Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

büyükçekmeceaktar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyükçekmeceaktar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2016 Perşembe


PH KAÇ OLMALI ?
İdrar pH değeri kaç olursa sağlıklı yada alkali oluruz ?

İdrar pH derecemiz 7,3 ve üstü olursak alkali sayılırız, eğer 7,3 - 6.8 aralığında olursa nötr sayılırız.
Ancak pH 0'la 14 aralığında bir değer.
Bu değerin ortası 7 nötr saf suyun derecesi ne alkali nede asidik. 7 nin altı asidik olmaya başlıyor, buda ortamdaki oksijen miktarının düşük olması demek.
Eğer bir insanın idrar pH değeri 5.5 altındaysa vücutta asidoz kanser başlamış demek'tir.
Bütün kanser hastalarının idrar pH değerleri yaklaşık 4,5 çıkıyor. İdrar pH değeri 2 - 2,5 olanlar var .
Artık asitleşmeden çürüyor.

Konuya dönersek eğer idrar pH değerinizi 7.3 ve üstü tutarsanız hiç bir zaman hastalığa yakalanmazsınız.
Sağlıklı aralık 7.3 - 8 yada 9 olabilir. 10 üstü pek olmaz ama olursada bişi olmaz. 11 e çıkarmak gereksiz ve sağlıksız. Ama 11 - 12 lere çıkarıp sağlıklı olduğunu söyleyen olursa da duymak isterim.

KAYNAK: Kemal MİLAR

YEMYEŞİL AKTAR
Beylikdüzü / İstanbul
Gsm: 05327757631
Tlf : 02128733393

https://yemyesilaktar.com
www.facebook.com/yemyesilaktar
www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr

23 Kasım 2016 Çarşamba

KANSERE ÇARE; Işkın Otu .....



ABD'deki araştırmada, Anadolu'da yayla muzu olarak da bilinen 'ışgın' isimli sebzenin kanser hücrelerinin gelişimini durdurduğu ortaya çıktı.

ABD'nin Atlanta Üniversitesi'nde iki aşama hâlinde yapılan deneyler fareler üzerinde gerçekleştirildi. Işgında bulunan parietin isimli kırmızı pigmentler kanser hücrelerine enjekte edildi. Sadece iki gün içinde kanser hücrelerinin yarısının öldüğü görüldü. Pigmentlerin modifiye edilmiş bir çeşidinin de tümörlerin gelişimini azalttığı belirlendi.

Araştırmadan çıkan bu bulgu yeni bir kanser ilacının da habercisi. Uzmanlar ışgından yapılmış kanser ilacının birkaç yıl içinde kanser tedavisinde kullanılabileceğini belirtiyor. Ancak her ne kadar deney sonuçları olumlu olsa da ışgının ilaca dönüştürülmesi için birçok yeni araştırma yapılması gerektiği belirtiliyor.


Işgınla ilgili yapılan keşif bilim dünyasında büyük bir heyecan yarattı. İngiliz Daily Express gazetesinde "Işgın hayatınızı kurtarabilir " başlığıyla yayımlanan haber dünya basınında büyük yankı buldu.
İki günde kanser hücrelerini öldüren sebze
ANADOLU'DA ÇOK TÜKETİLİYOR..
Kuzukulağıgiller familyasından olan ışgının Latince ismi Rheum ribes. Işgın Anadolu'da ışkın, aşgın, aşkın, eşkin, eşgin, ıçgın, ıçkın, uçgun, uçkun, uşgun ve uşkun isimleriyle de biliniyor.

Doğu Anadolu bölgesinde ise yayla muzu ve dağ muzu olarak da bilinen bu sebzeye yetiştiği yöreye göre Van muzu ve Hakkâri muzu gibi isimler de veriliyor.

Işgın, Güneybatı Asya'nın ılıman ve subtropikal bölgelerinde yetişiyor. Tozlaşması rüzgârlarla olan ve kendi cinsinin diğer türleriyle melezlenebilen ışgın tıbbi bitkiler sınıfına girdiğinden farmakolojik araştırmalarda çok sık kullanılıyor.
Çiğ olarak yenen, zeytinyağlı, yumurtalı yemeği ve reçeli de yapılan ışgın oldukça farklı tariflerde kullanılıyor. Ancak Türk botanik bilimciler bilinçsiz ve uygun olmayan yöntemlerle toplanan ışgının Anadolu'da yok olma tehlikesi altında olduğu uyarısını yapıyor.
İki günde kanser hücrelerini öldüren sebze;
İngilizlerin araştırmasına göre de, kanserli hücrelerin gelişmesini önlüyor.

İngiliz bilim adamları yaptıkları araştırmada, Türkiye’de özellikle Elazığ, Bingöl, Tunceli, Erzincan, Siirt, Bitlis, Muş,Van, Ağrı ve Erzurum’da doğal olarak yetişen ’Işkın’ın(Rıbes) kanserle mücadelede çok etkili olduğunu, bu bitkinin kanserli hücrelerin gelişmesini önlediğini ortaya çıkardı.

Sheffield Hallam Üniversitesi’nin araştırmasına göre, Işkın’da diğer kırmızı sebzelerde olduğu gibi kanseri önlemeye yardımcı olan kimyasal maddeler bulunuyor. Polifenol adlı bu kimyasal maddeler başta lösemi olmak üzere birçok kanser türünü önleyebiliyor.

Araştırmayı yürüten Sheffield Hallam Üniversitesi Biyomedikal Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Nikki Jordan-Mahy, Daily Telegraph gazetesine, “Araştırmalarımız Işkın’ın özellikle pişirildiğinde polifenol miktarı bakımından oldukça zengin olduğunu gösterdi. Bu bitkiden elde edeceğimiz polifenollerle oluşturulacak bir ilaç da kanserle mücadelede kullanılabilir” diye konuştu. İngiltere’de oldukça popüler olan Işkın’ın sapları ve kökleri tüketiliyor. Ülkede bu bitkinin, pastası, tartı ve kokteyli yapılıyor.

Bilimsel olarak Ravent adı ile bilinen yurdumuzun Doğu Anadolu bölgesi’nde ve Beyhan beldemizde yetişen Işkın (Rıbes) Karabuğdaygiller familyasındandır. Serin ve dağlık yerleri seven çok yıllık otsu bitkilerdir.

Anayurdu Uzakdoğu olan raventlerin ülkemizde Işkın adlı tek türü yetişir. Tıbbi ravent (R. officinalis) adlı türünün anayurdu Tibet ve Çin’dir. Eski zamanlardan beri Çinliler tarafından kullanılan bu bitki, Eski Yunan ve Eski Romalılarca da biliniyordu.

Günümüzde ise Avrupa’da Tanen ve kokulu esansları içerdiğinden reçeli yapılır. Suyu bazı aperatiflere katılarak lezzet artırıcı olarak da değerlendirilir. İngiltere’de bu bitkinin, pastası, tartı hatta kokteyli bile yapılıyor. Bu bitki 30-70 cm arasında bir uzunluğa sahip, az yassı 1-3cm enindedir. Bitkinin kaba yaprakları oldukça büyüktür ve bitkinin tabanında toplanmıştır. Bitkinin tepesinde sarıçiçekleri başak şeklindedir.

Kayalık , dağlık yerlerde ve yamaçlarda doğal olarak yetişen Işkın (Rıbes) halk arasında doğunun muzu olarak da bilinir. Mayıs ayının ilk haftasından Haziran ayının ilk haftasına kadar geçen dar bir zamanda bulunan Işkın doğal olarak yetişir ve tohumlarıyla çoğalır. Hafif mayhoş bir tadı olan ışkının yenen kısmı genç sürgünleridir.
Yaklaşık 20-30 günlük süre boyunca toplanarak satılan bu sürgünler Çiğ halde kabuğu soyularak sade, tuzlanarak veya şekere bandırarak yenir. Işkın(Rıbes) adıyla bilinen yeşil renkli mayhoş kökten uca doğru tadı ekşileşir. Lif oranı yüksek bir bitki olduğundan kabızlığa, şeker hastalığına ve mide hastalığına iyi gelir. Sebze olarak “Işkın'lı Yumurta”, “Işkın'lı Kapuska” gibi çeşitli yemekleri de yapılır.  


18 Kasım 2016 Cuma



DOĞUM SONRASI DEPRESYON ....


10 anneden 8’i doğum sonrası depresyon yaşıyor!

“Annelik hüznü”, yaklaşık bir ay içinde kendiliğinden sona ererken, doğum sonrası depresyonda belirtiler daha şiddetli oluyor. 

Üsküdar Üniversitesi NP İSTANBUL Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, “annelik hüznü” olarak da bilinen lohusa sendromunun doğum sonrasındaki ilk iki haftada yoğun yaşandığını belirterek ilk bir ayda kendiliğinden sona erdiğini söyledi.

Lohusa sendromu ile doğum sonrası sendromunun karıştırılmaması gerektiğini belirten Prof.Dr. Dönmez şunları söyledi:

“Lohusa sendromu, doğumdan sonra kendini mutsuz, gergin, kaygılı hissetme, sık ağlama isteği, uykuya dalma güçlüğü ve iştah kaybı gibi belirtilerin eşlik ettiği durumdur. 
Genellikle doğum sonrasındaki ilk iki haftada yoğun yaşanır ve ilk bir ayda kendiliğinden sonlanır. Dolayısıyla herhangi bir profesyonel yardım gerektirmez. Bu süreyi aşan durumlar daha ciddi bir klinik tablo olan doğum sonrası depresyonun geliştiğini düşündürmelidir. 

Doğum sonrası depresyonda belirtiler annelik hüznüne göre daha şiddetlidir, bebeğe karşı ilgi kaybı, kendine ve/veya bebeğe zarar verme düşünceleri eşlik eder. Böyle bir durumda mutlaka acilen bir psikiyatriste başvurmak gerekir.” 
Aşırı mükemmeliyetçi anneler risk altında

Doğum yapan kadınların yüzde 80’inde lohusa sendromu görüldüğünü belirten Prof. Dr. Dönmez, “Özellikle geçmişinde depresyon öyküsü olan, stresli yaşam olayları bulunan, aile ve sosyal desteği yetersiz olan, bebeğin sağlık durumunda bir sorun olan, “zor” bir bebeğe sahip olan annelerde annelik hüznü daha sık görülür. Ayrıca mükemmeliyetçi, kaygılı, kendini aşırı eleştiren, kendine güveni az olan kişilik yapısı da lohusa sendromu gelişimi açısından risk etkenidir” diye konuştu. 

Sosyal destek çok önemli

Lohusa sendromunun atlatılmasında sosyal desteğin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, “Bu destek hem psikolojik anlamda hem de bebeğe bakım anlamında verilmelidir. Annenin kendine de kısa da olsa vakitler ayırması için imkân yaratılabilir. 
Doğum sonrası depresyon durumunda şüphe ediliyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir psikiyatriste başvurulmalıdır” tavsiyesinde bulundu. 


11 Ekim 2016 Salı

NAR KABUKLARINI SAKIN ATMAYIN !!!


Prof. Dr. Uslu, evde sıkılan narın kabuklarının asla atılmaması gerektiğini de belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Gölgede veya 40-50 dereceyi geçmeyecek ortamlarda kurutarak, ufaladığımız nar kabuklarını serin bir yerde saklayalım.
Daha sonra 100 gram kaynamış suya, 2 gram nar kabuğu atarak, yaklaşık 10 dakika kaynatıp suyunu hemen her gün çay olarak tüketelim. Böylece başta kanser, kalp ve şeker hastalıkları olmak üzere pek çok hastalıktan kendimizi korumuş olacağız.
Hatta çay içmekten üşenirsek, kurutulmuş ve parçalanmış nar kabuklarını, kahve çekme makinelerinde toz haline getirip, bir çay ya da kahve kaşığı tozu salata, peynir gibi gıdalarla direk olarak ta tüketebiliriz.
Özellikle şeker hastaları beta hücrelerini artıracak bu tozu tüketmeye özel çaba göstermelidir. Genelde tüm meyvelerde olduğu gibi narın da en değerli yeri kabuğudur. Bir ilaç gibi içtiğimiz nar suyundan arta kalan kabukları da asla atmayalım ve başta kanser, şeker ve kalp olmak üzere hemen hemen tüm hastalıklardan korunalım.”
HEMEN SİZDE PAYLAŞIN...ŞİFA OLSUN



Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İstanbul










20 Eylül 2016 Salı

BAKANLIK BU 38 ÜRÜNÜ YASAKLADI !!!


NİHAYET BAKANLIK BU 
38 ÜRÜNÜN BULUNDURULMASINI VE SATIŞINI 
TÜM ''AKTARLARA'' YASAKLADI  ...

Şifa arayan vatandaşın hastane ve eczaneden sonra sık sık gittiği aktarlarda satılan bazı ürünlere yasak geldi. Habertürk'te Lütfi Erdoğan imzası ile yeralan habere göre,

Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), aktarlarda satılan 38 ürünü “tehlikeli” olduğu gerekçesiyle yasak kapsamına aldı.

Bakanlık, daha önce genelge yayımlayarak aktar vitrinlerine, ürünlerin kullanılışına ilişkin etiket, ilan ve benzeri yazılar asılmasını yasaklamıştı.

“Adasoğanı diz ağrısına, güzelavratotu baş ağrısına, nane gribe, adaçayı nezleye iyi gelir” gibi ifadelerin kullanılmasına da yasak getirilmiş, aktarlarda bitkisel karışım yapılmasının da önüne geçilmişti.

ÖLÜME BİLE GÖTÜRÜYOR

Yasaklanan 38 ürün arasında iltihaplı bölgeleri iyileştirdiği iddia edilen adasoğanı, ağrı kesici özelliği olduğu belirtilen güzelavratotu ve romatizma ağrılarını durdurduğu ifade edilen hintyağı da yer aldı.

Bu ürünlerin bilinçsiz kullanımı sonrasında damar tıkanmasına, zehirlenmeye ve hatta ölüme yol açtığı vurgulandı.

İŞTE SATILMASI MAHZURLU VE TEHLİKELİ OLAN O MADDELER:

1. Bulbus scillae (Adasoğanı) ve preparatları
2. Cantharide (Kantarit, Kuduz Böceği) ve prep.

3. Creosotum (Katran ruhu, Kreozot)
4. Flos Cinae (Horasani, S.Contra) ve prep.

5. Flos Pyrethri (Pire Otu) ve prep.
6. Folia Belladonnae (Güzel avrat otu) ve prep.

7. F. Digitalis (Digitalis, Yüksük otu) ve prep.
8. F. Hyoscyami (Banotu) ve prep.

9. F. Jaborandi (Jaborandi yaprağı) ve prep.
10. Folia Stramonii, Flores Stramonii (Tatula yaprak ve çiçeği) ve prep.

11. Fructus Coculi (Balık otu) ve prep.
12. Fr. Colocynthi (Ebu Cehil Karpuzu) ve prep.

14 26
13. Fr. Ecbali Elaterii (cirtatan, eşek hıyarı.), usaresi tozu ve diğer prep.
14. Fr. Papaveris (Haşhaş), şurubu ve diğer prep.

15. Cummi Guttae (Patalomba, Katalamba)
16. Herba Bel1adonnae (Güzel Avrat otu) ve prep.

17.H. Cannabis (Kenevir, Kendir), F. Cannabis ve prep
18. H. Conii (Baldıran) ve prep.

19. H.Rutae (Sedef otu), Fl. Rutae ve prep.
20. Oleum Cheropodii (Kenepod esansı) ve prep.

21. O. Ricini (Hint yağı)
22. Opium ve prep.

23. Podophyllinum (Podofilin)ve podofilotoksin ve prep.
24. Radix Ipecacuanhae (Altın kökü) ve prep.

25. R. Pyrethri (Pire Otu) ve prep.
26. Rhizoma Pilicis (Erkek Eğrelti otu) ve prep.

27. Rh. Hellebori (Çöpleme) ve prep.
28. Secale Cornutum (Çavdar mahmuzu) ve prep.

29. Semen Calabar (Kalabar baklası) Ve prep.
30. S. Colchici (Çiğdem) ve prep.

31. S. Crotonis (Kroton tohumu), o.Crotonis (Yağı, Habb el milük yağı)
32. S. Ricini (Hint yağı bitkisi tohumu, Bezr-i hırva)
33. S. Sabadillae (Bit otu, papaz otu) ve prep.
34. S. Straphisagriae (Bit otu) ve prep.

35. S. Strychni (ve diğer Strychnos türlerinin tohumları-kargabüken, inyas baklası) ve prep.
36. Summitates Sabinae (Kara ardıç) ve prep.

37. Tubera Aconiti (Kurtbogan) ve prep.
38. Radix Mandragorae (Adam-Adem otu) ve prep.

                     www.facebook.com/yemyesilaktar 
                    www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr

Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul 

Tlf     : 02128733393 
Gsm  : 05327757631 

NEDEN KANSERSİNİZ?


Neden Kansersiniz?
Hayatında hep şeker oldu. Çayı, kahveyi şekersiz içmedin. Kahvaltıya reçelsiz ve krem çikolatasız oturmadın. Beyaz pirinç ve ekmeğin şeker olduğunu unuttun. İçinde yüksek oranda fruktoz bulunan meyveleri kiloyla yedin. İçinde glukoz ve aspartam olan ürünler tükettin. Kolanın ve gazlı içeceklerin şeker ve zehir karışımı olduğunu bile bile içtin. Önce insülin direncin başladı sonra şeker hastası oldun, 150 kilo oldun ama durmadın.

Palm yağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.

Paketlenmiş hazır sıvı ve katı tüm ürünlerdeki koruyucu kimyasalların seni kanser edeceğini önemsemedin. Salçanı, makarnanı, turşunu hatta, limonu sıkıp limon suyunu bile kendin yapmadın. Hazır almak kolayına geldi. Pazardan nohutunu, fasülyeni bile almadın, bunları konserve satın almak yemek basitti.

İnsanlar 4000 yıldır misvak vb. doğal malzemelerle diş fırçalarken sen gittin 35 açılı sentetik diş fırçasını ağzına soktun. O da yetmedi; bildiğimiz çamaşır deterjanının şeker ve naneyle karıştırılmış şekli olan diş macunu ile hayat boyu diş fırçaladın ve bunun bir kısmını yuttuğunu göz ardı ettin. Bal ve karbonatın dişlerini tartarlardan bile temizlediğini bilmedin ve dişleri de o macunlarla çürüttün.

Çamaşır deterjanının ve yumuşatıcının vücut ısısı ile deri tarafından emildiğini ve deri kanserinin en büyük nedeni olduğunu umursamadın. Çamaşırlarını boraks ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğini umursamadın.

Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.

Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.

Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun. 

Karıncaları, böcekleri, sinekleri; limon karbonat fesleğen acı biber vb doğal yollarla evinden uzak tutmadın. Bastın böcek zehrini, o ağır kimyasalları temizlesen bile gitmez bunu unuttun. Soludun ve eşyaların üzerinden ellerinle ağzına soktun. (O kadar kandırıldın ki, böcek zehrine neden böcek ilacı dendiğini bile sormadın.)

Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin.

Resmen radyoaktif olan cep telefonunu kulağına 2 saat yapıştırdın. Radyoaktif olan wi-fi (kablosuz ağ) vericisini evin içine soktun, radyoaktif olan alıcı bilgisayarı da kucağından indirmedin. Yatarken cep telefonunu hep başucunda tuttun ama uçak moduna almayı aķıl etmedin.

Hem çocuğunun odasına hem de kendi yatak odana gece lambası koydun ve geceleri açık tuttun. Bağışıklık sisteminin gelişmesini ve kanserden korunmayı sağlayan melatonin hormonunun gece uyurken zifiri karanlıkta üretildiğini hiç duymadın ya da duydun ama boşverdin.

Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin.

Üzerinde “organik” yazan her gıdayı gerçekten organik sandın bunlara normalden fazla para bile ödedin ama bir gıdanın gerçekten organik sayılabilmesi için gerekli standartlar nelerdir ve aldığın organik(!) ürün gerçekten de organik midir hiç merak edip araştırmadın incelemedin.

Yiyeceklerini cam ve toprak kaplarda saklamak ve pişirmek yerine çelik ve bilmediğin kaplamalarla kaplı kaplarda pişirdin yedin. En önemlisi de mutfağının her yerine plastik, teflon ve alüminyum soktun ve çizildikçe onları da yediğini unuttun.

Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin.

Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.

Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.

Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun.

Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın… 

Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?” 

Dr. Taner Akman




Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul 

Tlf     : 0 212 873 33 93 
Gsm  : 0 532 775 76 31

15 Eylül 2016 Perşembe

''KANSERİN''
 NİHAYET ÇARESİ BULUNDU !!!


Küba'da sosyalizmin başarısı: Tümörü engelleyen kanser aşısı ücretsiz olarak kullanımda!

Kübalı doktorlar, 25 yıl boyunca kansere karşı bir aşı üzerinde çalıştı ve başardı. Cimavax adlı aşı, tümörün ürettiği ve kanda dolaşan "epidermal büyüme faktörü" adlı proteini hedef alıyor ve tümörün büyümesini engelliyor. Aşı halka ücretsiz verilmeye başlandı.

 '' 1416 14:47-09-20 İlerihaber ''
Cimavax adlı aşının, ömrü bir yıla kadar uzatabildiği, 60 yaş altındaki hastalarda iyi sonuç verdiği ortaya kondu. Doğrudan tümöre saldırmayan aşı, tümörün ürettiği ve kanda dolaşan "epidermal büyüme faktörü" adlı proteini hedef alıyor. Bu protein hücrelere büyümesini ve bölünmesini söylüyor, kanseri yayıyor. Aşı işte bu proteinin kanser hücrelerine yapışmasını engelliyor. Uzmanlar testler olumlu sonuç verirse bir gün Cimavax’ın insanların çocukken yaptıracağı önleyici bir aşı haline gelebileceğini belirtiyor.
Hürriyet’ten Çınar Oskay ve Sebati Karakurt’un Kübalı doktorların kanser hastalığına yönelik çalışmalarını ve Küba’nın sağlık alanında nasıl bir gelişme içinde bulunduklarını anlatan Castro ve sonrası isimli yazı dizisinin ilgili bölümü şu şekilde:

"KANSER AŞISI KÜBA'DA KULLANIMDA
2008’deki klinik denemelerin ikinci fazında, aşı olan kanser hastalarının diğerlerine oranla 4 ila 6 ay uzun yaşadığı tespit edildi.
Ve Sağlık Bakanlığı Cimavax adlı aşıyı halka ücretsiz vermeye başladı.
Küba’daki bin kişiden sonra Avrupa’da da bin kişi teste tabi tutuldu.
Aşının, ömrü bir yıla kadar uzatabildiği, 60 yaş altındaki hastalarda iyi sonuç verdiği ortaya kondu.
Bu aşı doğrudan tümöre saldırmıyor. Tümörün ürettiği ve kanda dolaşan “epidermal büyüme faktörü” adlı proteini hedef alıyor.
Bu protein hücrelere büyümesini ve bölünmesini söylüyor, kanseri yayıyor. Aşı işte bu proteinin kanser hücrelerine yapışmasını engelliyor.
Cimavax önleyici bir aşı değil. Var olan tümörlerin büyümesini ve metastaz atmasını engelliyor.
Geç aşama kanseri, kronik ama beraber yaşanabilen bir hastalığa dönüştürüyor.
Obama’nın Küba açılımından sonra ABD’deki Roswell Park Kanser Enstitüsü aşıya ilgi gösterdi ve klinik deneyleri başlatmaya karar verdi. Şu anda Gıda ve İlaç Dairesi FDA’dan izin alma sürecindeler.
Bu aşının klinik testlerden geçmesi, ABD’de kullanıma girmesi 5-10 yıllık bir süreç. Küba’nın üretim kapasitesi sınırlı. Testleri akciğer dışındaki kanserlere uygulama şansları da olmadı. O yüzden ABD ve diğer ülkelerin katılımı çok önemli.
Uzmanlar, testler olumlu sonuç verirse, bir gün Cimavax’ın insanların çocukken yaptıracağı önleyici bir aşı haline gelebileceğini belirtiyor.
İşte o zaman Küba esas devrimi, insanlığın en büyük düşmanı olan kansere karşı yapmış olacak.
BU TEDAVİLERDEN NASIL YARARLANILIR?
Önce Küba’daki sağlık kurumlarına müracaat ediliyor e-posta ile.
İngilizce bir rapor istiyorlar. Doktorlardan oluşan bir komisyon bu raporu inceliyor. Küba’da çaresinin, farklı bir uygulamanın olup olmadığına bakıyorlar. Küba Sağlık Hizmetleri adında bir grup bu: Servicios Medicos de Cuba. Bu başvuruları iyice yapmadan Küba’ya gitmeniz asla önerilmiyor. Zira adada kalacak yer, dil gibi sıkıntılar var. www.smcsalud.cu (İngilizce versiyonu var)."

14 Eylül 2016 Çarşamba

SARIMSAK VE LİMON SUYU MUCİZESİ !!!


SARIMSAK 
ve 
LİMON SUYU MUCİZESİ ...

İkisi de ayrı ayrı sağlık deposu olan limon ve sarımsak bir araya gelirse ne olur dersiniz?
İşte limon suyu ve sarımsağın yüzde yüz kanıtlanmış faydası...

1- Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.
2- Kollestrol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını sağlıyor,
kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor, bu dönemde diyete dikkat etmek gerekiyor)
Şekeri düşürüyor,pankreas'ın yenilenmesini sağlıyor.

3- Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.
4- Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.
5- Tüm romatizmal iltihabı önleyip, hertür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor. Eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor. Ağrıları kesiyor.
6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor.
Sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını arttırıyor.
Felçlere ve Vertigo'da fayda veriyor.

7. Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor ve her türlü alerjiyi, özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden kesiyor. Kansere karşı tüm vücudu koruyor.
Limon suyu ve sarımsak mucizesi hazırlanışı;
- 2 litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoza karıştırılıp doldurunuz.
- Sarımsak yıkanmadan ve ezilerek limon suyunun içine koyulacak,kavanozun kapağı sıkıca kapatılacak.
25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp hergün çalkalanacak. (sarımsaklar iyice erimiş olacak)

- 25 gün sonra kavanozu açıp her sabah kahvaltıdan yarım saat 1 saat kadar önce aç karnına yarım veya içilebiliniyorsa 1 çay bardağı içilecek.
Kavanozun kapağı hep kapalı tutulacak, kavanoza asla su,şeker v.b. karıştırılmayacak,ancak çay bardağına aldığınız
kısmı istenirse sulandırılıp içilebilir...

- Karışım içildikten sonra, (en az 30 dk. sonra) kahvaltı
yapılacak.
Mümkünse bu karışım her sabah aynı saatte içilecek.
KAYNAK; ınternethaber.com

LÜTFEN DİKKAT !!! 
Kalp ve tansiyon hastaları doktorlarına danışmadan kullanmasınlar !!!!!!!!!!!!!

YEMYEŞİL AKTAR
Beylikdüzü / İSTANBUL

Gsm:0 532 775 76 31 

www.facebook.com/yemyesilaktar 
www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr 
www.yemyesilaktar.com 

13 Eylül 2016 Salı

1 PORSİYON MEYVE KAÇ GR. ?


Günlük Meyve ihtiycımız 5 - 6 porsiyondur.
Aşağıdaki listede sizlere ''porsiyon/gr'' miktarlarını vererek 
tüketeceğiniz meyve miktarını belirlemenize yardımcı olmak istedim.



* Elma              : 100 gr       (1 orta boy)
* Portakal        : 100 gr        (1 orta boy)
* Mandalina      : 135 gr       (2 küçük boy)
* Kayısı            : 100 gr        (3-4 adet)
* Muz               : 60 gr        (1 küçük boy veya yarım)
* İncir              : 50 gr         (1-2 adet)
* Kiraz             : 75 gr        (12 adet)
* Vişne             : 80 g          (14 adet)
* Greyfurt        : 100 gr      (1 orta boy)
* Üzüm             : 90 gr        (15 iri tane)
* Yeni dünya     :                ( 6 adet)
* Kırmızı erik    : 50 gr        (2-3 adet)
* Yeşil erik        : 100 gr    (10 adet)
* Çilek              : 100 gr      (12 adet/1 çay bardağı)
* Şeftali            : 140 gr      (1 orta boy)
* Armut            : 100 gr      (1 orta boy)
* Ayva              : 100 gr      (1/4 orta boy)
* Nar                : 75 gr        (1/2 orta boy)
* Kavun            : 150 gr       (1/8 orta boy kavun)
* Karpuz           : 200 gr       (1/8 orta boy karpuz)
* Kivi                : 75 gr        (1 adet)
* Ananas           : 75 gr
* Kuru incir       : 15 gr        (2 adet)
* Kuru kayısı      : 20 gr       (3 adet)
* Kuru üzüm      : 20 gr
* Kuru erik        : 25 gr
* Portakal Suyu  : 1 çay bardağı
* Greyfurt Suyu : 1 çay bardağı
* Nar Suyu         : 1 çay bardağı
* Vişne Suyu      : 1 çay bardağı
* Üzüm Suyu      : ½ çay bardağı
* Elma Suyu       : 1 çay bardağı
* Havuç Suyu     : 1,5 çay bardağı


Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul

Gsm:0 532 775 76 31 




11 Eylül 2016 Pazar


KOLESTROLE İYİ GELEN YİYECEKLER ...
Kurubaklagiller: 
Kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek gibi besinlerin içerisinde bulunan çözünür lifler, kötü Hutlu kolesterol olarak anılan LDL kolesterolü düşürmeye yardımcıdırlar. 

Yapılan bir bilimsel araştırmada;
her gün 1 porsiyon kurubaklagil tüketimi, 6 haftada kan kolesterol seviyelerini %10 azaltmıştır.
Haftada en az üç kez kurubaklagiller sofralarımızda yer almalı.

Kuruyemişler: 
Fındık, badem ve ceviz gibi kuruyemişler, düzenli tüketildiklerinde kan kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcıdırlar. İçerdikleri çoklu doymamış yağ asitleri de, damar sağlığının korunmasına yardımcı olurlar. Yapılan bilimsel çalışmalara göre, günde ortalama 40 gram kuruyemiş tüketmek, kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.

Soya ürünleri: 
İçerdikleri fitat ve izoflavonlar sayesinde düzenli tüketildiklerinde kolesterolü düşürücü etki gösterirler.
Soframızda çok alışkın olmadığımız soya ürünlerine soya sütü, tofu veya soya kıyması olarak yemeklerde, çorbalarda yer verebiliriz.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) önerilerine göre; günde 25 gram soya proteini tüketmek, kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.

Avokado:
Avokadoda; iyi huylu kolesterol olan HDL’yi yükselten ve LDL’nin düşmesine yardımcı olan tekli doymamış yağ asitleri bulunur. Aynı zamanda diğer bütün meyvelere oranla, kolesterol düşürmeye yardımcı etkisi olan beta sitosterolleri yapısında daha fazla bulundurur. Günde ¼ veya ½ avokado tüketmek kan kolesterolünü düşürmek konusunda yol katetmeyi sağlar.

Çikolata: 
Bitter çikolatanın içerdiği antioksidanlar, kalp sağlığının korunmasına yardımcıdır. Bazı bilimsel çalışmalar, kakaoda bulunan antioksidanların iyi huylu kolesterolü yükseltmeye yardımcı olduğunu göstermiştir. Günde 30 gram bitter çikolata tüketmenin, kötü huylu kolesterolün vücutta okside olmasına engel olduğu bilinir.

Bitkisel steroller: 
Bitkilerin yapısında bulunan bu madde, vücuttan kolesterol emilimini azaltarak, düzenli tüketimde kolesterolü düşürmeye yardımcı etki gösterir.

Bitkisel sterollerin kolesterolü düşürücü etki göstermesi için günde 2 gram tüketilmeleri gereklidir.

Bazı bilimsel çalışmalarda aşırı tüketimlerinin damar sertliği riskini arttırabileceği gösterilmiştir.
Piyasada bulunan bitkisel sterol eklenmiş ürünleri kullanan kişiler, eğer yüksek kolesterol sebebi ile ilaç kullanıyor iseler, doktorlarına danışmalılar.



YEMYEŞİL AKTAR
BEYLİKDÜZÜ / istanbul

Gsm: 0 532 775 76 31

www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
www.facebook.com/yemyesilaktar
www.yemyesilaktar.com


BİR ÇOK SAĞLIK SORUNUNUZUN SEBEBİ 

'' Kandida Bağırsak Mantarı" ......
Bağırsaklarınızın florası ne durumda?
Sabah uyandığınızda bu testi mutlaka yapın!!!
Bağırsaklarınızda CANDIDA (kandida) maya mantarının arttığını basit bir testle anlayabiliriz.
Bir bardak içme suyuna sabah aç karnına tükürün ve 15 dakika izleyin. 
Eğer tükürük suyun üstünde kalıyorsa sağlıklı bağırsak florasına sahipsiniz. 
Eğer tükürük dibe çöküyorsa, saçak gibi aşağıya iniyorsa, kar yağmış gibi oluyorsa veya suya rakı konmuş gibi bulanıyorsa candida bağırsak floranızı bozmuş demektir.
Evdeki herkes testi yapsın..
Bir parça yeseniz bile karnınız şişiyor ve ağrıyorsa, yaptığınız bütün diyetlere rağmen karnınızın şişliğini ve sertliğini gideremiyor, lifli besinler tükettiğiniz halde çoğu zaman kabızlık sorunu yaşıyorsanız, yeme krizlerinize care bulamıyorsanız sebebi büyük ihtimalle CANDIDA Mantarıdır...
Candida mantarları gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürür.
Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülür. 
Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik ve sertlik oluşur.
“CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”
Son elli yılda sessiz ve yıkıcı hastalıklarda patlama yaşandı ve tetkiklere, testlere bol bol para harcanırken yanlış teşhisler yanlış ilacların kullanılmasına ve çok daha kötü sonuçlara yol açtı. Kimse bağırsaklarından tüm vucuduna geçen ve organlarına büyük zarar veren Candida Albicans maya mantarı ve onun yol açtığı Candiasis (Kandiyasis) hastalığından şüphelenmedi.
Kandiyasis hastalığı ile mücadele Almanya’da son on yılda sağlık bakanlığı politikası haline gelmişken maalesef ülkemizde adını duyan çok az insan var.
Kandiyasis’in sebep olabileceği hastalıklardan obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları, hormonal bozukluklar, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi.
Çocuklarda alerjik hastalıklar, akıntılar, tıkanıklıklar, otizm, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu giderek artıyor.
Yorgunluk, unutkanlık, asabiyet, cinsel isteksizlik, tahammülsüzlük, durumlarında psikyatrlar ilaçlar yazdı, eklem ağrıları ve ödemler için avuç avuç romatizma ilaçları içildi.
Zihinsel ve fiziksel performansı artıracak besin takviyelerini kullanmayan kalmadı, cinsel gücü arttırmak için her yol denendi, saç dökülmesi ve cilt sorunları için dermokozmetik ve kozmetiğe harcanan parayı biliyorsunuz…
Kandida mantarından arınarak vücudunuzda varolduğunu düşündüğünüz pek çok hastalıktan ve fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.
Kısaca gıda ya da ilaç zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu.
Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri ile birlikte kandida maya mantarı kılcal damarlara kadar ulaştı ve organlarımıza zarar vermeye başladı.

Kısaca nedenleri:

• Beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar.
• Şekerli besinlerin fazla miktarda tüketilmesi.
• Sezaryen ile yapılan doğumlar.
• Günlük beslenme programında karbonhidratlara ağırlık verme.
• Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler.
• Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının bozulması.
• Antibiyotik kullanımının artması başta olmak üzere yanlış tedavi yöntemleri bu artışa neden oldu.

Neden olduğu enfeksiyonlar ve belirtileri:

Sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar.
Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir
Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. 
Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. 
Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz.
Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur. Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da (doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın) yansır.

VÜCUDUMUZDA EN BELİRGİN ŞİKAYETLER VE BELİRTİLER ;
  1. • GAz/şişkinlik
  2. • Kabızlık ya da ishal
  3. • Kolit
  4. • Makatta kaşıntı ve kızarıklık, hemeroid
  5. • Adrenal/Tiroid yetmezliği
  6. • Mide yaraları
  7. • Ruhsal ve fiziksel yorgunluk görülür.
  8. • Uyuşukluk/tembellik
  9. • Allerjiler
  10. • Uykusuzluk
  11. • Düşük kan şekeri
  12. • Mide yanması
  13. • İntihar eğilimleri
  14. • Bağırsak ağrıları
  15. • Anti-sosyal davranışlar
  16. • Ağız kokusu ve mide ağrısı
  17. • Pamukçuk
  18. • Kuru ağız
  19. • Parmak/ayak tırnağı mantarı
  20. • Akne ya da pul pul dökülen cilt
  21. • Üşüme/ titreme
  22. • Kimyasallara hassasiyet
  23. • Dişlerde pas benzeri tabaka ve dilde beyazımsı bir görüntü
  24. • Açlık hissi ve aşırı derecede tatlı yeme isteği.
  25. • Burun tıkanıklığı ve nefes darlığı
  26. • Kulaklarda iltihaplanma ve kulak çevresinde kaşıntı, çınlama
  27. • Sırt, ense ve omuz ağrısı
  28. • Eklemler ağrıları, eklemde şişmeler
  29. • Ciltte sivilce, akne, kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi
  30. • Küf benzeri koku
  31. • Şeker ihtiyacını karşılamak için, aşırı derecede yemek yemek ve ayrıca candidanın ürettiği aside bloke etmek için yağ hücrelerinin çoğalması bölgesel yağlanmaya, kilo artışı, obezite
  32. • Gözlerin önünde noktaların uçuşması gibi görme bozuklukları, yaşarma, yanma..
  33. • Şiş gözler
  34. • Hormonal dengesizlik
  35. • Kronik vajina ve mesane iltihabı
  36. • Konsantrasyon bozukluğun ve hafıza zayıflığı
  37. • Alkol içilmese de alkol kokan nefes
  38. • Aşırı yorgunluk , bitkin, tükenmiş hissetmek.
  39. • Depresyon,
  40. • Uyuşukluk, yanma, karıncalanma, hissizlik
  41. • Kas ağrıları, Kas güçsüzlüğü, uyuşma
  42. • Eklemlerde ağrı, şişme, artrit, artroz
  43. • Karın bölgesinde ağrı
  44. • Kabızlık, ishal, rahatsız edici gaz
  45. • Sorunlu vajinal akıntı, vajinal yanma ya da kaşıntı
  46. • Prostatitis
  47. • Iktidarsızlık
  48. • Cinsel arzu kaybı
  49. • Endometriosis
  50. • Kramp ve regl düzensizlikleri, regl öncesi aşırı gerginlik
  51. • Uykulu olma hissi, koordinasyon bozukluğu
  52. • Sık ruh hali değişimleri
  53. • Huysuzluk ya da çok sinirli olmak
  54. • Konsantre olamamak
  55. • Baş ağrısı
  56. • Sersemlik, denge kaybı
  57. • Kulakların üstünde basınç, şişkinlik ya da karıncalanma hissi.
  58. • Kaşıntı ve kızarıklıklar
  59. • Mide ekşimesinden dolayı boğazda yanma
  60. • Sindirimsizlik, geğirme ve bağırsaklarda gaz
  61. • Dışkıda sümüksü madda
  62. • Dışkının çok kuru ve küçük parçalar halinde olması
  63. • Hemoroit
  64. • Ağız kuruluğu, ağızda kızarıklık ya da kabarcık
  65. • İdrar yaparken yanma
  66. • Postnasal akıntı
  67. • Göğüste ağrı ya da gerginlik
  68. • Nefes darlığı hırıltı
  69. • Öksürük
  70. • Sık ya da acil idrara çıkma ihtiyacı, idrar yaparken yanma.



Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İSTANBUL 

Gsm: 05327757631