Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

beylikdüzükışçayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beylikdüzükışçayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2016 Perşembe

ARDIÇ AĞACININ İLGİNÇ HİKAYESİ...









Hiç mi içiniz sızlamadı


Türkiye’nin en verimli ardıç ormanına iş makineleriyle dalıp, yüzlerce ardıç ağacını vahşice katlettiler. 


Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Yeniköy’deki ardıç ormanlarına geçtiğimiz yıl mermer ocağı izni verildi. Ancak bu bölgenin Türkiye’nin en verimli ardıç ormanlarını barındırıyor oluşu, mermerciliğe verilen iznin tepki çekmesine neden oldu. Buna rağmen Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nden (MİGEM) 100 hektarlık alan için aldığı maden ruhsatı ile ardıç ormanına iş makineleriyle dalan İstanbul merkezli ‘Plato Mermer’ adlı firma, alandaki yüzlerce ağacı keserek ormanın kalbine doğru ilerlemeye başladı. Isparta’daki ilgili tüm kurumların da bir sakınca görmeyerek izin verdiği ardıç ormanı katliamına tanık olan köylüler ise çaresizlik içinde bu vahşi yıkımı seyrediyor. 


Oldukça geniş kullanım alanıyla Anadolu uygarlıklarının gelişiminde önemli rolü olan ardıç ağaçları, bir zamanlar Türkiye’nin hemen her bölgesinde yayılış gösteren bir türdü. Özellikle Torosların kireçtaşı kayalıklarında boylanan anıtsal ardıç türleri, su ve toprak gereksinimi en az olan kanaatkar yapısıyla zamana meydan okuyarak binlerce yıldır varlığını sürdürdü. Ancak yüksek enerjisi nedeniyle binlerce yıldır demir atölyelerinde yakacak olarak kullanılan ardıç ağacı, mobilyadan parfüme, yün boyamadan sarnıç ve fıçı yapımına, yay ve müzik aletlerinden gıdaya, beşikten mezara uzanan geniş kullanım alanına sahip olması ardıç ağaçlarının hızla sonunu getirmeye başladı. 




ARDIÇ KUŞUNU TAKLİT EDEREK ORMANCILIKTA DEVRİM YAPTI 
Yalnızca ardıç kuşunun taşlığından geçerek çimlenebilen özelliği nedeniyle kültürde fidan üretimi gerçekleştirilemediği için de ardıç ormanları yenilenemiyordu. 2006 yılında Orman Yüksek Mühendisi Hazin Cemal Gültekin’in, Isparta Eğirdir’de gerçekleştirdiği buluşla dünya ormancılık tarihinde bir devrime imza atılmış, doğal malzemelerle ardıç kuşunun sindirimi taklit edilerek ardıç ağacı tohumlarının çimlendirilmesi sağlanmıştı.
                                                            
TÜRKİYE 10 YIL SÜREYLE ARDIÇ EYLEM PLANI YÜRÜTTÜ, 175 MİLYON HARCANDI
Bu başarılı buluşun ardından bozuk ardıç ormanların iyileştirilmesi için dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından ‘Ardıç Ormanlarının Rehabilitasyonu Eylem Planı’ başlıklı bir çalışma başlatıldı. 2006 yılında başlatılan ve 2015 yılına kadar süren ardıç eylem planı kapsamında toplamda 300 bin hektarlık bozuk ardıç ormanının verimli hale getirilebilmesi için 175 milyon lira bütçe kullanıldı.
KORUNMASI GEREKEN ARDIÇ ORMANLARI KATLİAMA AÇILDI
Ancak 2004 yılında değiştirilen maden yasasının ardından vahşi madenciliğin saldırısına hedef olan ağaç türlerinin başında koruma altındaki ardıç ağaçları gelmeye başladı. ‘Bozuk orman’ olduğu gerekçesiyle birbiri ardında ardıç ağaçlarının yayılış gösterdiği alanların mermer ve taş ocaklarına tahsis edilmesi, yaklaşık 10 yıl süren ve yüzlerce milyon lira ve emek harcanarak uygulanan ardıç eylem planını boşa çıkardı. 
TÜRKİYE’NİN EN VERİMLİ ARDIÇ ORMANINI ÇİN’E TAŞ SATMAK İÇİN YOK EDİYORLAR
Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Yeniköy ve çevresi de Türkiye’nin en nitelikli ardıç ormanlarını bünyesinde barındırıyor. Bu bölgede ardı ardına mermer ve taş ocağı ruhsatı verilmesi tepkileri de beraberinde getirdi. İstanbul merkezli olduğu öğrenilen ‘Plato Mermer’adlı firma, Yeniköy’deki yaklaşık 100 hektarlık alanda aldığı mermer ocağı işletme ruhsatının ardından tüm tepkilere rağmen ardıç kıyımına başladı. Yüzlerce ardıç ağacının vahşice yok edildiği alanda mermer çıkarmaya başlayan firmanın Çin, Hindistan ve Tayland gibi tedarikçi ülkelere işlenmemiş mermer ihraç ettiği öğrenilirken, firmanın ortaklarından birinin ise Tayvanlı olduğu belirtildi. 
                                                              



‘TÜRKİYE EN VERİMLİ ARDIÇ ORMANINI SONSUZA KADAR KAYBEDECEK’
Bölgedeki ardıç ağacı kıyımına tepki gösteren Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin tüm ardıç ormanlarının kalbi sayılabilecek olan Yeniköy, Zengi Yaylası ve çevresinde mermercilik faaliyetine izin verilmesi tam bir akıl tutulmasıdır. Zengin yaban hayatına ev sahipliği yapan ardıç ormanları ayrıca hiçbir bakanlığın kaydında bulunmayan sahipsiz yılkı atlarının da yaşam alanıdır. Bölgedeki orman katliamının bir an önce durdurulmasını istiyoruz. Aksi halde birkaç ay içinde Türkiye en nitelikli ardıç ormanlarını sonsuza kadar kaybedecek” ifadelerine yer verdi. 
                                                 

ISPARTA, ÜLKENİN ARDIÇ ORMANLARININ YÜZDE 12’SİNİ BARINDIRIYOR
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de toplam 1.1 milyon hektar alanda ardıç ağacı yayılış gösteriyor. Ancak bu alanların yaklaşık yüzde 91’i zamanla tahrip edildiği için bozuk orman niteliğinde. Yalnızca Göller Bölgesi, Akdeniz ve Ege Bölgesinin bir bölümünde 250 bin hektar civarında verimli ardıç ormanlarına sahibiz. Yüzde 82’si boz ardıç, yüzde 15’i yağ ardıç, yüzde 3’ü ise servi ardıçlarından oluşuyor. Isparta, 216 bin hektar ardıç ormanı bulunan Konya’nın ardından 132 bin hektarla Türkiye’nin tüm ardıç ormanlarının yaklaşık yüzde 12’sini barındırıyor. Isparta’yı 123 bin hektarla Mersin takip ederken Amasya’da 96 bin, Antalya’da ise 88 bin hektar civarında ardıç ormanı bulunuyor. 

Ancak ardıç ormanlarının en yoğun olduğu bölgeler aynı zamanda mermer ve taş ocağı ruhsatlarının da en yaygın olduğu bölgeleri kapsaması, oldukça değerli bir tür olan ardıç ağaçlarını tehdit etmeye devam ediyor.
Kaynak;Yusuf Yavuz (Odatv.com) 

Beylikdüzü / İstanbul 
Gsm: 05327757631




23 Kasım 2016 Çarşamba

KANSERE ÇARE; Işkın Otu .....



ABD'deki araştırmada, Anadolu'da yayla muzu olarak da bilinen 'ışgın' isimli sebzenin kanser hücrelerinin gelişimini durdurduğu ortaya çıktı.

ABD'nin Atlanta Üniversitesi'nde iki aşama hâlinde yapılan deneyler fareler üzerinde gerçekleştirildi. Işgında bulunan parietin isimli kırmızı pigmentler kanser hücrelerine enjekte edildi. Sadece iki gün içinde kanser hücrelerinin yarısının öldüğü görüldü. Pigmentlerin modifiye edilmiş bir çeşidinin de tümörlerin gelişimini azalttığı belirlendi.

Araştırmadan çıkan bu bulgu yeni bir kanser ilacının da habercisi. Uzmanlar ışgından yapılmış kanser ilacının birkaç yıl içinde kanser tedavisinde kullanılabileceğini belirtiyor. Ancak her ne kadar deney sonuçları olumlu olsa da ışgının ilaca dönüştürülmesi için birçok yeni araştırma yapılması gerektiği belirtiliyor.


Işgınla ilgili yapılan keşif bilim dünyasında büyük bir heyecan yarattı. İngiliz Daily Express gazetesinde "Işgın hayatınızı kurtarabilir " başlığıyla yayımlanan haber dünya basınında büyük yankı buldu.
İki günde kanser hücrelerini öldüren sebze
ANADOLU'DA ÇOK TÜKETİLİYOR..
Kuzukulağıgiller familyasından olan ışgının Latince ismi Rheum ribes. Işgın Anadolu'da ışkın, aşgın, aşkın, eşkin, eşgin, ıçgın, ıçkın, uçgun, uçkun, uşgun ve uşkun isimleriyle de biliniyor.

Doğu Anadolu bölgesinde ise yayla muzu ve dağ muzu olarak da bilinen bu sebzeye yetiştiği yöreye göre Van muzu ve Hakkâri muzu gibi isimler de veriliyor.

Işgın, Güneybatı Asya'nın ılıman ve subtropikal bölgelerinde yetişiyor. Tozlaşması rüzgârlarla olan ve kendi cinsinin diğer türleriyle melezlenebilen ışgın tıbbi bitkiler sınıfına girdiğinden farmakolojik araştırmalarda çok sık kullanılıyor.
Çiğ olarak yenen, zeytinyağlı, yumurtalı yemeği ve reçeli de yapılan ışgın oldukça farklı tariflerde kullanılıyor. Ancak Türk botanik bilimciler bilinçsiz ve uygun olmayan yöntemlerle toplanan ışgının Anadolu'da yok olma tehlikesi altında olduğu uyarısını yapıyor.
İki günde kanser hücrelerini öldüren sebze;
İngilizlerin araştırmasına göre de, kanserli hücrelerin gelişmesini önlüyor.

İngiliz bilim adamları yaptıkları araştırmada, Türkiye’de özellikle Elazığ, Bingöl, Tunceli, Erzincan, Siirt, Bitlis, Muş,Van, Ağrı ve Erzurum’da doğal olarak yetişen ’Işkın’ın(Rıbes) kanserle mücadelede çok etkili olduğunu, bu bitkinin kanserli hücrelerin gelişmesini önlediğini ortaya çıkardı.

Sheffield Hallam Üniversitesi’nin araştırmasına göre, Işkın’da diğer kırmızı sebzelerde olduğu gibi kanseri önlemeye yardımcı olan kimyasal maddeler bulunuyor. Polifenol adlı bu kimyasal maddeler başta lösemi olmak üzere birçok kanser türünü önleyebiliyor.

Araştırmayı yürüten Sheffield Hallam Üniversitesi Biyomedikal Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Nikki Jordan-Mahy, Daily Telegraph gazetesine, “Araştırmalarımız Işkın’ın özellikle pişirildiğinde polifenol miktarı bakımından oldukça zengin olduğunu gösterdi. Bu bitkiden elde edeceğimiz polifenollerle oluşturulacak bir ilaç da kanserle mücadelede kullanılabilir” diye konuştu. İngiltere’de oldukça popüler olan Işkın’ın sapları ve kökleri tüketiliyor. Ülkede bu bitkinin, pastası, tartı ve kokteyli yapılıyor.

Bilimsel olarak Ravent adı ile bilinen yurdumuzun Doğu Anadolu bölgesi’nde ve Beyhan beldemizde yetişen Işkın (Rıbes) Karabuğdaygiller familyasındandır. Serin ve dağlık yerleri seven çok yıllık otsu bitkilerdir.

Anayurdu Uzakdoğu olan raventlerin ülkemizde Işkın adlı tek türü yetişir. Tıbbi ravent (R. officinalis) adlı türünün anayurdu Tibet ve Çin’dir. Eski zamanlardan beri Çinliler tarafından kullanılan bu bitki, Eski Yunan ve Eski Romalılarca da biliniyordu.

Günümüzde ise Avrupa’da Tanen ve kokulu esansları içerdiğinden reçeli yapılır. Suyu bazı aperatiflere katılarak lezzet artırıcı olarak da değerlendirilir. İngiltere’de bu bitkinin, pastası, tartı hatta kokteyli bile yapılıyor. Bu bitki 30-70 cm arasında bir uzunluğa sahip, az yassı 1-3cm enindedir. Bitkinin kaba yaprakları oldukça büyüktür ve bitkinin tabanında toplanmıştır. Bitkinin tepesinde sarıçiçekleri başak şeklindedir.

Kayalık , dağlık yerlerde ve yamaçlarda doğal olarak yetişen Işkın (Rıbes) halk arasında doğunun muzu olarak da bilinir. Mayıs ayının ilk haftasından Haziran ayının ilk haftasına kadar geçen dar bir zamanda bulunan Işkın doğal olarak yetişir ve tohumlarıyla çoğalır. Hafif mayhoş bir tadı olan ışkının yenen kısmı genç sürgünleridir.
Yaklaşık 20-30 günlük süre boyunca toplanarak satılan bu sürgünler Çiğ halde kabuğu soyularak sade, tuzlanarak veya şekere bandırarak yenir. Işkın(Rıbes) adıyla bilinen yeşil renkli mayhoş kökten uca doğru tadı ekşileşir. Lif oranı yüksek bir bitki olduğundan kabızlığa, şeker hastalığına ve mide hastalığına iyi gelir. Sebze olarak “Işkın'lı Yumurta”, “Işkın'lı Kapuska” gibi çeşitli yemekleri de yapılır.  


18 Kasım 2016 Cuma

KANSERDEN KORUNMANIN EN KOLAY YOLU !!!

Kanserin gerçek nedenini bulan Nobel ödüllü Dr. Otto H Warburg, kanserin temelinde yatan sebebin oksijen eksikliği olduğunu tespit etmiştir. Oksijen eksikliği, vücudun asit seviyesinin yükselmesine neden olur. Dr. Warburg ayrıca kanser hücrelerinin anaerobik olduğunu (oksijen ile nefes almadıklarını) bulmuştur; yani vücudun alkalin durumu gibi yüksek oksijen içeren durumlarda yaşayamazlar.
Yediğimiz yiyecekler, vücudumuzda uygun pH seviyesini sağlamakta hayati bir önem taşır. pH dengesi, vücudunuzun tamamındaki sıvılarda ve hücrelerde asit ve alkali arasındaki dengedir. Vücudunuz, hayatta kalabilmek için, kandaki pH seviyesini hafif alkali bir seviye olan 7.365 noktasında dengede tutmak zorundadır. Maalesef, günümüzdeki tipik beslenme şekli işlenmiş şekerler, rafine edilmiş tahıllar, genetiğiyle oynanmış organizmalar gibi zehirli ve asit oluşturan yiyeceklerle doludur. Bu da, sağlıksız, asidik bir pH oluşmasına neden olur.
Dengesiz bir pH, hücresel aktiviteleri ve fonksiyonları kesintiye uğratabilir. Fazla asidik bir pH, kanser, kalp-damar rahatsızlıkları, şeker hastalığı, kemik erimesi ve reflü gibi birçok ciddi sağlık sorununa yol açabilir.
Vücudunuzu çok uzun bir süre asidik bir durumda bırakırsanız, bu yaşlanmayı da hızlandırır. Robert O. Young, The pH Miracle (pH Mucizesi) kitabında birçok sağlık sorununun yüksek asit seviyelerinden kaynaklandığını söylemektedir. Bunun sebebi, parazitlerin, kötü bakterilerin, ve (aşırı çoğalan kandida gibi) virüslerin asitliği yüksek ortamlarda büyüyüp çoğalabilmesidir. Halbuki, alkali bir ortam bakteri ve diğer patojenleri dengeler ve nötralize eder.
Dolayısıyla, pH dengesini sağlamak, sağlığınızı olabileceği en iyi noktaya taşımak için gereken en önemli araçlardan biridir. Aşağıda yer alan tarifi kullanarak sağlığınız için önemli bir adım atabilirsiniz. 
YÜKSEK ASİTLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN EV TARİFLERİ
Malzemeler: 1/3 çay kaşığı karbonat ve 2 yemek kaşığı taze sıkılmış limon suyu veya organik elma sirkesi
Hazırlanışı: Tüm malzemeleri karıştırın. Asit/baz kombinasyonu anında köpürmeye başlayacaktır. Köpürme durana kadar karbonat eklemeye devam edin ve bardağı yaklaşık 250 ml suyla doldurun. Hepsini bir kerede için. Bu ev tarifi pH dengesini sağlayacak ve vücudunuzda alkali oluşturan bir ortam yaratacaktır. Mide asidine de çare olacak ve kandaki aşırı asitliği engelleyecektir.  


DOST ZİYARETİNE GİDERKEN MEYVE ALIN !!!




DOĞUM SONRASI DEPRESYON ....


10 anneden 8’i doğum sonrası depresyon yaşıyor!

“Annelik hüznü”, yaklaşık bir ay içinde kendiliğinden sona ererken, doğum sonrası depresyonda belirtiler daha şiddetli oluyor. 

Üsküdar Üniversitesi NP İSTANBUL Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, “annelik hüznü” olarak da bilinen lohusa sendromunun doğum sonrasındaki ilk iki haftada yoğun yaşandığını belirterek ilk bir ayda kendiliğinden sona erdiğini söyledi.

Lohusa sendromu ile doğum sonrası sendromunun karıştırılmaması gerektiğini belirten Prof.Dr. Dönmez şunları söyledi:

“Lohusa sendromu, doğumdan sonra kendini mutsuz, gergin, kaygılı hissetme, sık ağlama isteği, uykuya dalma güçlüğü ve iştah kaybı gibi belirtilerin eşlik ettiği durumdur. 
Genellikle doğum sonrasındaki ilk iki haftada yoğun yaşanır ve ilk bir ayda kendiliğinden sonlanır. Dolayısıyla herhangi bir profesyonel yardım gerektirmez. Bu süreyi aşan durumlar daha ciddi bir klinik tablo olan doğum sonrası depresyonun geliştiğini düşündürmelidir. 

Doğum sonrası depresyonda belirtiler annelik hüznüne göre daha şiddetlidir, bebeğe karşı ilgi kaybı, kendine ve/veya bebeğe zarar verme düşünceleri eşlik eder. Böyle bir durumda mutlaka acilen bir psikiyatriste başvurmak gerekir.” 
Aşırı mükemmeliyetçi anneler risk altında

Doğum yapan kadınların yüzde 80’inde lohusa sendromu görüldüğünü belirten Prof. Dr. Dönmez, “Özellikle geçmişinde depresyon öyküsü olan, stresli yaşam olayları bulunan, aile ve sosyal desteği yetersiz olan, bebeğin sağlık durumunda bir sorun olan, “zor” bir bebeğe sahip olan annelerde annelik hüznü daha sık görülür. Ayrıca mükemmeliyetçi, kaygılı, kendini aşırı eleştiren, kendine güveni az olan kişilik yapısı da lohusa sendromu gelişimi açısından risk etkenidir” diye konuştu. 

Sosyal destek çok önemli

Lohusa sendromunun atlatılmasında sosyal desteğin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, “Bu destek hem psikolojik anlamda hem de bebeğe bakım anlamında verilmelidir. Annenin kendine de kısa da olsa vakitler ayırması için imkân yaratılabilir. 
Doğum sonrası depresyon durumunda şüphe ediliyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir psikiyatriste başvurulmalıdır” tavsiyesinde bulundu. 


17 Kasım 2016 Perşembe

SALMONELLİ BAKTERİSİ NEDİR?


Salmonella, gıda zehirlenmelerinin en yaygın nedenlerinden biri olan bir grup bakterinin adıdır. 

Salmonella ile temastan yaklaşık 12-72 saat sonra enfeksiyon, ishal, ateş, ve karın krampları gelişir.Hastalık genellikle 4 ila 7 gün sürer ve çoğu kişi tedavi olmadan iyileşir. Bazı kişilerde, ishal hastanın hastaneye gitmesini gerektirecek kadar şiddetli olabilir. 
Bu hastalarda, Salmonella enfeksiyonu bağırsaklardan kan dolaşımına ve vücudun diğer bölgelerine yayılabilir ve antibiyotik tedavisi gecikirse ölüme neden olabilir.
Yaşlılar, bebekler ve bağışıklık sistemi bozulmuş olan kişilerde hastalık daha ciddi seyreder.

Salmonella bakterisi pişirme ve pastörizasyon ile öldürülebilir . 
Gelişmekte olan ülkelerde sık ve salgın şeklinde ortaya çıkan bir hastalık olan tifo ve paratifo da salmonella bakterilerinin S. typhi ve S. paratyphi serotipleri tarafından tarafından oluşturulur. 

Etken Mikroorganizma:


Salmonella Enterobacteriaceae adı verilen bir gram negatif çubukçuk şeklindeki basildir . Yaklaşık 2000 serotipi insanlarda hastalığa neden olur.S. typhi ve S. paratyphi (A, B, C) yalnızca insanlarda enterik ateş (tifo, paratifo) olarak adlandırılan hastalığa neden olur. Bunların dışında kalan salmonella serotipleri non-typhoidal salmonella olarak adlandırılır.

Nasıl Bulaşır?


Salmonella bakterisi özellikle kuşlar olmak üzere , diğer hayvanların ve insanların bağırsak sistemlerinde yaşar.

Genellikle hayvan dışkısı ile kontamine gıdalar yenmesiyle insanlara bulaşır.

Kirlenmiş yumurta, kümes hayvanları , et , pastörize edilmemiş süt veya meyve suyu , peynir , kontamine çiğ sebze ve meyve , baharat , ve çerezler bulaşma kaynağı olabilir.

Gıdaların iyi pişirilmesi salmonellayı öldürür.

Özellikle sürüngenler ( yılan, kaplumbağa , kertenkele ) , amfibi ( kurbağalar ) , kuşlar ( civciv ) ve evcil hayvanlar salmonellanın bulaşmasında rol oynayabilir ve temastan sonra hijyen kurallarına mutlaka uyulmalıdır.

Tüm yaş gruplarını etkiler. Şiddetli veya komplike hastalık için en büyük risk altındaki gruplar bebekler,yaşlılar ve bağışıklık sistemi bozuk olan kişilerdir.

Hastalık Belirtileri:


Kuluçka Dönemi 12-72 saattir. Belirtileri ishal (bazen kanlı) , ateş, karın krampları ve kusmadır. Birçok sağlıklı kişide tedavi olmadan 4-7 günde iyileşir. Ancak bazı hastalarda barsak alışkanlıklarının tamamen normale dönmesi birkaç ay sürebilir. Hastalığa yakalananların küçük bir kısmında ise eklemlerde ağrı ,gözlerde tahriş ve ağrılı idrara çıkma gelişebilir . Buna reaktif artrit denir ve aylar ya da yıllar boyunca sürebilir ve tedavisi zor olan kronik artrite yol açabilir . Antibiyotik tedavisi artrit gelişimini engellemez.

Hastalığın tanısı:


Salmonella
enfeksiyonu dışkı örneğinin test edilmesi ile tespit edilebilir. Ancak, çoğu vakada test sonuçları çıkmadan hastalık belirtileri ortadan kalkmaktadır.

Hastalığın Tedavisi:


Salmonella enfeksiyonları genellikle 5-7 gün içerisinde kendiliğinden geçer ve çoğu zaman ağızdan sıvı alımını arttırmak ve dinlenme dışında özel bir tedavi gerektirmez. İshal ve kusması çok şiddetli olan hastalarda ise damardan sıvı tedavisi gerekebilir. Antidiyareik ilaçlar krampları azaltabilir ancak ishal süresini arttırırlar. Bakterinin kan dolaşımına girmesi, immun sistem yetersizlikleri gibi ciddi durumlar dışında tifo olmayan Salmonella enfeksiyonlarında antibiyotik kullanılması bakterinin vücuttan atılım süresini uzatabilir, başkalarına bulaşma ve hastalığın tekrarlama riskini arttırabilir.

Hastalıktan Korunma:


Salmonellosisi önlemek için bir aşı yoktur. Korunmak için alınabilecek önlemler:

• Çiğ ya da az pişmiş yumurta , pişmemiş kıyma veya kümes hayvanları ve pastörize edilmemiş süt de dahil olmak üzere yüksek riskli gıdalar yemekten kaçının. Çiğ yumurta ile yapılan ev yapımı soslar, mayonez vs. kullanmaktan kaçının.

• Çiğ et ya da kümes hayvanları ile temas ettikten hemen sonra su ve sabun ile ellerinizi , mutfak çalışma yüzeylerini ve eşyalarını yıkayın . Özellikle bebekler , yaşlılar için yemek hazırlarken dikkatli olun .

• Çapraz bulaşmayı önlemek için buzdolabında çiğ et , tavuk ve deniz ürünlerini diğer gıdalardan ayrı bir yerde tutun. Mümkünse , mutfakta iki kesme tahtası (çiğ et için ayrı meyve ve sebze için ayrı bir kesme tahtası) bulundurun. Önceden çiğ et tutulan yıkanmamış bir yüzey üzerine pişmiş yiyecek koymayınız.

• Yemek yemeden önce sabunla ve ılık suyla ellerinizi yıkayın.

• Besinleri pişirirken güvenli bir iç sıcaklığa ulaşıp ulaşmadığını denetleyebilmek için bir et termometresi kullanın.

• Dondurulmuş gıdaları çözünmeye başladığında derhal tüketin.


• Eğer hayvan dışkısı ile temas ederseniz ellerinizi yıkayın. Sürüngenler (kaplumbağalar , iguanalar , kertenkele, yılan vs ) evcil olsalar dahi salmonella taşıma olasılığı fazla olan hayvanlardır. Sürüngenlere dokunduktan sonra eller yıkanmalıdır. Sürüngenler , küçük çocuklar için uygun evcil hayvan değildir ve bir bebek ile aynı evde olmamalıdır . ABD'de salmonelloz kaynağı olduğu için 1975 yılında , küçük pet kaplumbağaların satışı yasaklanmış, ancak 2008 de tekrar satışı serbest kalmıştır .

• Civciv ve ördek yavrularının bağırsaklarında taşınan salmonella çevrelerini ve hayvanın tüm yüzeyini kirlenmektedir . Çocuklar sadece tutma, sarılma , ya da kuşları öperek bakterilere maruz kalabilir . Çocuklar kuşlara dokunmamalıdır. Civcivle, ördekle ve yaşadıkları yerler de dahil olmak üzere herhangi bir temastan sonra eller yıkanmalıdır .

• Anne sütü küçük bebekler için en güvenli besindir . Emzirme salmonellosis ve diğer birçok sağlık sorunlarını önler .


KAYNAKLAR:
https://www.foodsafety.gov/poisoning/causes/bacteriaviruses/salmonella/

http://www.cdc.gov/salmonella/general/index.html


Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul,

https://www.facebook.com/yemyesilaktar 


www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr





9 Ekim 2016 Pazar

ALZHEIMER TESTİ, DENEMEK İÇİN CESARETİN VAR MI?




ALZHEİMER TESTİ
1 - Aşağıda C'yi bulun. İmleç yardımı almayın.
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOCOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
OOOOOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOOOOOO OOOOOOOOOOOO
2- Eğer C'yi bulduysanız, şimdi de 6'yı bulun
9999999999999999999 9999999999999999 9999999999999999 99999
9999999999999999999 9999999999999999 9999999999999999 99999
9999999999999999999 9999999999999999 9999999999999999 99999
9999699999999999999 9999999999999999 9999999999999999 99999
9999999999999999999 9999999999999999 9999999999999999 99999
9999999999999999999 9999999999999999 9999999999999999 99999
3 - Son olarak N'yi bulun, biraz daha zor gibi…
MMMMMMMMMMMMMMMMMMM MMMMMMMMMMMMMMMM MMMMNMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMM MMMMMMMMMMMMMMMM MMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMM MMMMMMMMMMMMMMMM MMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMM MMMMMMMMMMMMMMMM MMMMMMMMM
MMMMMMMMMMMMMMMMMMM MMMMMMMMMMMMMMMM MMMMMMMMM
Bu bir şaka değildir. Üç testi de geçebildiyseniz, Nöroloğunuza yıllık ziyaretinizi iptal edebilirsiniz.
Beyniniz muhteşem çalışıyor ve Alzehimer hastalığından uzaktasınız. Tebrikler!
Öğr. Gör. Dr. Erhan Şengel
Uludağ Üniversitesi
Eğitim Fakültesi
BÖTE Bölüm
***********************************************************************************************
BİR BAŞKA GÖZ TESTİ DE AŞAĞIDA SİZİ BEKLİYOR.
ALZHEİMER GÖZ TESTİ
AŞAĞIDAKİ METİNDE BÜTÜN ' F ' HARFLERİNİ SAYINIZ...
FINISHED FILES ARE THE RE
SULT OF YEARS OF SCIENTI
FIC STUDY COMBINED WITH
THE EXPERIENCE OF YEARS...
(ŞİMDİ AŞAĞIYA BAKINIZ)
KAÇ TANE ' F ' SAYDINIZ?
3'MÜ?
HAYIR HATALI... METİNDE 6 TANE ' F ' VAR...
BU ŞAKA veya OYUN DEĞİL.
LÜTFEN YENİDEN OKUYUN!
BU OLAYIN ALTINDA YATAN GERÇEK AŞAĞIDADIR:
BEYNİMİZ 'OF' SÖZCÜĞÜNÜ SÜZEMEZ.
İSTER İNANIN İSTER İNANMAYIN.
GERİ DÖNÜP TEKRAR BAKIN!
İLK SEFERDE 6 ' F ' BULANLAR
ÜSTÜN DİKKAT DÜZEYİNE SAHİP KİŞİLERDİR
(veya daha Önce bu testi GÖRMÜŞLERDİR!)
5 TANE ' F ' BULANLAR DİKKAT DÜZEYLERİ OLDUKÇA YÜKSEK 6 ' F ' BULANLARA ÇOK YAKIN KIMSELERDİR.
4 TANE ' F ' BULANLAR NADİR KİŞİLERDE GÖRÜLEN BİR DURUMDUR DİKKAT VE KONSANTRASYONU YÜKSEK NADİR KİŞİLERDİR.
3 TANE ' F ' BULANLAR SIRADAN NORMAL DİKKAT DÜZEYİNE SAHİP KİMSELERDİR.
3 TANEDEN AZ ' F ' BULANLAR İÇİN TESTİ DÜZENLEYENLERİN SÖYLEYECEK BIR ŞEYİ YOK!...
ZATEN ŞU ANDA NASIL BİLGİSAYAR KULLANDIKLARINA ŞAŞMAK LAZIM!
BU TESTİ LÜTFEN ARKADAŞLARINIZA GÖNDERİN veya TAVSİYE EDİN.

www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
www.yemyesilaktar.com

Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İstanbul

Gsm: 0 532 775 76 31
Tlf : 0 212 873 33 93

2 Ekim 2016 Pazar

ANTİ KANSER LİSTENİZ HAZIR MI? Lütfen bu listeyi kesip alın !!!

ANTİ KANSER LİSTENİZ HAZIR MI?

Kanserin yaygınlaştığı doğru ama doğada “kanser savaşçısı” yüzlerce bitkinin olduğu da unutulmamalı. Yeter ki biz “yeşil eczane”yi unutmayalım, yeter ki biz bu doğal mucizelerden faydalanmayı bilelim.

Özellikle taze ve ekolojik/doğal sebze ve meyvelerin çoğu neredeyse tıka basa “anti kanser maddeler” yüklü. Bir “Kanser savar meyve ve sebzeler” listesi yaparsanız şunları en başa yazın: Lahana, karnabahar, turp, sarımsak, soğan, pırasa, havuç, kabak, pancar/pazı/ıspanak, yer elması, balkabağı, elma, kiraz, üzüm, nar, çilek, vişne, portakal, greyfurt, mandalina, böğürtlen, yaban mersini...

Kanser savar yeteneklere sahip ot ve baharatlara gelince… Bence ilk sıraya yine zerdeçalı koyun. Sonra da hemen zencefili ve diğerlerini ekleyin: Kekik, biberiye, maydanoz, dereotu, fesleğen… Kanser savar besinler sadece sebze meyve ve baharatlarla da sınırlı değil. Sağlıklı üretilmiş –organik olması tercih sebebidir- balık, et ve yumurta da bu gruba dâhil edilebilir. Tahılları da –tam tahıl olmaları koşuluyla- listeye rahatlıkla yerleştirebilirsiniz.

Yağlara gelince… Tabiî ki ilk sırada zeytinyağı ve hemen yanına da tereyağı konulmalı. Diğer bitkisel yağlardan ve de hidrojene edilerek sertleştirilmiş yağlardan uzak durmakta fayda var. Zeytinyağı dışında keten tohumu, susam, ceviz, fındık, çörek otu ve yer fıstığı yağından da yararlanabilirsiniz ama bir şartla: Bunların hepsinin soğuk presle elde edilmesi lazım. Yani illa ki soğuk sıkım olacaklar. Anti kanser besinler listesine yeşil çay ve siyah çayı da eklemeyi unutmayın.


KESİP SAKLAYIN

İŞTE O LİSTE!

  • ZENCEFİL: Çok güçlü bir antioksidan ve iltihap önleyicidir. Taze demlenmiş zencefilin kemoterapi ya da radyoterapiye bağlı bulantıları hafifletmeye de yardımcı olabileceği belirtiliyor. Zencefili rendeleyerek de sebze yemeklerine, salatalara ekleyebilirsiniz. Ama genel tavsiye küçük bir zencefil parçasını julyen usulüyle demleyip 10-15 dakika kaynar suda tutmak ve sıcak olarak içmektir.
  • ZERDEÇAL: Mükemmel bir iltihap önleyici olma yanında kanserli hücrelerle mücadelede de faydalıdır. Benim önerim toz zerdeçalı taze hazırlayıp tüketmenizdir. Mesela ½ bardak yoğurda 1-1,5 çay kaşığı zerdeçal ekleyip üzerine bir tutam karabiber ve bir çay kaşığı sızma zeytinyağı ilave ederek yiyebilirsiniz. Uzmanlar karabiber eklenmiş zerdeçalın bağırsaklardan daha iyi emildiğini söylüyor. Zeytinyağı yerine keten tohumu yağı da konulabilir. Zerdeçaldan daha düzenli faydalanmanın bir yolu da köri sosunu daha sık kullanmaktır. Köri sosunun %20-30’u zerdeçaldır (içinde karabiber, kimyon, kuş üzümü, zencefil de var).
  • NAR SUYU ve DOMATES SUYU da güçlü ve etkili kanser savaşçılarıdır. Nar suyunu ½-1/4 bardak, domates suyunu bir bardak her gün içebilirsiniz.
  • Kanser savar besinlerden bahsederken TURUNÇGİLLERİ de unutmamalıyız. Portakalın, mandalinin, greyfurtun, limonun suyundan çok kendinden faydalanın. Bizim bu konuda önemli bir eksiğimiz var o da şu: Portakal, mandalin ve limonun kabuklarından da yararlanmayı hala bilmiyoruz. Oysa özellikle mandalina kabuğu anti kanser etkili flavinoidlerin ikisinden –tanjeritin ve nobiletin- bol miktarda içeriyor. Onun için salatalarınıza, yoğurdunuza (iyice yıkadıktan sonra) rendelenmiş mandalina, portakal, limon kabuğu eklemeyi de düşünün.
  • Anti kanser yiyecekler listesine probiyotik zengini doğal YOĞURTları, KEFİRi de eklemeyi unutmayın. Ayrıca bağırsağınızdaki probiyotik bakterilerin çoğalmasını teşvik eden “prebiyotik yiyeceklerden” de daha sık faydalanın: Soğan, sarımsak, domates, lahana turşusu, boza…
  • Kanser savaşçısı yiyecekler listesinde MAYDANOZA da yer açın. Salatalarınızda, çorbalarınızda, zeytinyağlılarınızda olabildiğince sık maydanoz kullanın. Fırsat bulursanız taze hazırlanmış maydanoz suyu da içmeyi ihmal etmeyin.
  • Nar, ahududu ve çilekte (hatta fındık ve cevizde) bol bulunan ELAJİK ASİT müthiş bir polifenoldür. Hücreleri toksinlerden arındırdığı, kanserojen maddelerin etkisini hafiflettiği ve toksinlerin DNA ile etkileşime girip yaşamı tehdit edebilecek genetik mutasyonlara girmesini engellediğini gösteren bulgular var.
  • Mevsimi geçti ama belki hala bulabilirsiniz: Yaban üzümü, elderberry, kiraz, çilek, vişne gibi meyvelerde bol bulunan GLUKARİK ASİT de şaşırtıcı derecede etkili bir toksin arındırıcı. Ayrıca bu yiyeceklerin hepsinde bulunan antosiyanidin ve proantisiyanidinlerin kanserli hücreleri intihara zorladığını gösteren güvenilir bilimsel çalışmalara sahibiz. Antosiyanidinler bakımından zengin iki yiyeceği daha not ediniz: Tarçın ve bitter çikolata.
  • Yüzde yetmişin üzerinde kakao içeren çikolatalar BİTTER ÇİKOLATA olarak kabul edilir ve bunların sağlığa zararı değil, faydası oldukları bilinir, özellikle de anti kanser ve anti aging güçleri kabul edilir. Çünkü bitter çikolata tam bir polifenol deposudur. 25 gramlık küçük bir bitter çikolata parçasında bir kadeh kırmızı şaraptakinden iki kat fazla ve bir fincan yeşil çaydakine eş değer polifenol bulunur. Akşam televizyon seyrederken ya da öğleden sonra ofisinizde mola verdiğinizde 20-25 gramlık bir bitter çikolata parçasını bir bardak şekersiz yeşil veya siyah çayla afiyetle yiyebilirsiniz. Yine bir not: Sütlü çikolatadan kaçının çünkü çikolatanın sütle karıştırılması içindeki yararlı güçleri azaltıyor.
  • LAHANA, KARNABAHAR ve TURP da, soğan, sarımsak, pırasa da son derece güçlü anti kanser sebzeler. Bunlardan da faydalanmanızı tavsiye ederim.
  • Kanadalı ünlü uzman Richard Beliveau’nun araştırmalarına göre MAYDANOZ ve KEREVİZde bol miktarda bulunan APİGENİN maddesi tümörlerin büyümesi için gerekli kan damarlarının oluşumunu engellemekte oldukça etkili. Yine aynı uzmana göre nane, kekik, mercanköşk, fesleğen, biberiye grubundaki baharatların hemen tamamı içlerindeki “TERPENLER”, özellikle de “KARNOSOL” sayesinde kanser savar sisteme yardımcı olabiliyorlar.

(*) David Servan- Schreıbhr/Anti Cancer/ 2007’den faydalanılmıştır: Söz konusu kitap “Anti kanser/Yeni Bir Yaşam Tarzı” adıyla Varlık Yayınları tarafından Türkçeye çevrilmiştir. 
********************************************************************************************************
Beylikdüzü / İstanbul                              www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                              www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr