakoloji uzmanı Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar, kanserin sebebinin DNA veya hücrelerde değil, hepsinin içinde yaşadığı bağ dokusunda aranması gerektiğini söylüyor. Dizdar, karar.com’dan Ürün Dirier’in haberine göre hastalara en güçlü toksin temizleyicisi olarak ev yoğurdunu, en güçlü doku yenileyici olarak da paça çorbasını tavsiye ediyor.
Kanserin asıl sebebi nedir sizce? Bu konuda çok tartışmalı iddilarınız var…
Kanserin çoğunlukla düşünüldüğü gibi DNA hasarı veya hücresel bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Sorun bağ dokuda. Eğer siz bağ dokusunu bozarsanız hasta artrit de olabilir, diyabet de, kanser de, kalp hastası da… Zaten sadece kanserde değil tüm hastalıklarda genel bir artış söz konusu. Demek ki geniş bir popülasyonu etkileyen bir etken var.
Nedir bu etken?
Bunun en önemli etkeni bana göre ilaç endüstrisinin tamamıyla gıda endüstrisinin içine girmiş olmasıdır. Bozulmayan sütler, yumurtalar, ekşimeyen yoğurtlar, aylarca saklanabilen katkı maddeli yiyecekler, antibiyotikle 40 günde büyütülmüş piliçler… ABD’de kanser 1950’lerde sorun olmaya başlıyor. Çünkü ilaçla çok hızlı büyütülen piliç endüstrisi 40’lardan sonra pazara hakim oluyor. Piliç diyorum tavuk demiyorum. Çünkü bu yediklerimiz tavuk değil, başka bir canlı. Bağ dokusu bozulmuş hasta bir canlı.
Kimyasallar tıpkı piliçte olduğu gibi bizimde mi bağ dokumuzu bozuyor?
Evet aynen öyle. Siz bağ dokusunu bozduğunuzda, onun içinde yaşayan kemik iliği ve karaciğer hücresi gibi hücreleri de etkiliyorsunuz. Eğer bu doku onarılabilirse kanser dahil pek çok hastalık da kendiliğinden iyileşecektir. Yani benim düşünceme göre sorun hücre veya DNA’da değil kalıpta. Beslenmedeki aşırı farklılaşma nedeniyle, hammaddeye bağlı olan bağ doku yapı değiştiriyor. Bunun sonucunda 20 yaşındaki bir kız bile meme kanserine yakalanabiliyor. Mesela yeni nesilde boy uzun, kemikler iri diye bunun iyi beslenmeyle alakalı olduğunu söylüyorlar. Oysa formun değişmesinin sağlıkla hiçbir ilgisi yoktur. Bu form değişiminin sonuçlarını ileriki yıllarda göreceğiz.

KEMOTERAPİ YERİNE…
Kemoterapi hakkında şüpheli olduğunuzu biliyoruz. Kemoterapiye bakışınız nedir?
Biz şu an tıbbın boşluk ve tanımsızlık dönemindeyiz. Eğer kanserli bir hastaya tedavi uygulanmazsa ne olacağını bile bilmiyoruz. bu hastalara kemoterapi yaparak iyilik mi kötülük mü yapıyoruz belli değil. Bence hastanın beslenme koşullarını düzeltip kontrol etmek daha faydalı olabilir. Kemoterapi belli bir yerden sonra faydadan çok zarar getiriyor. Kemoterapi bağ dokusunu oluşturan kolajeni yıkıyor. 4 kür, 6 kür kemoterapi demek sürekli olarak hastayı kaynaklardan mahrum bırakmak demek. Bu kolajen yapının yerine konulması şart. Aksi halde bir süre sonra enfeksiyonlar başlıyor. Hastaların büyük kısmı zaten kanserin kendisinden değil, kemoterapinin yan etkisinden ölüyor.
PAÇA ÇORBASI YARARLI
Hastalara ne tavsiye ediyorsunuz?
Bir kanser hastası paça çorbası içmeli. Kolajen tüm hayvanların iskelet sisteminde yoğun olarak bulunur. Ama paçada özellikle fazlaca bulunur. Kolajen moleküllerinin bağlanmasında da C vitamini aktiftir. O yüzden hastalara tavuk suyuna limonlu çorba içirilirdi. Ama bugün gerçek tavuk kalmadığı için tavuk suyunda kolajen de yok. O sebeple paça tavsiye ediyorum. Kolajen tüm dokuları baştan sona yeniler.
YOĞURDU EVDE YAPIN
Kimyasallardan vücudumuzu temizlemek için ne önerirsiniz?
Vücut toksik madeleri bir yere kadar tolere eder ama güvenlik sınırı olarak ısrarla söylüyorum ki yoğurt gerçek olmak zorunda. Vücudu kimyasallardan temizleyecek en önemli unsur yoğurttur. Mutlaka hastaların ev yoğurdu yaparak yemeleri gerekiyor. Çünkü markette satılanlar gerçek yoğurt değil. Sütün de gerçek olması gerek. UHT süt, işlem görmüş süt gerçek süt değildir. İçinde yaşam yoktur. İki proteini birbirine bağlayan sülfür molekülünün en güçlü kaynağı süttür. 
Kaynak;karar.com/ Ürün Dirier 


15 Eylül 2016 Perşembe

''KANSERİN''
 NİHAYET ÇARESİ BULUNDU !!!


Küba'da sosyalizmin başarısı: Tümörü engelleyen kanser aşısı ücretsiz olarak kullanımda!

Kübalı doktorlar, 25 yıl boyunca kansere karşı bir aşı üzerinde çalıştı ve başardı. Cimavax adlı aşı, tümörün ürettiği ve kanda dolaşan "epidermal büyüme faktörü" adlı proteini hedef alıyor ve tümörün büyümesini engelliyor. Aşı halka ücretsiz verilmeye başlandı.

 '' 1416 14:47-09-20 İlerihaber ''
Cimavax adlı aşının, ömrü bir yıla kadar uzatabildiği, 60 yaş altındaki hastalarda iyi sonuç verdiği ortaya kondu. Doğrudan tümöre saldırmayan aşı, tümörün ürettiği ve kanda dolaşan "epidermal büyüme faktörü" adlı proteini hedef alıyor. Bu protein hücrelere büyümesini ve bölünmesini söylüyor, kanseri yayıyor. Aşı işte bu proteinin kanser hücrelerine yapışmasını engelliyor. Uzmanlar testler olumlu sonuç verirse bir gün Cimavax’ın insanların çocukken yaptıracağı önleyici bir aşı haline gelebileceğini belirtiyor.
Hürriyet’ten Çınar Oskay ve Sebati Karakurt’un Kübalı doktorların kanser hastalığına yönelik çalışmalarını ve Küba’nın sağlık alanında nasıl bir gelişme içinde bulunduklarını anlatan Castro ve sonrası isimli yazı dizisinin ilgili bölümü şu şekilde:

"KANSER AŞISI KÜBA'DA KULLANIMDA
2008’deki klinik denemelerin ikinci fazında, aşı olan kanser hastalarının diğerlerine oranla 4 ila 6 ay uzun yaşadığı tespit edildi.
Ve Sağlık Bakanlığı Cimavax adlı aşıyı halka ücretsiz vermeye başladı.
Küba’daki bin kişiden sonra Avrupa’da da bin kişi teste tabi tutuldu.
Aşının, ömrü bir yıla kadar uzatabildiği, 60 yaş altındaki hastalarda iyi sonuç verdiği ortaya kondu.
Bu aşı doğrudan tümöre saldırmıyor. Tümörün ürettiği ve kanda dolaşan “epidermal büyüme faktörü” adlı proteini hedef alıyor.
Bu protein hücrelere büyümesini ve bölünmesini söylüyor, kanseri yayıyor. Aşı işte bu proteinin kanser hücrelerine yapışmasını engelliyor.
Cimavax önleyici bir aşı değil. Var olan tümörlerin büyümesini ve metastaz atmasını engelliyor.
Geç aşama kanseri, kronik ama beraber yaşanabilen bir hastalığa dönüştürüyor.
Obama’nın Küba açılımından sonra ABD’deki Roswell Park Kanser Enstitüsü aşıya ilgi gösterdi ve klinik deneyleri başlatmaya karar verdi. Şu anda Gıda ve İlaç Dairesi FDA’dan izin alma sürecindeler.
Bu aşının klinik testlerden geçmesi, ABD’de kullanıma girmesi 5-10 yıllık bir süreç. Küba’nın üretim kapasitesi sınırlı. Testleri akciğer dışındaki kanserlere uygulama şansları da olmadı. O yüzden ABD ve diğer ülkelerin katılımı çok önemli.
Uzmanlar, testler olumlu sonuç verirse, bir gün Cimavax’ın insanların çocukken yaptıracağı önleyici bir aşı haline gelebileceğini belirtiyor.
İşte o zaman Küba esas devrimi, insanlığın en büyük düşmanı olan kansere karşı yapmış olacak.
BU TEDAVİLERDEN NASIL YARARLANILIR?
Önce Küba’daki sağlık kurumlarına müracaat ediliyor e-posta ile.
İngilizce bir rapor istiyorlar. Doktorlardan oluşan bir komisyon bu raporu inceliyor. Küba’da çaresinin, farklı bir uygulamanın olup olmadığına bakıyorlar. Küba Sağlık Hizmetleri adında bir grup bu: Servicios Medicos de Cuba. Bu başvuruları iyice yapmadan Küba’ya gitmeniz asla önerilmiyor. Zira adada kalacak yer, dil gibi sıkıntılar var. www.smcsalud.cu (İngilizce versiyonu var)."

İDRAR KANALI DARLIĞI TEDAVİSİNDE SON GELİŞMELER !!!




İdrar kanalı darlığı tedavisinde son  gelişmeler..



Enfeksiyon veya darbe gibi nedenlerle oluşabilen idrar kanalı darlığı, hastaları oldukça mağdur eden bir durumdur. İdrar yapmada zorluk veya ağrı gibi belirtilerle kendini gösteren hastalık farklı yöntemlerle kolayca tedavi edilebiliyor. KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Levent Gürkan idrar kanalı darlığı hakkında bilgi veriyor.

İdrar Kanalı Darlığı nedir, belirtileri nelerdir?

İdrar kesesinin dışarı bağlantısı ve idrar kanallarının son bölümü olan üretra herhangi bir nedenle zarar görürse kanalın genişliğini azaltan bir yara dokusu oluşabilir ve bu durum idrar ve/veya meninin akışını yavaşlatabilir veya bazı durumlarda tamamen engelleyebilir.

Üretra dediğimiz bu idrar kanalındaki darlıklar hastalarda kendini,

• idrar akımında yavaşlama
• idrar yaparken ağrı
• idrarın çatallanması ve saçılması
• idrar yaptıktan sonra damlama ile gösterebilir.

İdrar kanalı darlığının nedenleri

İdrar kanalındaki bu darlıkların en sık nedeni geçirilmiş enfeksiyonlardır. Bunun yanında idrar kanalından gerçekleştirilen sonda takılması gibi girişimler ve ameliyatlar ile dışarıdan alınan darbeler de idrar kanalında nedbe oluşumuna ve dolayısıyla darlıklara neden olabilir.

İdrar kanalı darlığı nasıl teşhis edilir?

Bu darlıktan şüphelenilen hastalarda teşhise yönelik ilk tetkik idrar akım hızının bilgisayarlı ölçülmesi olan üroflowmetridir. Bu tetkikte elde edilen sonuca göre hasta retrograd üretrografi görüntülemesine yönlendirilebilir. Bu görüntüleme yönteminde idrar kanalı x-ışınları altında opak olarak görüntü veren kontrastlı madde ile doldurularak floroskopi altında idrar kanalının yapısını ortaya konur.

İdrar kanalındaki darlığın şekli, yeri ve uzunluğuna göre aşağıdaki tedavi şekillerinden biri tercih edilebilir:

1) ÜRETROTOMİ İNTERN

Halk arasında "kapalı ameliyat" olarak bilinen üretrotomi intern, ucunda kamera ve ışık kaynağı bulunan özel cihazlar ile idrar deliğinden girilerek darlık noktasına kadar ilerlenmesi ve bu noktada darlığın direkt görüş altında soğuk bıçak ile kesilerek açılmasını içerir. Ameliyat sonrası hasta için ağrısız ve oldukça basit bir girişim olması nedeniyle çok ileri derecede olmayan idrar kanalı darlıklarında genellikle ilk tercihtir.

Genel anestezi veya spinal anestezi altında gerçekleştirilen bu işlem darlığın tipine göre ortalama 20 dakika ile 1 saat arasında sürmektedir. Hastaya ameliyat sırasında idrar sondası takılmakta ve hasta genellikle aynı gün içinde taburcu edilmektedir. Ameliyat sonrası kullanmanız için antibiyotik ve ağrı kesici verilecektir. İdrar sondası yaklaşık olarak 3 gün sonra alınmaktadır. Darlığın nüks etmesini engellemek umuduyla idrar sondasının 6 haftaya kadar uzayan sürelerde tutulması denenmiş fakat sondanın bu kadar uzun kalmasının 3 gün kalmasına oranla belirgin bir fark yaratmamış olduğu bilimsel yayınlarla gösterilmiştir. Takip eden günde işlerinize ve hayatınıza geri dönebilmenize rağmen ağır spor ve cinsel ilişkiden operasyondan sonraki iki hafta süre ile uzak durmanız uygun olacaktır.

Üretrotomi intern operasyonunun başarısı tartışmalı bir konudur. Bir cm'den kısa darlıklarda kısa dönem takiplerde başarı %50 - 85 oranında bildirilse de hastalar uzun süre takip edildiğinde başarı oranı %6 - 28'e düşmektedir. Üretrotomi intern sırasında soğuk bıçak yerine lazer kullanılması başarıda belirgin bir fark yaratmamaktadır.

İşlemin basitliği göz önüne alındığında 1 cm'den kısa darlıklarda tüm hastalara ilk tedavi seçeneği olarak üretrotomi intern ameliyatı önerilmektedir. Eğer hastada darlık tekrarlarsa ikinci üretrotomi intern girişimi ile başarıyı arttırmak mümkün olmadığından diğer tedavi seçeneklerine yönelme hasta ile tartışılmaktadır.

2) ÜRETRAL DİLATASYON

Doktor tarafından veya hastanın kendi kendine gerçekleştirdiği idrar kanalının bir sert sonda veya buji ile düzenli genişletilmesine dayanan üretral dilatasyon bir dönem özellikle üretrotomi sonrası darlıkların tekrarlamaması için yaygın olarak kullanılmaktaydı. Son çalışmalar göstermiştir ki bu uygulama haftada iki defa ve 1 sene boyunca uygulansa bile darlığın yeniden oluşmasını engelleyememekte ve sadece darlığın gelişmesine kadar geçen süreyi uzatabilmektedir.

Üretral dilatasyon içinde lokal anestezik madde bulunan özel jeller yardımı ile poliklinik şartlarında veya evde gerçekleştirilir. Hasta dilatasyondan hemen sonra gündelik aktivitesine geri dönebilir ve herhangi bir ilaç kullanması gerekmez.

Düşük uzun dönem başarısına rağmen bazı hastalar kompleks açık cerrahi girişimler yerine tekrarlayan üretrotomi intern ve dilatasyon seansları tercih edebilmektedir. Bilinmesi gereken nokta bu girişimlerin çok sayıda yapılmasının yara dokusunun sertliğini arttırdığından ileride yapılacak açık cerrahi girişimleri de zorlaştırabileceği ve başarısını düşürebileceğidir.

3) ÜRETRAL STENTLER

Üretral stentler hem görünüş hem de fonksiyon olarak kalp stentlerine benzerler. Amaç idrar kanalında oluşan darlığa içeriden yerleştirilen genişleyebilir bir kafes yapı ile idrarın geçmesini sağlayacak bir kanal yaratmaktır. Bu işlem genellikle daha kısa ve derinliği az darlıklarda etkindir. Unutulmaması gereken nokta bu darlıkların aynı zamanda internal üretrotomi ve açık cerrahi ile de en kolay tedavi edilebilir darlıklar olmasıdır.

Stentler çıkarılabilir ve kalıcı olarak ikiye ayrılır. En popüleri Memokath™ olan çıkarılabilir stentler genellikle üretrotomi sonrası erken dönemde oluşan darlıkların engellenmesi ve 6 ay ile 1 sene sonra iyileşme süreci sona erdiğinde stentin çıkarılması amaçlandığında kullanılır. En popüleri UroLume™ olan kalıcı stentler ise daha sıklıkla anestezi alması sorunlu olan, ileri yaşlı ve açık rekonstrüktif cerrahi adayı olamayan hastalarda tercih edilmektedir. Bu hastalarda darlık stent ile genişletilmekte ve stent kalıcı olarak darlık noktasında bırakılmaktadır.

Stent uygulaması genellikle rejyonel anestezi altında gerçekleştirilmesine rağmen sedasyon ile desteklenmiş lokal anestezi ile de uygulanabilir. İşlem yaklaşık olarak 30 dakika sürmektedir ve hastaya işlem sonrası genellikle idrar sondası takılmamaktadır. Hasta operasyondan sonra birkaç saat dinlenip taburcu olmaktadır. Genellikle ameliyat sırasında komplikasyon gelişmeyen bu işlemin uzun dönem başarısı ise şaşırtıcı şekilde düşüktür. On senelik takiplerde stent hastalarında memnuniyet %30'un altındadır.

4) AÇIK CERRAHİ

Açık cerrahi diğer hiçbir tedavi yönteminin sunamadığı %85 gibi yüksek bir başarıya sahiptir. Açık cerrahide amaç idrar kanalının darlığa yol açan bölümünün çıkarılması ve sağlam uçların tekrar birbiri ile birleştirilmesine dayanır. Bu tedavi sırasında eğer idrar kanalında olan darlık çok uzunsa sağlam uçlar bir araya getirilemeyecek kadar birbirinden uzak kalabilir. Böyle bir durumda vücudun başka bir noktasından alınacak yama ile arada kalan boşluğun kapatılması yoluna gidilir. Bunun için günümüzde en çok kullanılan materyal ağız içini kaplayan cilt olan "mukoza"yken, cilt, tunica albuginea, tensor fascia lata gibi farklı yama materyalleri de kullanılabilir.

Açık cerrahi genel anestezi veya spinal anestezi altında gerçekleştirilebilir. Operasyon darlığın yeri ve uzunluğuna göre 1 ila 2,5 saat arasında sürer. Ameliyat sonrası genellikle bir gece hastanede konaklamanız istenir. Taburcu edilirken ağrı kesici ve antibiyotik verilecektir. Ameliyat sırasında takılmış olan idrar sondası darlığın onarım şekline göre 10 ila 21 gün sonra alınacaktır. Yaklaşık 4 gün sonra sondanız ile günlük rutininizi takip edecek duruma geleceksiniz.

Genel olarak sorunsuz geçen bu ameliyatlardan sonra kanama, enfeksiyon, penis eğriliği, sertleşme bozukluğu veya darlığın tekrarlaması gibi sorunlar görülebilir. 
Kaynak: http://www.kadikoysifa.com/  

BİRAZ DA GÜLELİM ....

BİRAZ DA GÜLELİM !!! 
FIKRA ZAMANI 😂😜🗣👈
Adam elinde bir bıçak ile camiye girer: “Ey cemaat içinizde Müslüman olan var mı?” diye bağırır. 
Herkes susar. Ancak yaşlı bir amca kalkar “Ben varım” der. 
Bıçaklı adam amcaya, "Bir dakika dışarı gelir misin?" diyerek koluna girer camiden çıkarlar. 
Biraz ötede bağlı bir koyunun yanına gidip, “Amca; bu kurbanı kesmeme yardımcı olur musun, İslami kurallara uygun keselim, bende Şahadet getireyim müslüman olayım" der.
Amca ile koyunu kesmeye başlarlar.
Yaşlılık bu ya her taraf kan olur.
Amca; “Oğlum yoruldum camiye git başka birini bul” der.
Adam elinde kanlı bıçağı ile camiye girerek bağırır. “İçinizde başka bir Müslüman var mı?” Yaşlı amcayı götürüp kestiğini zanneden cemaat ses çıkarmaz ama topluca dönüp imama bakarlar.
İmam “Ne bakıyorsunuz ulan, iki rekat namaz kıldırdık diye Müslüman mı olduk!” der.

Yemyeşil Aktar                                     www.facebook.com/yemyesilaktar
Beylikdüzü / İSTANBUL                       www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
Tlf.  : 0 212 873 33 93                              www.yemyesilaktar.com
Gsm: 0 532 775 76 31

11 Eylül 2016 Pazar



BİR ÇOK SAĞLIK SORUNUNUZUN SEBEBİ 

'' Kandida Bağırsak Mantarı" ......
Bağırsaklarınızın florası ne durumda?
Sabah uyandığınızda bu testi mutlaka yapın!!!
Bağırsaklarınızda CANDIDA (kandida) maya mantarının arttığını basit bir testle anlayabiliriz.
Bir bardak içme suyuna sabah aç karnına tükürün ve 15 dakika izleyin. 
Eğer tükürük suyun üstünde kalıyorsa sağlıklı bağırsak florasına sahipsiniz. 
Eğer tükürük dibe çöküyorsa, saçak gibi aşağıya iniyorsa, kar yağmış gibi oluyorsa veya suya rakı konmuş gibi bulanıyorsa candida bağırsak floranızı bozmuş demektir.
Evdeki herkes testi yapsın..
Bir parça yeseniz bile karnınız şişiyor ve ağrıyorsa, yaptığınız bütün diyetlere rağmen karnınızın şişliğini ve sertliğini gideremiyor, lifli besinler tükettiğiniz halde çoğu zaman kabızlık sorunu yaşıyorsanız, yeme krizlerinize care bulamıyorsanız sebebi büyük ihtimalle CANDIDA Mantarıdır...
Candida mantarları gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürür.
Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülür. 
Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik ve sertlik oluşur.
“CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”
Son elli yılda sessiz ve yıkıcı hastalıklarda patlama yaşandı ve tetkiklere, testlere bol bol para harcanırken yanlış teşhisler yanlış ilacların kullanılmasına ve çok daha kötü sonuçlara yol açtı. Kimse bağırsaklarından tüm vucuduna geçen ve organlarına büyük zarar veren Candida Albicans maya mantarı ve onun yol açtığı Candiasis (Kandiyasis) hastalığından şüphelenmedi.
Kandiyasis hastalığı ile mücadele Almanya’da son on yılda sağlık bakanlığı politikası haline gelmişken maalesef ülkemizde adını duyan çok az insan var.
Kandiyasis’in sebep olabileceği hastalıklardan obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları, hormonal bozukluklar, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi.
Çocuklarda alerjik hastalıklar, akıntılar, tıkanıklıklar, otizm, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu giderek artıyor.
Yorgunluk, unutkanlık, asabiyet, cinsel isteksizlik, tahammülsüzlük, durumlarında psikyatrlar ilaçlar yazdı, eklem ağrıları ve ödemler için avuç avuç romatizma ilaçları içildi.
Zihinsel ve fiziksel performansı artıracak besin takviyelerini kullanmayan kalmadı, cinsel gücü arttırmak için her yol denendi, saç dökülmesi ve cilt sorunları için dermokozmetik ve kozmetiğe harcanan parayı biliyorsunuz…
Kandida mantarından arınarak vücudunuzda varolduğunu düşündüğünüz pek çok hastalıktan ve fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.
Kısaca gıda ya da ilaç zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu.
Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri ile birlikte kandida maya mantarı kılcal damarlara kadar ulaştı ve organlarımıza zarar vermeye başladı.

Kısaca nedenleri:

• Beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar.
• Şekerli besinlerin fazla miktarda tüketilmesi.
• Sezaryen ile yapılan doğumlar.
• Günlük beslenme programında karbonhidratlara ağırlık verme.
• Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler.
• Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının bozulması.
• Antibiyotik kullanımının artması başta olmak üzere yanlış tedavi yöntemleri bu artışa neden oldu.

Neden olduğu enfeksiyonlar ve belirtileri:

Sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar.
Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir
Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. 
Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. 
Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz.
Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur. Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da (doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın) yansır.

VÜCUDUMUZDA EN BELİRGİN ŞİKAYETLER VE BELİRTİLER ;
  1. • GAz/şişkinlik
  2. • Kabızlık ya da ishal
  3. • Kolit
  4. • Makatta kaşıntı ve kızarıklık, hemeroid
  5. • Adrenal/Tiroid yetmezliği
  6. • Mide yaraları
  7. • Ruhsal ve fiziksel yorgunluk görülür.
  8. • Uyuşukluk/tembellik
  9. • Allerjiler
  10. • Uykusuzluk
  11. • Düşük kan şekeri
  12. • Mide yanması
  13. • İntihar eğilimleri
  14. • Bağırsak ağrıları
  15. • Anti-sosyal davranışlar
  16. • Ağız kokusu ve mide ağrısı
  17. • Pamukçuk
  18. • Kuru ağız
  19. • Parmak/ayak tırnağı mantarı
  20. • Akne ya da pul pul dökülen cilt
  21. • Üşüme/ titreme
  22. • Kimyasallara hassasiyet
  23. • Dişlerde pas benzeri tabaka ve dilde beyazımsı bir görüntü
  24. • Açlık hissi ve aşırı derecede tatlı yeme isteği.
  25. • Burun tıkanıklığı ve nefes darlığı
  26. • Kulaklarda iltihaplanma ve kulak çevresinde kaşıntı, çınlama
  27. • Sırt, ense ve omuz ağrısı
  28. • Eklemler ağrıları, eklemde şişmeler
  29. • Ciltte sivilce, akne, kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi
  30. • Küf benzeri koku
  31. • Şeker ihtiyacını karşılamak için, aşırı derecede yemek yemek ve ayrıca candidanın ürettiği aside bloke etmek için yağ hücrelerinin çoğalması bölgesel yağlanmaya, kilo artışı, obezite
  32. • Gözlerin önünde noktaların uçuşması gibi görme bozuklukları, yaşarma, yanma..
  33. • Şiş gözler
  34. • Hormonal dengesizlik
  35. • Kronik vajina ve mesane iltihabı
  36. • Konsantrasyon bozukluğun ve hafıza zayıflığı
  37. • Alkol içilmese de alkol kokan nefes
  38. • Aşırı yorgunluk , bitkin, tükenmiş hissetmek.
  39. • Depresyon,
  40. • Uyuşukluk, yanma, karıncalanma, hissizlik
  41. • Kas ağrıları, Kas güçsüzlüğü, uyuşma
  42. • Eklemlerde ağrı, şişme, artrit, artroz
  43. • Karın bölgesinde ağrı
  44. • Kabızlık, ishal, rahatsız edici gaz
  45. • Sorunlu vajinal akıntı, vajinal yanma ya da kaşıntı
  46. • Prostatitis
  47. • Iktidarsızlık
  48. • Cinsel arzu kaybı
  49. • Endometriosis
  50. • Kramp ve regl düzensizlikleri, regl öncesi aşırı gerginlik
  51. • Uykulu olma hissi, koordinasyon bozukluğu
  52. • Sık ruh hali değişimleri
  53. • Huysuzluk ya da çok sinirli olmak
  54. • Konsantre olamamak
  55. • Baş ağrısı
  56. • Sersemlik, denge kaybı
  57. • Kulakların üstünde basınç, şişkinlik ya da karıncalanma hissi.
  58. • Kaşıntı ve kızarıklıklar
  59. • Mide ekşimesinden dolayı boğazda yanma
  60. • Sindirimsizlik, geğirme ve bağırsaklarda gaz
  61. • Dışkıda sümüksü madda
  62. • Dışkının çok kuru ve küçük parçalar halinde olması
  63. • Hemoroit
  64. • Ağız kuruluğu, ağızda kızarıklık ya da kabarcık
  65. • İdrar yaparken yanma
  66. • Postnasal akıntı
  67. • Göğüste ağrı ya da gerginlik
  68. • Nefes darlığı hırıltı
  69. • Öksürük
  70. • Sık ya da acil idrara çıkma ihtiyacı, idrar yaparken yanma.



Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İSTANBUL 

Gsm: 05327757631

UYUMADAN ÖNCE MUTLAKA BİR BARDAK SU İÇİN !!!


                                                   www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                   www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
                                                   www.yemyesilaktar.com

İNANILMASI GÜÇ AMA GERÇEK !!!


- KANIN PIHTILAŞMASI OLMASA İNSAN VÜCUDUNDA DİĞER BÜTÜN SİSTEMLER İŞE YARAMAYACAKTI VE YERYÜZÜNDE İNSAN KALMAYACAKTI. 


- EN UFAK BİR KANAMADA BİLE KAN VE DOKULARDA PIHTILAŞMAYI SAĞLAYAN 40 DAN FAZLA MADDE HAREKETE GEÇEREK 50 MİLİ SANİYE GİBİ BİR ZAMAN DİLİMİNDE SİNİRLERİN BEYNE TAHRİBAT HAKKINDA BİLGİ GÖNDERMESİN ARDINDAN PIHTILAŞMA OLAYINI BAŞLATIR. 


- VÜCUDUN KORUNMASI İÇİN GEREKEN TEK BİR İŞLEMDE ALINAN TEDBİRLER HAYRET VERİCİDİR.

İnsan vücudu aslında başlı başına bir mucize..Her birimizin vücudunda bulunan trilyonlarca hücre de gerçekleşen olaylar insanı hayrete düşürüyor. Vücudumuzda kilometrelerce uzunluğunda döşenmiş damarlar hiç bir şekilde birbirine dolanmıyor. İlk nefes aldığımız doğum anından son nefesimizi verdiğimiz ana kadar kalbimiz kusursuz bir düzende çalışıyor. Biz farkında bile değilken vücudumuzun içine yerleştirilmiş savunma sistemimiz mikroplara karşı bizi koruyor.

Kuşkusuz bu yaratılış mucizelerini saymakla bitiremeyiz. Önemli olan bunları bilmek Allah'ın muhteşem yaratılış sanatının farkında olmak ve sürekli O'na şükretmektir. Sadece yaralandığımız da kanın pıhtılaşma detayı olmasa şu anda yeryüzünde yaşayan insan kalmazdı. Bilindiği gibi herhangi bir nedenle, yaralanma, çizik ya da kesilme ile başlayan bir kanamada kan damarlarından kanın akmasını önlemek amacıyla meydana gelen süreçlerin tümüne ''Pıhtılaşma'' deniyor. Peki eğer pıhtılaşma olayı gerçekleşmesiydi ne olurdu? Çok basit. En ufak bir kanama bile durdurulamazdı ve kan kaybından ölürdük. Şimdi dilerseniz kanın pıhtılaşmasının detaylarına bakalım.

Yeryüzünde adeta proteinden bir yama örerek açılan deliği kapatabilen tek sıvı kandır. İşin daha mucizevi yanı bunu müthiş bir hızla hareket ederken yapmasıdır. Kanda ve dokularda pıhtılaşmanın meydana gelmesini sağlayan, bir arada çalışan 40' dan fazla madde vardır. Bunların bir kısmı pıhtılaşmayı başlatır, bir kısmı hızlandırır, bir kısmı pıhtılaşmayı sona erdirir. Açılan yarada pıhtılaşma işleminin hemen başlaması gerekir. Bunu sağlamak için olağanüstü hızda bir iletişim sistemi şarttır. Sinirlerin beyne, tahribatın sınırları ve bulunduğu nokta hakkında bilgi göndermesinin ardından sadece 50 mili saniye geçer.

Pıhtılaşma olayı, tıpkı otoyolda meydana gelen kazaya acil çağrılarla yetişen devriye ve ambulansların ilk yardımlarını anımsatan bir olaydır. Vücudun herhangi bir bölgesinde bir kanama olduğunda ilk yardım trombosit adı verilen kan parçacıklarından gelir. Trombositler kanın içinde dağınık halde dolaşırlar. Bu nedenle kanama vücudun neresinde olursa olsun mutlaka o bölgeye yakın devriye gezen trombosit vardır. Von Willebrand isminde bir protein ise kaza yerini işaret ederek yardım isteyen bir trafik polis gibi, trombositlerin önlerini keser ve olay yerinde durmalarını sağlar. Olay yerine gelen ilk trombosit tıpkı telsizle yardım ister gibi, özel bir madde salgılayarak diğer ekipleri olay yerine çağırır. Trombositler kemik iliğinin büyük hücrelerinden kopan renksiz ve çekirdeksiz hücrelerdir. En önemli özellikleri bir yere yapışma eğiliminde olmalarıdır. Ancak Allah'ın üstün yaratmasının bir kanıtı olarak trombositler yalnızca kan içindeki endotel doku zarar görmüşse yapışkanlık özelliği ortaya çıkar. Normal endotel hücrelerine yapışmazlar. Eğer öyle olsaydı trombositler kan damarlarının içinde birikerek damarın tıkanmasına sebep olurdu. Bu da çoğu zaman ölümle sonuçlanırdı.

Trombositlerin ilk acil müdahalesi ile kan akışı büyük ölçüde yavaşlatılır. Artık devreye pıhtılaşma mekanizması girer. Pıhtılaşma mekanizmasının en önemli elemanlarından biri ''Fibrinojen'' dir. Fibrinojen normal durumlarda kan içinde erimiş durumda bulunur. Ancak vücutta bir yara meydana geldiğinde ''Trombin'' adındaki başka bir protein Fibrinojen zincirindeki üç halkadan iki tanesini keser. Artık bu protein Fibronejen değil Fibrindir ve bu aşamadan sonra aktif hale gelir. Fibrinlerin kesilen yüzeyi yapışkan parçalara sahiptir. Bu yapışkan parçalar da diğer fibrinlerin gelerek kendilerine yapışmalarına neden olur. Fibrinlerin birbirlerine yapışarak meydana getirdikleri bu kütle kanın akışını durdurmak için meydana getrilmiş ilk pıhtıdır. Şunu da belirtmek isterim ki Trombin proteini 20'e yakın enzimin bir araya gelmesiyle oluşur. Bu enzimlerden tek bir tanesinin olmaması sistemin işlememesi ve insanın hayatını kaybetmesi anlamına gelmektedir. Ancak her şey planlanmış ve sistem kusursuz bir şekilde kurulmuştur. Trombin sadece açık yaranın olduğu yerde üretilir. Bu olay yerinde bulunan ilk yardım ekibinin hasta için gerekli ilacı olay yerinde ihmal etmeleri gibi bir olaydır. Üstelik bu üretim tam ihtiyaç kadar olmalıdır. Ayrıca bu proteinin üretimi tam zamanında başlamalı ve tam zamanında durdurulmalıdır. Başlama ve durdurma emrini trombini üreten enzimler kendi aralarında verirler.

Vücutta yaranın açılmasıyla aniden harekete geçen Trombin, bulduğu bütün Fibrinojenlerin zincir halkalarını kesmeye başlar. Fakat bu işlemi yaranın bulunduğu yerden başka bir yerde yapmaması gerekmektedir. Bağımsız hareket ederse kestiği tüm Fibrinler birbirine yapışacak ve dolaşım içinde kontrolsüz pıhtılar meydana gelecektir. Oluşan pıhtılarda damarların tıkanmasına yol açacaktır. Bu durumda Trombinin baskı altında tutulması gerektiğinde durdurulması gerekir.

Burada bir başka mekanizma devreye girer. Trombini harekete geçiren protein Stuart Faktörü. Ancak Sturat Faktörünün de kontrol altında tutulması ve her gördüğü Protrombini de aktifleştirerek Trombine dönüştürmemesi gerekir. Sturat faktörünü de kontrol eden ''Akselerin'' adında bir başka proteindir.

Bu muazzam organizasyon hassas bir matematik hesabı gibi çalışır. Kanın ne zaman ne oranda pıhtılaşmasını gerektiğini ve ne zaman pıhtılaşmayı durdurması gerektiğini bilmesi gerekir. Bu aşamada ''Antitrombin'' proteinleri devreye girer. Antitrombin kanın pıhtılaşması için devreye giren tüm proteinleri birer birer durdurur. Yaranın tekrar açılmaması için Fibrin sabitleme faktörü adı verilen bir protein pıhtıyı oluşturan Fibrinleri birbirlerine iyice bağlayarak sıkıştırır. Eğer böyle güçlendirici bir faktör olmasaydı sıradan günlük hareketlerimizde bile yara hemen açılır ve iyileşmesi mümkün olmazdı.

Son aşamada ise kanamanın durdurulması ve yaranın iyileşmesi için oluşturulan pıhtının kanama durduktan ve yara iyileştirildikten sonra bozulmasıdır. Bu görevi üstlenen protein Plazmindir. Plazmin Fibrinler arasına girer ve onları teker teker keserek pıhtıyı bozar. Fibrinler bir araya gelerek pıhtıyı oluşturmaya başladığı sırada Plazmin de bir yandan oluşan Fibrinleri kesmeye başlar. Ancak bu iki işlemin zamanlaması öyle mükemmel yaratılmış ki Plazmin Fibrinleri kesip ortadan kaldırmaya çalışırken yara da iyileşir. Pıhtının oluşmasında Fibrin ne kadar hızlıysa onun Plazmin tarafından ortadan kaldırılması da o kadar yavaştır ve işlemler tam olması gereken zamanda biter. Bu işlemler bittiğinde cildiniz eskisi gibi pürüzsüz şekline kavuşur.

Eğer bu hayati sistemde bir aksaklık olsaydı ne olurdu düşünelim. Yara olmadığı halde kan birdenbire pıhtılaşmaya başlasaydı ya da yaranın etrafında oluşan pıhtı bulunduğu yerden ayrılsaydı veya pıhtılaşmada rol alan proteinler arasındaki haberleşmede aksaklık olsaydı. Bunlardan herhangi birinin olması durumunda kalp, akciğer vya beyin gibi hayati organlar giden yollarda tıkanma, kan kaybından ölme gibi durumlarla karşılaşırdık.

Burada dikkat çeken vücuttaki bu benzersiz işlemin kompleksliğidir. Vücudun korunması için gereken tek bir işlemde alınan tedbirler dahi hayret vericidir. Bu düzen öyle planlanmıştır ki, her protein sırasından önce devreye girmemekte, ancak sırası geldiğinde hemen harekete geçmektedir. Her proteinin hareketini kontrol edecek diğer proteinler vücutta hazır beklemektedir. Hepsi de kendilerine emir geldiğinde göreve başlamakta ve hatasız bir şekilde bitirmektedir. Hiç bir zaman Trombositler normal dokulara yapışmazlar. Trombosin Akselerinden önce harekete geçmez. Fibrinojen durup dururken pıhtı oluşturmaya başlamaz. Her zaman Plazminin hareketi Fibrinlere göre daha yavaştır. Burada Allah'ın muhteşem yaratma sanatına şahit oluyoruz.

Kanın pıhtılaşması denince sadece gözle görünür yaralardaki pıhtılaşma akla gelmemelidir. Gün içinde çok sık başımıza gelen, ancak çoğu zaman fark etmediğimiz kılcal damarlarının tamir edilebilmesi için de pıhtılaşma sisteminin olması zorunludur. Bacağınızı masanın kenarına ya da salonunun ortasındaki sehpaya çarptığınız da çok sayıda kılcal damarınız parçalanır. Bu durum iç kanamalara yol açar. Ancak pıhtılaşma sistemi sayesinde kanama hemen durur ve arkasından tamir işlemi başlar.

Sonuç olarak kanımızda pıhtılaşma özelliği mutlaka olmak zorundadır. Üstelik çok sıkı bir denetime tabi tutulması gerekir. İnsan bedeninin hemen her bölümüne milyonlarca borudan oluşan bir tesisat olan damarlar döşenmiştir. Bu boru tesisatın içinde hiç durmaksızın akan bir kan nehri vardır. Zaman zaman insan bedeninde meydana gelen küçük bir çizik veya kesik sonucunda derinin hemen altında bu boruların içinde akan kan dışarı sızar.

Normal şartlarda olması gereken, vücuttaki bütün kanın tıpkı dibinde delik açılmış bir şişesi gibi bu dışarı akması ve küçük çizginin bile insanı kan kaybından öldürmesidir. Ancak bu gerçekleşmez. Söz konusu deliğin etrafında kan pıhtılaşmaya başlar ve pıhtılaşan kan adeta bir tıpa gibi tıkar.

Bu kuşkusuz büyük bir mucizedir. Kanın bu özelliği dünyadaki her insanın hayatını kurtarmaktadır. Aksi takdirde çok küçük yara bile insanların ölümüne neden olacaktır. Ancak insanlar gözlerinin önünde bulunan ve kendi hayatlarını koruyan bu mucize hakkında hiç düşünmezler....




Yemyeşil Aktar 

Beylikdüzü / İSTANBUL 

www.facebook.com/yemyesilaktar 


www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr


www.yemyesilaktar.com





9 Eylül 2016 Cuma


HANGİ MEYVE NEYE YARAR ?

ÇİLEK:
- Strese iyi gelir,
- Sakinleştirici etkisi vardır. 
- Sigaranın etkilerini azaltır.
- Sigara içilen bir odadayken gün boyunca ağza iki çilek atılması önerilir.
- Çocuk felci ve ağız-deri yaralarına yol açan virüsleri öldürücü etkisi vardır.
- Kansere yakalanma riskini azaltır.
- Mide ve bağırsak zayıflıklarını giderir.
- Safra kesesi hastalıklarına iyi gelir.
- Yüksek ateşi düşürür.
- Dişlere ve diş etlerine iyi gelir, diş taşlarının oluşmasını engeller, cilde canlılık kazandırır.

Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü/ İSTANBUL

HANGİ MEYVE NEYE YARAR ?


                                               
HANGİ MEYVE NEYE YARAR ?
ELMA

- Kanı ve böbrekleri temizler, 
- Cilde parlaklık ve güzellik verir. 
- Soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir 
- Kolesterolü düşürür. 
- Sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım eder. 
- Baş ağrısına iyi gelir 
- Yüksek tansiyonu düşürür. 
- Kan şekerini kontrol altında tutar. 
- Romatizmaya ve gut hastalığına ve uykusuzluğa iyi gelir. 
- Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlar.

Yemyeşil Aktar 

Beylikdüzü / İSTANBUL 

www.facebook.com/yemyesilaktar


5 Eylül 2016 Pazartesi


HİMALAYA KAYA TUZU
GECE LAMBALARIMIZ......
Artık sağlıklı negatif iyonlar için Himalaya'ya ya da şelale kenarlarına gitmenize gerek yok. Himalaya Tuzları, Pakistan'ın kuzeybatısında, Himalayalar'ın eteklerinde çıkar. Bu bölgeyi çevreleyen deniz, iklim değişiklikleri nedeniyle buharlaşıp yok olmuştur.
Milyonlarca yıl önceki denizden arda kalan tuz, üst üste kaya katmanlarının oluşmasıyla kristalleşmiş, bugüne dek çevre kirliliğinden korunmuş, en saf halindedir. Himalaya Tuz Lambaları bu cihazlara göre çok daha uygun fiyatlı, bakımı kolay, göze ve ruha hitap eden, 100% doğal bir alternatiftir.
Kaya Tuzu sanatoryumlarına gitmeye ve oradaki Haloterapi seanslarına katılmaya zamanı olmayan, aynı zamanda günümüzün tedavi yöntemlerini tercih etmeyip doğal tedavi yöntemlerini tercih eden astım ve üst solunum yolları rahatsızlıklarından şikayetçi olan kişiler için Pakistan’da bulunan Himalaya Kaya Tuzu madenlerinden özenle seçilip getirilen parça kaya tuzlarının şekil verilip lamba formuna getirilerek ev veya iş yeri ortamında size özel tuz senatoryumu oluşturmanıza yardımcı olur.
Haloterapi (Nefes Çalışması) egzersizleri ile daha rahat nefes almanıza yardımcı olur, havayı temizler, teneffüs edilmesi gereken kaliteli havayı ortamda sağlar. Etrafında çalışan çeşitli radyasyon yayan cihazların ışınlarını bünyesine çeker. Kaya Tuzu Lambaları düzenli kullanıldığı takdirde astım ve üst solunum yolları rahatsızlıklarında yardımcı tedavi olarak etkili rol oynar.

Himalaya Tuz Lambası Neden Faydalı?
Havanın Vitamini - Negatif İyon
Çoğu insan dağ başında, deniz kenarında, bir şelalenin yakınında ya da bir fırtınadan sonra kendini daha iyi hisseder. İyi hissetmemizin nedeni bu ortamlarda havada bulunan büyük miktardaki sağlıklı negatif iyonlardır. Negatif iyonlar havaya tazelik, canlılık verir ve havadaki bakterileri azaltır.
Himalaya Tuz Lambaları, "Negatif İyon" yayarak iç mekanlardaki hava kalitesini arttırır. Doğal bir negatif iyon jeneratörü olan bu lambalar gerçek anlamda "Havanın Vitamini"dirler.
Negatif İyonların Faydaları
•Stres, fiziksel, ruhsal yorgunluk, uykusuzluk, ağrılara iyi gelir.
•Nezle, migren, astım gibi rahatsızlıklara iyi gelir, akciğerlerin kapasitesini yükseltir.
•Bağışıklık sistemini güçlendirir.
•Canlılık, zindelik verir.
•İşte verimi ve konsantrasyonu arttırır.
•Bebek ya da çocukların yanında fiziksel, ruhsal gelişim için temiz hava sağlar.
•Yüksek enerji ve pozitif bir ruh hali için negatif iyon gereklidir.
•Sağlığa faydaları nedeniyle birçok ülkede negatif iyon yayan cihazlar kullanılmaktadır. Bunların çoğu insan yapımı makinelerdir.
Kullanımı
•Tuzun hisgroskopik özelliği olması, heryeri kaplayan atmosferden su toplanması anlamına gelir.
•Her zaman kuru, tercihen havalandırılmış ortamlarda muhafaza edilmesi uygundur.
•Kaya tuzu lambalarını açık havada bırakmayın, özellikle nemli ve rutubetli ortamlarda lambanın tabanı ve yüzeyi ıslak olabilir.
•Kaya tuzu lambasını birkaç saat yakmak onun hemen kurumasına, iyon yaymasına sebep olur.
•Kaya tuzu lambalarının her gün, gün içerisinde belirli süre lamba ile aynı ortamda durduğunuz süre içerisinde açık tutulması gerekmektedir.
Yemyeşil Aktar Beylikdüzü
Fatih Sultan Mehmet Camii altı
Onur Hipermarket Pasajı
BEYLİKDÜZÜ/İSTANBUL
Tel : 0 212 873 33 93
Gsm : 0 532 775 76 31

GÜNAYDIN DOSTLAR...



HİNDİSTAN CEVİZİ CİLDİNİZİN EN İYİ DOSTU !!!



AMAN DİKKAT !!!



                                                              www.yemyesilaktar.com
                                                       www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                      www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr

BENDE BUNU DİYORDUM İŞTE !!!
Farklı bir yaklaşım olmuş :)

                                                https://www.facebook.com/yemyesilaktar/
                                                         https//www.yemyesilaktar.com
                                                https//www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr


30 Haziran 2016 Perşembe

TENCERE VE TAVA TEMİZLİĞİNDE MUCİZE ÇÖZÜM; Karbonat !!!


DİBİ TUTMUŞ YANMIŞ TAVA VE TENCERELERİ KARBONAT KULLANARAK İLK GÜNKÜ HALİNE GETİREBİLİRSİNİZ...
- Tencerenin/tavanın dibine ince bir tabaka karbonat serpin.
- Karbonatı kaplayacak kadar su ekleyin.
- Birkaç saat bekletin.
Birkaç saat sonra tencerenin dibinin bulaşık süngeri ile zahmetsizce temizlendiğini göreceksiniz.







Uyarı:
Karbonat, alüminyum tencerelerin okside olmasına neden olabilir.
Bu yöntemi çelik, emaye ve döküm tencerelerde güvenle kullanabilirsiniz; teflonda kullanacaksanız kazırken çizilmemesine dikkat ediniz!

Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İstanbul