Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

bağışıklık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bağışıklık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2017 Pazar

DÜNYA KANSER HAFTASI 1 - 7 Nisan .......

Çağımızın hastalığı olan Kanser gittikçe yayılıyor...

Birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan ve stres, hazır gıdalar sigara ve yanlış beslenme sorunalrından ortaya çıkma riskinin fazla olmasıyla insan vücudunda farklı yerlerde oluşan Kanser Hastalığı dünyada 1 numaralı ölümcül rahatsızlık olarak kabul edilir.  
Günümüzde kullandığımız bazı ürünler ve eşyalar kanser hücrelerini vücudumuza gizlice davet eder.

Kanser Haftası Ne Zaman Kutlanır?

 Bu rahatsızlığın anlatılması ve uyarılarda bulunulması için her yıl 29 Mart’tan başlamak üzere bir hafta boyunca “kanser haftası ” olarak etkinlikler düzenlenir. 
 Bir hafta boyunca hastalığın nedenleri, tedavi süreçleri ve hastanın bu rahatsızlığı yaşarken olması gereken moral düzeyinin anlatılacağı ve  gösterileceği bu hafta kanser haftası olarak bilinir. 
Son yıllarda kanser rahatsılığı sebebiyle milyonlarc kişi hayata veda ederlen Kanserin oluşmamsı için geekli tüm detayların bilgilendirildiği haftadır. 
KANSER NEDİR?
Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.
Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. 
Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini  kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.
Buna karşın kanser hücreleri, bu  bilinci kaybeder,  kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. 
Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.
Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.
Kanser hücreleriyle (pembe), lenfositlerin (sarı) savaşı.

Kanserin Nedenleri ?

Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.
- Sigara alkol kullanımı,
- Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,
- Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,
- Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)
- Bazı virüsler
- Hava kirliliği
- Radyasyona maruz kalma,
- Kötü beslenme alışkanlığı
Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.
Aşağıdaki belirtilere dikkat edin:     
- Normal olmayan bir kanama veya akıntı   
- Vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler    
- İyileşmeyen yaralar    
- Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük   
- Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık    
- Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara…    
- Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler
Bu değişiklikler görüldüğünde bir hekime başvurmayı ihmal etmeyiniz….

EN SIK GÖRÜLEN KANSER TİPLERİ     

- Meme kanseri    
- Akciğer kanseri    
- Prostat kanseri   
- Mide kanseri    
- Kalın barsak kanseri
- Rahim ağzı kanseri

KENDİ  KENDİNİZİN BEKÇİSİ OLUN
Önce kanserden korkmamayı öğrenmeliyiz. Korku doktora gitmeyi önler ve hastalığın iyileştirilmesini engeller. Hastalık belirtilerini yorumlamak yalnızca doktorların görevidir. Kanserin belirtilerini bilmek bu belirtilerin herhangi birini hissettiğimizde derhal doktora başvurmak şarttır. Hiç rahatsızlık duymasak da yılda bir kez mutlaka genel kontrolden geçmeliyiz. Kanserin iyileştirilir bir hastalık olduğunu unutmamalıyız. İyileşme oranı kanserin erken teşhisi ile doğru orantılıdır.
1.Akciğer Kanseri;
- Uzun süre devam eden öksürük
- Öksürürken kan gelmesi
- Nefes darlığı
- Akciğer kanserini önlemek için sigarayı bırakın ve sigara içilen kapalı ortamlardan kaçının.
2.Cilt Kanseri;
- İyileşmeyen yara
- Ben ve siğillerde şekil, renk değişikliği
- Ani oluşan ben ve siğiller
- Tehlikeli saatlerde güneşlenmeyin, mutlaka yüksek koruma faktörlü güneş kremleri kullanın.
3.Meme Kanseri;
- Memede ele gelen sertlik
- Meme başında içeri doğru çekilme
- Meme başında akıntı
- Meme şeklinde ki değişiklikler
Aylık olarak kendi kendinize meme muayenesi yapın, düzenli olarak mutlaka doktora gidin.
4.Ağız Kanseri;
Düzenli muayene ile diş hekiminiz ve doktorunuz ağız kanserini saptar
5.Rahim Kanseri;
- Menopozdan sonra olan kanamalar
- Nedeni belli olmayan vaginal akıntılar
- Bir aydan fazla devam eden adet kanaması, düzensizlikler veya anormal kanamalar
- Karında şişlik
Düzenli olarak PAP smear testi yaptırın ve pelvik muayene olun.
6.Kolon Kanseri; 
- Makattan gelen kanama ve dışkılama alışkanlıklarının değişmesi
- Karın ağrısı
- Karında kitle
- Kilo kaybı
Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Az yağlı, bol lifli (sebze, meyve, kepekli unla yapılmış yiyecekler) besinleri tercih edin. 
7.Prostat Kanseri;   
- Sık sık (özellikle geceleri) idrara kalkma
- Kesik kesik, ağrılı ve sızılı idrar yapma
- İdrar kesesini tam boşaltamama hissi
- İdrar tutmada güçlük
- İdrar akış gücünde azalma
Hiçbir şikayeti olmasa da 45 yaş üzerinde her erkek, senede bir defa, PSA (prostat spesifik antijen) kan testi yaptırmalıdır. 

KANSERDE ERKEN TANI
- Tedavi şansını artırır
- Tedaviyi kolaylaştırır
- Tedavi giderlerini azaltır
- Doku ve organ kaybını önler
- Sakatlık bırakmaz
HAYAT KURTARIR
Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur. 

Kaynak;  Yük.Bio.Olcay Irmak  

1 Nisan 2017 Cumartesi

BUNU SAKIN YAPMAYIN !!!


CÜZDANINIZI ARKA CEBİNİZDE TAŞIMAYIN !!! 


Erkeklerin, arka ceplerinde cüzdan taşıma ve üzerine oturma alışkanlıkları omurga kaymasına neden oluyor  


Erkeklerin, arka ceplerinde cüzdan taşıma ve üzerine oturma alışkanlıklarını yaşam boyu devam ettirmeleri durumunda, omurganın yanlış pozisyonda tutulmasına bağlı kayma meydana gelebiliyor.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr. Gülçin Gülşen, alışkanlıkların doğrudan omurilik sağlığını etkilediği belirterek, "Her gün uzun saatlerce ayakta kalma ve çoğunlukla erkeklerin arka ceplerinde cüzdan taşıma ve üzerine oturma alışkanlıklarının yaşam boyu devam etmesi durumunda omurganın yanlış pozisyonda tutulmasına bağlı kayma meydana gelebilir. Erkekler bu yüzden siyatik ağrısı çekebilir" dedi.

Siyatik ağrısının bacaklardaki sinir boyunca yayılan önemli bir ağrı çeşidi olduğunu belirten Gülşen, "Genellikle alt bel bölgesinde başlayan siyatik siniri ağrısı, uyluk kemiğinin arka ve yanında belirir, kalçanın içine doğru hareket eder. Ağrı ayak ve ayak parmaklarını da içine alır. Vücudun her iki tarafında bulunan bu sinirlerde ortaya çıkan ağrılar için siyatik hastaları genellikle sadece bir tarafında ağrı hissediyorum' tanımını yapar" diye konuştu.

Prof. Dr.Gülçin Gülşen, "Ağrının yanısıra bu rahatsızlığın en bariz belirtileri bacaklarda uyuşukluk, yanma, karıncalanma, kas zayıflığı, hareket zorluğu ve kontrolsüzlüktür. Bu belirtileri gösteren hastalar genellikle zorlanarak oturma ve hareket etme şikayetinde bulunurlar" şeklinde konuştu.
İŞTE SEBEPLERİ;

Siyatik ağrısının erkek ve kadın ayrımı yapmadığını ifade eden Prof.Dr. Gülçin Gülşen, rahatsızlığın nedenlerini şöyle sıraladı:

"Ana neden yaşam süresinin bir döneminde siyatik sinirine iç ve dış etkenlere bağlı baskı ve tahriştir. Lomber olarak adlandırılan sinirler (alt omurganın dışarı kısmındaki sinirler) üzerinde sıkışma olabilir. Siyatik kökleri bel omurgası diskleri içine kadar uzanır ve bir diskte çıkıntı(herniasyon) olması durumunda sıkışma meydana gelir. Bu da ağrıya neden olur. Bu sebepten kaynaklı bir ağrı Spinal Dekompresyon tedavi yöntemiyle başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Bazı kimselerde doğuştan omurga darlığı olabilir. Bu da yine sinirlere baskı yaparak ağrıya neden olur. Ağrıyı geçirme amacıyla bilinçsiz şekilde siyatik sinir köküne yapılan ovma ve masaj sinire zarar vererek daha kötü sonuçlar doğurabilir. Tahriş olan sinirlerin ve omurganın yeniden organizasyonu, ayak bakım başta olmak üzere farklı tedavi yöntemleri sonuç verebilir".

Şiroterapi bakımın omurga yaralanmalarında disklerin tedavisi ve özellikle kas spazmını azaltmak ve kas gücünü artırmak için uygulandığını belirten Gülşen, "Hamileliğin son dönemlerinde omurga yükünün artması, rahmin siyatik sinir baskısı oluşturması, vücuttaki hormon değişikliğiyle kas spazmı, hareketsizlikle birlikte kas zayıflığı rahatsızlıkları ortaya çıkar. Hamileler için oldukça güvenli bakım olan şiroterapi ile kadınlar vücutlarıyla yeniden barışarak, siyatik ağrısını azaltır ve hatta bir süre sonra ağrı ortadan kalkar" dedi.
"AĞRI KESİCİLER KALICI ÇÖZÜM DEĞİL";

Değişik sebeplerden siyatik ağrısı çeken hastaların ilk olarak ağrı kesici, kas gevşetici benzeri ilaç tedavisine başvurduğunu ifade eden Prof.Dr Gülçin Gülşen, ağrının sebebi göz önünde bulundurulduğunda bunun geçici bir rahatlama sağlarken kalıcı çözüm olamayacağını belirtiyor. Gülşen, 'Tahriş olmuş ve baskı gören bir sinirin ağrısını ilaç maskeleyebilir, ama ağrı geçmez bir süre sonra nükseder. Hastalar çekinmeden merkezimize başvurabilirler. Siyatik ağrısının belirtileri olabilecek bel bölgesinde şişkin disk, spinal stenoz, spinal artrit, veya faset sendromu teşhisi konulursa, ameliyatsız tedavi yöntemi olan Spinal Dekompresyon ile başarılı bir şekilde ağrılarından kurtulabilirler. 'dedi.

5 Şubat 2017 Pazar

YERE DÜŞEN BİR ŞEYİ YEMEK ZARARLI MI?


Yere düşen herhangi bir yiyeceğin beş saniyeden fazla yerde kalmadığı sürece mikrop taşımadığı kanısı yaygındır. Bu inanç ne kadar bilimseldir?


Yere düşen herhangi bir yiyeceğin beş saniyeden fazla yerde kalmadığı sürece mikrop taşımadığı kanısı yaygındır. Bu inanç ne kadar bilimseldir?
Yere düşen yiyecekler gerçekten de beş saniyeden az kaldıkları sürece yenecek kadar güvenli midir, yoksa gözle görülmeyen zararlı mikroplarla mı doludurlar?
Önce şunu netleştirelim: Düşecek bir yemeğe saldırmak için bekleyen bakteri sürüleriyle dolu değildir yerler.
Bu bakteriler zaten her yanımızı çevrelemiş durumdadır. Yeni silinmiş yerde bile vardır bakteri.
Bilim insanları, yere dokunduğu anda yiyeceğin kirlendiğini söylüyor.
'Bakteri denizi'
2015'te yapılan bir araştırmaya göre, evlerdeki toz-kir içinde 9 bin farklı tür mikrobik canlı bulmak mümkün. Bunların 7 binini bakteriler oluşturuyor; ama çoğu zararsız.
Bu bakteriler her yanımızdadır: Ellerimizde, yüzümüzde, evimizde. Dökülen derimiz, soluduğumuz hava bakteri doludur.
En temiz mutfak tezgahı bile bakteriyle doludur.
Chicago Üniversitesi'nden mikrop uzmanı Jack Gilbert, "Mikroorganizmalardan kaçınmanız mümkün değildir. Aslında bir bakteri denizi içinde yaşıyoruz” diyor.
Araştırmalar, her bireyin bir saat içinde çevresine 38 milyon bakteri hücresi saldığını gösteriyor.
Gilbert, mikroorganizmaların tehlikeli olduğu ve "hepsini öldürmek gerektiğine” dair söylemleri 100 yıldır kullandığımızı, ama bu konudaki paranoyamıza rağmen, hastalık yapan mikrop kapma olasılığını hiç anlamadığımızı belirtiyor.
Hangi koşulda yenebilir?
Çevrenin normal ölçülerde temiz olduğu durumda yere düşen bir yiyeceği alıp yiyeceğini söylüyor Gilbert. "Ama mikrop yuvasına düştüğünde değil elbette” diyor.
Hatta daha da ileri giderek, yerleri ya da tuvalet oturağını bile yalamanın büyük ihtimalle sizi hasta etmeyeceğini söylüyor.
Ama evde biri hasta ise ya da hijyen kurallarına pek uyulmayan bir ülkedeyseniz bunun geçerli olmayacağını vurguluyor.
Etrafımızda elbette bazı hastalık yapan mikroplar da var. Ama bu mikrobun yerde olması demek, büyük ihtimalle mutfak tezgahında ya da kapı kollarında da olması demektir. Yani yere düşen yiyeceği yiyip yememenizden bağımsız olarak hastalanabilirsiniz.
Salmonella bakterisi
Aslında genel uyarılar burada da geçerlidir. Örneğin yerde Salmonella virüsü varsa düşen yiyeceği yemek sizi hasta edebilir.
2006'da yapılan bir araştırmada, düşen yiyeceğin yerde beş saniye kalması halinde bu virüsün bulaşma ihtimalinin bir dakika kalmasına oranla daha az olduğu görüldü.
Mikropla kontak yararlı
Bakteri dünyasıyla aramızda sihirli bir bariyer yoktur; en itinalı temizlik bile onları bizden uzak tutamaz.
Aslında mikrop dünyasıyla kontak halinde olmak yararlıdır da.
Uzmanlar, yiyeceğinizi doktor muayenehanesinde ya da tuvalette düşürmediğiniz sürece mikroplara maruz kalmanın iyi bir şey olduğunu söylüyor.
Zira etrafımız mikroplarla dolu bir şekilde evrim geçirdik. Araştırmacılar, insan türünün evriminde mikropların önemli bir rol oynadığına inanıyor.
Henüz küçükken etrafımızdan çok sayıda mikropla kontak halinde oluruz. Çocuk iki yaşına geldiğinde aşina olduğu "mikrop çeşitleri” hemen hemen bir yetişkinin seviyesine ulaşmış olur.
Uzmanlar, yere düşen yiyeceğin kapacağı mikropların bağışıklık sisteminin gelişmesine yardımcı olacağını belirtiyor.
Derimizde bile çok sayıda bakteri vardır.
Aşırı hijyenik ortamlarda bağışıklık sisteminin iyi gelişmeyeceği söyleniyor.
Kısacası, beş saniye kuralı bir saçmalıktan ibaret diyebiliriz. Eğer ortamda hastalık yapıcı bir mikrop varsa, düşen yiyecek çok daha kısa süreyle yerde kalmış olsa bile hastalığı önlemeyecektir.
Diğer zamanlarda ise yerden bir şey alıp yemekte sorun yoktur zaten.
Ama yine de tuvalet oturağını yalamaktan kaçınmak gerekir tabii ki!
Bu makalenin İngilizce aslını BBC Earth sayfasında okuyabilirsiniz. 
kaynak; BBC Türkçe 

11 Eylül 2016 Pazar


CANDIDA MANTARI için PROBIOTIKLERLE savaşın !!!

Candida, bir maya bakterisi türüdür ve her canlıda bulunur.

Genelde lenf sistemi içerisinde görev alan bu mantar türü, dış etkenler sebebiyle gereğinden fazla çoğaldığında tehlikeli olmaya başlar.


Vücutta mukoza zarı bulunan her bölgede varlık gösteren candida mantarına; göz, kulak, mide, mesane, ciğerler ve genital bölgede rastlanır.

Candida mantarı, genelde genital bölge mantarı olarak bilinir ve kadınların adeta korkulu rüyasıdır.

Oysa candida mantarı, sadece genital bölge için tehdit oluşturmaz. 
Sindirim sistemi üzerinde de etkili bir mantar türüdür. Normal bir bağırsak florasında 100 katrilyon (yaklaşık 1500 gr) ağırlığında faydalı bakteri bulunur. 
Bu faydalı bakteriler, düzenleri bozulmadığı sürece sistemde canlı kalmaya ve sağlığımız için işe yaramaya devam ederler. 
Ancak birazdan detaylarıyla bahsedeceğim yanlış beslenme ve benzer hatalar sebebiyle düzenleri bozulduğunda, gereğinden fazla çoğalarak bağırsak ve vajinal floranın da bozulmasına sebep olurlar. Candida mantarı hakkında yapılmış birçok araştırma var. 2008 yılında yapılan bir araştırmada, candida mantarının genital bölgede çoğalmasının kalıcı hale gelebildiği ve bu durumun kısırlığa neden olabildiği gösterildi.

KAS AĞRISINA YOL AÇAR

Bedenimizde candida mantarının çoğalmaya başladığını nasıl anlarız? 
Candida mantarı kontrolsüz çoğalmaya başladığında, birçoğu son derece can sıkıcı belirtiler gösterir. 
Kemik, kas ve organ ağrıları, kokulara karşı alerjik reaksiyon ve aşırı hassasiyet, el ve ayaklarda üşüme ve vücut ısısında düşüş, darbe alma halinde cildin çabuk morarması, ilgili bölgede formal değişiklikler, sindirim problemleri, ilgili bölgede iltihaplanma (bu en sık görülen belirtiler arasında yer alır), kronik yorgunluk, ilgili bölgede doku bozulması, kaşıntı ve kızarıklık, koku, kadınlarda genital akıntı ve kas ağrısı; candida mantarının çoğalmasının belirtileri arasında sayılır. 
Elbette saydığım bu belirtilerin şiddeti de son derece önemli. Şikayetleriniz arttığında mutlaka uzman bir doktora başvurmalı ve tavsiye edilen tedaviye harfiyen uymalısınız.
İnternette candida mantarı ile ilgili arama yaptığınızda evde uygulanan testlerin tavsiye edildiğini görebilirsiniz. 
Uygulaması son derece kolay olan bu testleri yapmak, hastalığı artıran bir etki göstermez ancak tanı koymada yeterli olmadığından hastalığın ilerlemesine ve tedaviye geç kalınmasına sebep olabilir.

Candida mantarının düzenini bozan ve çoğalmasına sebep olan faktörler nelerdir?

Aşırı antibiyotik kullanımı, vücut temizliğinin yetersiz yapılması ve ortak giysi kullanımı (özellikle iç çamaşırı) gibi fiziki nedenlerin dışında bir de beslenme alışkanlıklarıyla ilgili nedenlerle candida mantarı çoğalabilir.

Mantarların büyük kısmı gibi candida mantarı da şekerli besinleri sever. Karbonhidratlar, hidrojenize edilmiş yağlar, işlenmiş gıdalar, hazır gıdalarda bulunan koruyucular, böcek ve tarım ilaçları ile temas ve ağır metaller; candida mantarının kontrolsüz çoğalmasının nedenleri arasında sayılmaktadırlar.

Hangi konuyu işlersek işleyelim, dönüp dolaşıp geldiğimiz yer hep aynı: Beslenme alışkanlıklarımız! Doğru beslenmek, sağlıklı kalmanın en önemli anahtarıdır.

CANDİDA MANTARI İLE MÜCADELE ETMENİN YOLLARI NELERDİR?

Başlıca nedenleri arasında beslenme alışkanlıklarının sayılması sebebiyle candida mantarının tedavisinde yapılması gereken ilk şey, doğru bir beslenme programını uygulamaktır. Candida mantarından kurtulmak için bunları yapın:

ŞEKERLİ GIDALARI TÜKETMEYİN 
Candida mantarını besleyen gıda maddeleri arasında ilk sırada şeker gelir. 
Eğer bu mantar türü ile mücadele ediyorsanız, şekerin her türlüsünü hayatınızdan çıkarmanız gerekir. 
Aslında ne yemeniz ya da yememeniz gerektiğini ayırt edebilmek için ana başlıkları bilmeniz yetmez. Etiket okumayı iyi bilmelisiniz. 
Özellikle marketten aldığınız gıdaların etiketlerinde yazan onca kısaltmanın birçoğu, şeker anlamına gelir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ KUVVETLENDİRİN 
Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması, birçok hastalıkla mücadelede en önemli ihtiyaçtır. 
Candida mantarı ile mücadele döneminde de güçlü bir bağışıklık sistemine ihtiyacımız vardır. 
Bunun için taze ve doğal gıda maddeleriyle beslenmek gerekir. Güvenilir et ve balık yemek de bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeye yardımcı olur.

Yapılan araştırmalar, faydalı yağları tüketmenin candida mantarıyla mücadelede en az proteinler kadar önemli olduğunu da gösterdi.

Faydalı yağlar, yağda çözülen A, D, E ve K vitaminlerinin taşıyıcısı görevini görürken, karotenin A vitaminine dönüşmesini sağlar. 
Bu tür yağları tüketmek D vitamininin emilimini ve kullanımını da sağlar.

SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ FAYDALI BAKTERİLERİ ÇOĞALTIN 
Düzenli olarak probiyotik tüketmek candida mantarı ile mücadelede son derece önemli bir adımdır. 
Sindirim sistemimizde bulunan ve varlıklarından fayda sağladığımız bakteriler vardır. 
Zararlı kolonilerden kurtulmak, yararlı olanların varlık göstermesi için uygun zemini oluşturur.

DESTEKLEYİCİ VİTAMİNLER ALARAK VÜCUDU GÜÇLENDİRİN 
Candida mantarıyla mücadele edenlerin bağışıklık sistemlerini stabil tutabilmeleri çok önemlidir. 
Bunun için de vitamin ve mineral desteğine ihtiyaçları vardır. 
B vitamini kompleksi, 
C vitamini, 
D vitamini, 
E vitamini, 
Kalsiyum 
Magnezyum 
alınabilir.

CANDİDA'YA DÜŞMAN YİYECEKLER
Candida mantarıyla mücadelede anahtar davranışın doğru beslenmek olduğunu artık biliyoruz.

Peki gıda maddeleri arasında bu hastalığın tedavisinde en kuvvetlileri hangileridir?

Birçok hastalığın şifası sayılabilecek SARIMSAK ve ELMA SİRKESİ, candida mantarı tedavisinde de ilk sırada yer alıyor. 
İster çiğ, ister yemeklerin içinde, ister tablet halinde olsun hiç fark etmez; iyileşmek istiyorsanız, sarımsak tüketin.

Sarımsağın bu hastalığı tedavi etmesindeki en önemli sebep, bağışıklığı kuvvetlendiriyor olmasında gizli.

Elma sirkesi, candida mantarının en nefret ettiği gıda maddeleri arasında yer alır. 
Yemeklerden önce bir kaşık elma sirkesini bir bardak suya karıştırın ve tüketin. 
Böylece hem candida mantarının kontrolsüz çoğalmasını önleyecek, hem de bağırsak floranızı tedavi edeceksiniz.

Kaynak;Sabah Gazetesi HALİT YEREBAKAN 

Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İSTANBUL 



UYUMADAN ÖNCE MUTLAKA BİR BARDAK SU İÇİN !!!


                                                   www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                   www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
                                                   www.yemyesilaktar.com

7 Eylül 2016 Çarşamba

MÜRDÜM ERİĞİ FAYDALARI ...



MÜRDÜM ERİĞİNİN FAYDALARI...

- A, B2 ve C vitamini, magnezyum ve potasyum minerali açısından zengindir. 

- Etkili bir antioksidan olması nedeniyle pek çok rahatsızlığa karşı kullanılmaktadır.

- Vücut direncini artırır!

- Tansiyon ve kötü kolesterolü düşürebileceği belirtilmiştir.

- Karaciğer, böbrek ve romatizmaya bağlı rahatsızlıklara karşı destek olabileceği belirtilmiştir.

- Kan yapıcı özelliği bilinmektedir.

- İçerdiği A vitamini sayesinde göz ve cilt sağlığına etkili olduğu belirtilmiştir.

- Sinir sistemini güçlendirdiği belirtilmiştir.

- Sindirim sistemine destek olduğu belirtilmiştir. Kabızlık problemine karşı kullanılır.

- Adet düzenleyici etkisi belirtilmiştir.

- Terlemeyi hızlandırıcı ve idrar söktürücü etkisi belirtilmiştir.

Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İstanbul

Gsm: 0 532 775 76 31

6 Eylül 2016 Salı

ADAÇAYI VE FAYDALARI !!!

                         
                                 https://www.facebook.com/yemyesilaktar/

ADAÇAYI FAYDALARI ve ZARARLARI !!!!




ADAÇAYI;

Latince adı Salvia Officinalis olan adaçayı bitkisi dişotu olarak da bilinir. 

Ada çayının kullanılan bölümü yapraklarıdır. Yaprakları taze veya kuru olarak kullanılır. 
Tıbbi adaçayı (bahçe) niteliği olan Salvia Officinalis ülkemizde yetişmemektedir. 
Bir başka tür olan çayır adaçayı (Salvia pratensis) (Anadolu adaçayı) batı ve güney-batı Anadolu'da bol olarak yetişmektedir. 
Çayır adaçayı kimyasal yapı ve tedavi etkisi bakımından tıbbi adaçayına benzemekte fakat içeriği bakımından fazla etkili değildir.
30-70 cm boyunda olan adaçayı bitkisinin yaprakları çiçeklenme öncesi, Mayıs-haziran aylarında toplanır. Tüylü ve beyazımsı bir renkte olan yapraklarının kurusu çay gibi haşlanarak içildiği gibi, et yemeklerine koku ve lezzet vermek için de kullanılır.

ADAÇAYI FAYDALARI NELERDİR?
·Vücudu direncini güçlendiricidir. Hastalık sonrası güçsüzlük, kas yorgunluğu durumlarında faydalıdır.
·Antiseptiktir. Balgam söktürür ve toksinleri vücuttan uzaklaştırmaya yarar.
·Boğaz ve bademcik iltihabına karşı oldukça yararlıdır. Farenjit, larenjit başlıca kullanım alanlarıdır.
·Adaçayının içinde bulunan cineol adlı madde öksürüğü önleyici özelliktedir.
·Gaz söktürücü ve hazmı kolaylaştırıcıdır. Mide spazmına ve bulantısına iyi gelir.
·Beyin işlevini arttırır, hafızayı güçlendirir,unutkanlık sorununa olumlu etki sağlar. Alzheimer sebebiyle azalan bir beyin kimyasalına koruyucu etkide bulunmaktadır.
·Ateş düşürücüdür.
·Menopoz dönemindeki kadınlarda sıcak basmalarını ve aşırı terlemeyi önleyici etkisi bulunmaktadır.
·Aç karnına içilen adaçayının kan şekerini düşürücü özelliği vardır.
·Soğuk içilen adaçayının ishal kesici etkisi bulunmaktadır.
·Kuru adaçayı yaprağı toz haline getirilerek dişlerin üzerine sürüldüğünde dişleri güçlendirir ve beyazlatır. Diş ve ağız iltihapları durumlarında ise soğuk adaçayı gargara olarak kullanılabilir.
·Migren ve baş ağrısı durumunda, sıcak adaçayına batırılmış bezle alın bölgesine kompres uygulamasının olumlu etkisi bulunmaktadır.
·Soğuk adaçayı kompresi, kesik ve yaralarda rahatlama ve hızlı iyileşme sağlamak için uygulanabilir.

ADAÇAYININ ZARARLARI NELERDİR?
·Sürekli ve fazla miktarda kullanımdan kaçınılmalıdır.
·Düşük yapma olasılığına karşı hamileler kullanmamalıdır.
·Anne sütünün salgılanmasını azaltıcı özelliği bulunduğundan emziren kadınlar kullanmamalıdır.
·Bazı kişilerde kan basıncını yükseltebilir.
·Küçük çocuklara içirilmesi tavsiye edilmez.
·Konsantre adaçayı yağı içilmemelidir.



KAYNAK;
Dyt. Gülhan KOCA
********************************
YEMYEŞİL AKTAR
Beylikdüzü / İSTANBUL
Gsm: 0 532 775 76 31
Tel:    0 212 873 33 93 
*******************************


TELEME NEDİR ?


                           

Isıtılmış Keçi Sütünden, olgunlaşmamış İncir veya Körpe İncir dallarında bulunan SÜT ile mayalanarak elde edilen Yoğurt veya Olgunlaşmamış Taze Peynire benzer Süt Ürünüdür.

Yani kısaca;

''Tam olgunlaşmamış oluşumu yarım kalmış ancak çok çok lezzetli Yoğur veya Peynir'' diyebiliriz...

Anadolu'nun birçok bölgesinde özellikle keçi otlatan çobanlar tarafından pratik, çok hızlı ve yapılışı çok kolay olmasından dolayı tercih edilen bir yiyecek ve beslenme türüdür.. 10 dakika gib, kısa bir sürede hazırlanabilir. Oluştuğu an itibari ile 5 dakikada tüketilmelidir içindeki incir alınırsa 5-10 dakika daha acılaşmadan yenilebilme özelliğini korur.

Her ne kadar İnek Sütü ile yapılsa da Keçi Sütünün tadını lezzetini vermez.

Bal veya yöresel pekmez ile içine kuru incir gibi meyve parçacıkları atılarak tatlı niyetine de yenilebilir.




https://www.facebook.com/yemyesilaktar/

Yemyeşil Aktar

Gsm: 0 532 775 76 31    Tlf; 0 212 873 33 93

5 Eylül 2016 Pazartesi

GÜNAYDIN DOSTLAR...



HİNDİSTAN CEVİZİ CİLDİNİZİN EN İYİ DOSTU !!!



AMAN DİKKAT !!!



                                                              www.yemyesilaktar.com
                                                       www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                      www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr

TRICLOSAN ÖLÜM SAÇIYOR! 


Dün "FDA (Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi) ANTİ BAKTERİYEL SABUNLARI YASAKLADI!" başlıklı haberi Sağlıklı Yaşıyoruz'da çevirisini yaparak sizler için paylaşmıştık. (1) Bugünkü Vatan gazetesi bu haberi ilk sayfadan girerek ayrıntılı olarak işlemiş. (2) Aşağıda bu haberi okuyabilirsiniz. 



"Antibakteriyel sabun zararlı


Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), içerisinde karaciğer kanserine neden olduğu tespit edilen ‘triclosan’ ve ‘triclocarban’ adlı kimyasallar bulunan antibakteriyel sabunların sağlığa zararlı olduğunu açıkladı.

‘Antibakteriyel sabun zararlı’

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), antibakteryel sabunlar hakkında çok çarpıcı bir açıklama yaptı. FDA, içerisinde ‘triclosan’ ve ‘triclocarban’ adlı kimyasallar bulunan antibakteriyel sabunların sağlığa zararlı olduğunu ve 1 yıl içerisinde yasaklanacağını açıkladı. Uzun süredir antibakteriyel sabunların zararlarını araştıran FDA, dünya genelindeki antibakteriyel sabunların yüzde 93’ünde bulunan ‘triclosan’ kimyasalının karaciğer kanserine neden olduğunu duyurdu. ‘Triclosan’ın vücuttaki hormon düzenine zarar verip bakteri bağışıklığını azalttığının da altını çizen FDA, toplam 19 adet kimyasalın söz konusu sabunların içeriğinden çıkarılmasını istedi.

‘Normal sabun kullanın’

FDA’nın kararının ardından başta temizlik ürünleri üreticisi Procter & Gamble olmak üzere birçok ünlü marka, söz konusu kimyasalların kullanımına son vereceğini duyurdu. Antibakteriyel sabunların, normal sabunlara göre daha etkili bir koruma sağlamadığını belirten FDA yetkilisi Doktor Janet Woodcock, “Antibakteriyel ürünlerin mikropları öldürdüğü zannediliyor. Bu düşünce doğru değil. Elimizde bunu ortaya koyan hiçbir kanıt yok. Normal sabun kullanılmasını öneriyorum” ifadelerini kullandı.

Sadece sabunda değil diş macunlarında da var

Uzm. Dr. Vefa Gönenç: “Bu tartışmanın temelini sabunlarda kullanılan triclosan maddesi oluşturuyor. Bu madde mikrobun bulaşmasını engellediği düşünüldüğü için deodorantlarda, diş macunlarında, sabunlarda kullanılıyor. Triclosan içeren antibakteriyel sabunların normal sabunlara göre faydalı olmadığı, normal sabunlardan farklı bir temizlik etkisi olmadığı ortaya kondu. Diş macunlarında da kullanılır bu madde. Türkiye’de şu an kullandığımız çoğu markada var. Triclosan maddesinin meme kanserini tetiklediği, hormon dengesini bozduğu, tiroid hormonunu azalttığı, antibiyotiklere direnç gösterdiği, yeri geldiğinde antibiyotiklerin etkisiz kaldığı, hatta sperm miktarında azalışa sebep olduğu ve kadınlarda endometriozise neden olduğu iddia edildi. 2010 yılında triclosan içeren maddeleri kullanan çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık olduğu ortaya çıktı. Triclosanın etkinlik açısından bir faydası yok. Kesinlikle deride zararlı etkisini gösteriyor. İrritan Kontakt Dermatit denilen temasa bağlı egzamayı artırıyor. Ben bu ürünlerin kullanımını kesinlikle tavsiye etmiyorum. Zaten temizlik açısından normal sabunlardan bir farkı yok.” 

Triclosan nedir?

Mikrop bulaşmasını önlemek veya azaltmak için özellikle antibakteriyel sabunlar, diş macunları, deodorantlar, ağız gargaraları, tıraş losyonları, kozmetikler ve başka pek çok ürüne katılan bir kimyasaldır. FDA ve birçok sağlık kuruluşlarına göre mikropları azaltma açısından antibakteriyel sabunların normal sabunlardan bir farkı yoktur." (2) 

Kaynaklar: 


(2) http://www.gazetevatan.com/-antibakteriyel-sabun-zararli--983055-dunya/


********************************************
********************************************
Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İSTANBUL

GSM: 0 532 775 76 31
                                           www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
                                            www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                     www.yemyesilaktar.com







BENDE BUNU DİYORDUM İŞTE !!!
Farklı bir yaklaşım olmuş :)

                                                https://www.facebook.com/yemyesilaktar/
                                                         https//www.yemyesilaktar.com
                                                https//www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr