Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

öksürük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öksürük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2017 Cuma

KANSERİN ÇARESİ; PAÇA ÇORBASI VE YOĞURT....




‘Kanserin çaresi paça çorbası ve evde yapılan yoğurt’

Onkoloji uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, kanserin DNA ya da hücreyle değil bağ dokuyla alakalı olduğunu iddia ediyor. Kemoterapiye karşı çıkan Dr. Dizdar, hastalığın tedavisi için ev yapımı yoğurt yenmesini, paça çorbası içilmesini tavsiye ediyor.
Çapa Tıp Fakültesi’nden onkoloji/farmakoloji uzmanı Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar, kanserin sebebinin DNA veya hücrelerde değil, hepsinin içinde yaşadığı bağ dokusunda aranması gerektiğini söylüyor. Dizdar, karar.com’dan Ürün Dirier’in haberine göre hastalara en güçlü toksin temizleyicisi olarak ev yoğurdunu, en güçlü doku yenileyici olarak da paça çorbasını tavsiye ediyor.
Kanserin asıl sebebi nedir sizce? Bu konuda çok tartışmalı iddilarınız var…
Kanserin çoğunlukla düşünüldüğü gibi DNA hasarı veya hücresel bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Sorun bağ dokuda. Eğer siz bağ dokusunu bozarsanız hasta artrit de olabilir, diyabet de, kanser de, kalp hastası da… Zaten sadece kanserde değil tüm hastalıklarda genel bir artış söz konusu. Demek ki geniş bir popülasyonu etkileyen bir etken var.
Nedir bu etken?
Bunun en önemli etkeni bana göre ilaç endüstrisinin tamamıyla gıda endüstrisinin içine girmiş olmasıdır. Bozulmayan sütler, yumurtalar, ekşimeyen yoğurtlar, aylarca saklanabilen katkı maddeli yiyecekler, antibiyotikle 40 günde büyütülmüş piliçler… ABD’de kanser 1950’lerde sorun olmaya başlıyor. Çünkü ilaçla çok hızlı büyütülen piliç endüstrisi 40’lardan sonra pazara hakim oluyor. Piliç diyorum tavuk demiyorum. Çünkü bu yediklerimiz tavuk değil, başka bir canlı. Bağ dokusu bozulmuş hasta bir canlı.
Kimyasallar tıpkı piliçte olduğu gibi bizimde mi bağ dokumuzu bozuyor?
Evet aynen öyle. Siz bağ dokusunu bozduğunuzda, onun içinde yaşayan kemik iliği ve karaciğer hücresi gibi hücreleri de etkiliyorsunuz. Eğer bu doku onarılabilirse kanser dahil pek çok hastalık da kendiliğinden iyileşecektir. Yani benim düşünceme göre sorun hücre veya DNA’da değil kalıpta. Beslenmedeki aşırı farklılaşma nedeniyle, hammaddeye bağlı olan bağ doku yapı değiştiriyor. Bunun sonucunda 20 yaşındaki bir kız bile meme kanserine yakalanabiliyor. Mesela yeni nesilde boy uzun, kemikler iri diye bunun iyi beslenmeyle alakalı olduğunu söylüyorlar. Oysa formun değişmesinin sağlıkla hiçbir ilgisi yoktur. Bu form değişiminin sonuçlarını ileriki yıllarda göreceğiz.

KEMOTERAPİ YERİNE…
Kemoterapi hakkında şüpheli olduğunuzu biliyoruz. Kemoterapiye bakışınız nedir?
Biz şu an tıbbın boşluk ve tanımsızlık dönemindeyiz. Eğer kanserli bir hastaya tedavi uygulanmazsa ne olacağını bile bilmiyoruz. bu hastalara kemoterapi yaparak iyilik mi kötülük mü yapıyoruz belli değil. Bence hastanın beslenme koşullarını düzeltip kontrol etmek daha faydalı olabilir. Kemoterapi belli bir yerden sonra faydadan çok zarar getiriyor. Kemoterapi bağ dokusunu oluşturan kolajeni yıkıyor. 4 kür, 6 kür kemoterapi demek sürekli olarak hastayı kaynaklardan mahrum bırakmak demek. Bu kolajen yapının yerine konulması şart. Aksi halde bir süre sonra enfeksiyonlar başlıyor. Hastaların büyük kısmı zaten kanserin kendisinden değil, kemoterapinin yan etkisinden ölüyor.
PAÇA ÇORBASI YARARLI
Hastalara ne tavsiye ediyorsunuz?
Bir kanser hastası paça çorbası içmeli. Kolajen tüm hayvanların iskelet sisteminde yoğun olarak bulunur. Ama paçada özellikle fazlaca bulunur. Kolajen moleküllerinin bağlanmasında da C vitamini aktiftir. O yüzden hastalara tavuk suyuna limonlu çorba içirilirdi. Ama bugün gerçek tavuk kalmadığı için tavuk suyunda kolajen de yok. O sebeple paça tavsiye ediyorum. Kolajen tüm dokuları baştan sona yeniler.
YOĞURDU EVDE YAPIN
Kimyasallardan vücudumuzu temizlemek için ne önerirsiniz?
Vücut toksik madeleri bir yere kadar tolere eder ama güvenlik sınırı olarak ısrarla söylüyorum ki yoğurt gerçek olmak zorunda. Vücudu kimyasallardan temizleyecek en önemli unsur yoğurttur. Mutlaka hastaların ev yoğurdu yaparak yemeleri gerekiyor. Çünkü markette satılanlar gerçek yoğurt değil. Sütün de gerçek olması gerek. UHT süt, işlem görmüş süt gerçek süt değildir. İçinde yaşam yoktur. İki proteini birbirine bağlayan sülfür molekülünün en güçlü kaynağı süttür. 
Kaynak;karar.com/ Ürün Dirier 


13 Eylül 2016 Salı

1 PORSİYON MEYVE KAÇ GR. ?


Günlük Meyve ihtiycımız 5 - 6 porsiyondur.
Aşağıdaki listede sizlere ''porsiyon/gr'' miktarlarını vererek 
tüketeceğiniz meyve miktarını belirlemenize yardımcı olmak istedim.



* Elma              : 100 gr       (1 orta boy)
* Portakal        : 100 gr        (1 orta boy)
* Mandalina      : 135 gr       (2 küçük boy)
* Kayısı            : 100 gr        (3-4 adet)
* Muz               : 60 gr        (1 küçük boy veya yarım)
* İncir              : 50 gr         (1-2 adet)
* Kiraz             : 75 gr        (12 adet)
* Vişne             : 80 g          (14 adet)
* Greyfurt        : 100 gr      (1 orta boy)
* Üzüm             : 90 gr        (15 iri tane)
* Yeni dünya     :                ( 6 adet)
* Kırmızı erik    : 50 gr        (2-3 adet)
* Yeşil erik        : 100 gr    (10 adet)
* Çilek              : 100 gr      (12 adet/1 çay bardağı)
* Şeftali            : 140 gr      (1 orta boy)
* Armut            : 100 gr      (1 orta boy)
* Ayva              : 100 gr      (1/4 orta boy)
* Nar                : 75 gr        (1/2 orta boy)
* Kavun            : 150 gr       (1/8 orta boy kavun)
* Karpuz           : 200 gr       (1/8 orta boy karpuz)
* Kivi                : 75 gr        (1 adet)
* Ananas           : 75 gr
* Kuru incir       : 15 gr        (2 adet)
* Kuru kayısı      : 20 gr       (3 adet)
* Kuru üzüm      : 20 gr
* Kuru erik        : 25 gr
* Portakal Suyu  : 1 çay bardağı
* Greyfurt Suyu : 1 çay bardağı
* Nar Suyu         : 1 çay bardağı
* Vişne Suyu      : 1 çay bardağı
* Üzüm Suyu      : ½ çay bardağı
* Elma Suyu       : 1 çay bardağı
* Havuç Suyu     : 1,5 çay bardağı


Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul

Gsm:0 532 775 76 31 




11 Eylül 2016 Pazar

ROMATİZMAYA İYİ GELEN YİYECEKLER !!!


Soğuk ve nemli günler romatizma rahatsızlığını tetikliyor. Bu hastalıktan şikayet edenlere uzmanlar, nar özü, enginar ve armutu öneriyor...

Bağışıklık sistemindeki sorunlar nedeniyle eklemlerin iç yüzeyinde iltihaplanmalar olarak bilinen romatizma, ağrılarla yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, uzun dönemli, tedavi edilmeyen romatizmanın eklemlerin hareket kabiliyetini kısıtladığını belirterek, "Romatizmaya iyi gelen yiyecekleri günlük beslenmenize ekleyerek eklem ağrılarını hafifletebilir, şişliği ve iltihaplanmanın şiddetini azaltabilirsiniz" diyor. 
Romatizmaya iyi gelen yiyecekleri ise şöyle sıralıyor: 

Nar Özü: Son yıllarda yapılan araştırmalar, nar özünün kemik ve kıkırdaklarda oluşan iltihaplanmayı azalttığı yönünde sonuçlara sahiptir. Düzenli olarak nar suyu ya da nar özü tüketmek romatizmal ağrıların ve şişliklerin azaltılmasına yardımcı olabilir. 

Balık: Balık, özellikle somon, ton gibi soğuk su balıkları bol miktarda omega yağ asidi içerir ve Omega- 3 yağ asitlerinin iltihaplı hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir. Haftada en az 3 öğün balık tüketerek romatizma ağrılarını azaltabilir ve eklemleri etkileyen iltihabın yayılmasını yavaşlatabilirsiniz. 

Enginar: Vücuttaki zehri atma etkisi sayesinde başta romatizma olmak üzere gut hastalığı ve eklem yanmasına karşı birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri güçlendirir. 

Keten Tohumu: Balıkta olduğu gibi keten tohumu da yüksek oranda Omega-3, Omega- 6 yağ asidi ile besin lifi benzeri bir madde olan lignan içerir. Günlük olarak tüketilen keten tohumu eklem ağrılarını hafifletirken eklem sertleşmesini azaltabilir. Keten tohumu içerisinde bulunan lif bazı ilaçların emilimini azaltabileceğinden, kullanmaya başlamadan önce doktora danışmaları tavsiye edilir. 

Hodan Otu, Frenk Üzümü: Bitki tohumlarında bulunan doğal bir Omega-6 yağ asidi olan gamma-linolenik asit doğal bir iltihap önleyicidir, romatizma nedeniyle meydana gelen iltihaplanmayı ve dolayısıyla eklem şişliklerini azaltabilir. Çuha çiçeği, hodan otu ve siyah kuş üzümü gamma-linolenik asit bakımından en zengin gıdalar arasında yer almaktadır. 

Tam tahıllar: Tam tahıllar da romatizmaya iyi gelen yiyecekler arasında yer alıyor. Örneğin yulaf ezmesi, çeltik ya da arpa vücuttaki iltihabı atan maddeler içeriyor.Tam tahıllı ekmekler de iltihap giderici özelliğe sahip selenyum içeriyor. Yapılan bir araştırmaya göre bazı romatizmalı kişilerin vücudunda çok az selenyum maddesine rastlanmıştır. 

Zeytinyağı: Araştırmalara göre zeytinyağının içindeki bazı maddeler vücutta iltihaba neden olan maddelerle savaşıyor, böylece iltihap oranı da azalıyor. 

Pancar: Böbrekleri çalıştırır. Önemli bir potasyum kaynağıdır. Kemiklere büyük faydası vardır. Vücuttaki tuz oranını dengeler. Bu sayede böbrekler ve idrar yollarının çalışmasını da destekler. 

Armut: Romatizma ve eklem kireçlenmesi olanlar için yararlı bir meyvedir.
KAYNAK: TAKVİM

Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İSTANBUL 
Gsm: 0 532 775 76 31
                                                        www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
                                                          www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                                   www.yemyesilaktar.com



HAZIR MEYVE SUYU İÇMEYİN !!!



Prof.Dr. Bekir Sami Uyanık, hazır meyve suyu tüketen kişilerin vücuduna, içinde yüksek miktarda şeker (glukoz) bulunan sudan başka bir şey girmediğini belirterek bu içeceklerin organ hastalıklarına yol açtığını söyledi.

Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, hazır meyve sularının vücutta yol açabileceği rahatsızlıkları değerlendirdi. Uyanık, hazır meyve sularındaki yüksek miktardaki şekerin (glukoz) başta metabolizma olmak üzere kanser, obezite, diyabet gibi birçok hastalığa karşı da savunmasız bıraktığını söyleyerek “Marketlerde hazır paketlerde satılan meyve sularının, gazlı içeceklere göre daha sağlıklı olduğunu düşünüyoruz ama sanıldığının aksine, meyve suları o kadar da masum değil. Aslında hazır meyve suyu tüketen kişilerin vücuduna, içinde yüksek miktarda şeker bulunan sudan başka hiçbir şey girmiyor. Vücuda sayısız olumsuz etkisi bulunan meyve suları, başta metabolizma olmak üzere; kanser, obezite, diyabet gibi birçok hastalığa karşı da savunmasız bırakıyor” dedi.

“KONTROLSÜZ MEYVE TÜKETİMİ ŞEKER HASTALIĞINI TETİKLİYOR”
Uyanık, hazır meyve sularında, miktarları değişen oranlarda meyve özünden başka katkı maddesi olarak ise meyve aromasının, sofra şekerinin ve fruktoz şurubunun bulunduğunu dile getirerek “Bu maddeler ile çeşitli kimyasalların birleşmesi meyvemsi bir tat yaratırken, birçok hastalığı da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle meyve suyu yerine, meyvelerin kendisini tüketmek sağlığımız için daha yararlıdır. Meyveler bir bütün olarak, sindirim sisteminde daha düzenli emilir ve kan şekeri ani olarak yükselmediğinden, ani insülin salgılanmasına sebep olmaz. Metabolizma normal işleyişiyle vücutta daha düzenli kullanılır. Özellikle glisemik indeksi yüksek olan kavun, karpuz, üzüm gibi meyvelerde de, aşırıya kaçmamak, kontrollü olmak gerekir. Kontrolsüz meyve tüketimi, gizli şekeri olanlar ve diyabetli hastalarda kan şeker düzeyinin yükselmesine (hiperglisemiye) yol açabilmektedir” ifadelerini kullandı.
Kandaki glukoz (şeker)miktarının fazla olmasının, vücutta bulunan proteinlere, glukozun bağlanmasına neden olduğunu söyleyen Uyanık, “Glukoz bağlanmış proteinlerin fonksiyonelliği azalır, bulunduğu doku veya organda özel görevlerini yapamaz hale gelerek, vücudun yaşlanmasına yol açar. Aşırı tüketilen meyve suları ve asitli içecekler, fazla miktarda şekerin vücuda girmesiyle, kan şekerini yükselterek, şeker hastalığı, obezite ve eklem hastalıkları yanında, böbrek, göz, kalp ve damar hastalıklarına da yol açabilmektedir. Ayrıca, yüksek kan şekeri, vücutta yağa dönüşerek, sadece karın çevresinde değil, karaciğer başta olmak üzere doku ve organlarda yağ birikmesine neden olmakta, asıl hücrelere baskı yapmakta, onları işlemez hale getirmektedir. Şeker, tümör oluşumuna ve kanserin büyümesine de neden olabilmektedir. Bu sebeple meyve suları içerisinde bulunan yüksek miktardaki glukoz, aroma ve kimyasallar nedeniyle meyve suyu tüketen kişilerde, metabolik denge bozulmakta, diğer kanser faktörlerinin de etkisiyle, özellikle mide ve bağırsak kanseri olmak üzere tüm vücut kanserleri riskini de artırmaktadır” dedi.
“ŞEKER BİRÇOK ORGAN HASTALIĞINA NEDEN OLABİLİYOR”
Kişinin vücudundaki yüksek şeker oranının, başta göz olmak üzere böbrek, beyin, kalp ve bacak damarlarının erken yaşlanmasına neden olduğunu vurgulayan Uyanık,”Yemeklerden sonra, özellikle de, şekeri yüksek meyve suyu ve asitli içeceklerin alımından sonra hızla yükselen kan şekerini, vücut kendisini korumak için düşürmeye çalışmaktadır. Günlük aktivitelerimize ve yaptığımız işlere göre yükselip alçalan kan basıncı değişikliklerine karşı koruyucu mekanizmaları, yüksek kan şekerinden olumsuz etkilenerek, küçük damarların zarar görerek, çatlaklara neden olmaktadır.
Bunun sonucunda damarlar, sertleşmekte, tıkanmakta ve yaşlanması hızlanmaktadır. Hafif olan damar hastalıkları da insanın enerjisini yok ederek, yorgun ve yaşlı hissettirebilmektedir. Meyve sularının hazır paketler halinde alınması yerine, meyvelerin taze olarak alınıp, suyunun sıkılıp, yenmesi oldukça faydalıdır. Taze olarak sıkılan meyve sularının bekletilmeden içilmesi ve içerisindeki vitaminlerin, liflerin kaybolmadan tüketilmesi hastalıklara karşı da korumaktadır” diye konuştu.
Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, besleyici ve düşük kalorili yiyeceklerin, genç ve sağlıklı olmada çok önemli olan bağışıklık sistemi için çok yararlı olduğunu belirterek “Meyveler kadar, sebzeler ve tam tahıl ürünleri de bol lif içerdiğinden, besinlerin kana düzenli emilmesine, çabuk doymamıza yardımcı olarak, kan şekeri düzeyinin dengelenmesinde çok önemli fonksiyon görürler. Ayrıca, sindirim sürecini hızlandırarak, vücudun atıklardan, olası kanserojen maddelerden daha çabuk kurtulmasını sağlayarak, mide-bağırsak, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltırlar” dedi
KAYNAK:yuzdeyuzhaber

Yemyeşil AKTAR
Beylikdüzü / İSTANBUL 
Gsm: 0532 775 76 31




BİR ÇOK SAĞLIK SORUNUNUZUN SEBEBİ 

'' Kandida Bağırsak Mantarı" ......
Bağırsaklarınızın florası ne durumda?
Sabah uyandığınızda bu testi mutlaka yapın!!!
Bağırsaklarınızda CANDIDA (kandida) maya mantarının arttığını basit bir testle anlayabiliriz.
Bir bardak içme suyuna sabah aç karnına tükürün ve 15 dakika izleyin. 
Eğer tükürük suyun üstünde kalıyorsa sağlıklı bağırsak florasına sahipsiniz. 
Eğer tükürük dibe çöküyorsa, saçak gibi aşağıya iniyorsa, kar yağmış gibi oluyorsa veya suya rakı konmuş gibi bulanıyorsa candida bağırsak floranızı bozmuş demektir.
Evdeki herkes testi yapsın..
Bir parça yeseniz bile karnınız şişiyor ve ağrıyorsa, yaptığınız bütün diyetlere rağmen karnınızın şişliğini ve sertliğini gideremiyor, lifli besinler tükettiğiniz halde çoğu zaman kabızlık sorunu yaşıyorsanız, yeme krizlerinize care bulamıyorsanız sebebi büyük ihtimalle CANDIDA Mantarıdır...
Candida mantarları gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürür.
Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülür. 
Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik ve sertlik oluşur.
“CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”
Son elli yılda sessiz ve yıkıcı hastalıklarda patlama yaşandı ve tetkiklere, testlere bol bol para harcanırken yanlış teşhisler yanlış ilacların kullanılmasına ve çok daha kötü sonuçlara yol açtı. Kimse bağırsaklarından tüm vucuduna geçen ve organlarına büyük zarar veren Candida Albicans maya mantarı ve onun yol açtığı Candiasis (Kandiyasis) hastalığından şüphelenmedi.
Kandiyasis hastalığı ile mücadele Almanya’da son on yılda sağlık bakanlığı politikası haline gelmişken maalesef ülkemizde adını duyan çok az insan var.
Kandiyasis’in sebep olabileceği hastalıklardan obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları, hormonal bozukluklar, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi.
Çocuklarda alerjik hastalıklar, akıntılar, tıkanıklıklar, otizm, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu giderek artıyor.
Yorgunluk, unutkanlık, asabiyet, cinsel isteksizlik, tahammülsüzlük, durumlarında psikyatrlar ilaçlar yazdı, eklem ağrıları ve ödemler için avuç avuç romatizma ilaçları içildi.
Zihinsel ve fiziksel performansı artıracak besin takviyelerini kullanmayan kalmadı, cinsel gücü arttırmak için her yol denendi, saç dökülmesi ve cilt sorunları için dermokozmetik ve kozmetiğe harcanan parayı biliyorsunuz…
Kandida mantarından arınarak vücudunuzda varolduğunu düşündüğünüz pek çok hastalıktan ve fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.
Kısaca gıda ya da ilaç zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu.
Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri ile birlikte kandida maya mantarı kılcal damarlara kadar ulaştı ve organlarımıza zarar vermeye başladı.

Kısaca nedenleri:

• Beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar.
• Şekerli besinlerin fazla miktarda tüketilmesi.
• Sezaryen ile yapılan doğumlar.
• Günlük beslenme programında karbonhidratlara ağırlık verme.
• Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler.
• Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının bozulması.
• Antibiyotik kullanımının artması başta olmak üzere yanlış tedavi yöntemleri bu artışa neden oldu.

Neden olduğu enfeksiyonlar ve belirtileri:

Sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar.
Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir
Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. 
Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. 
Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz.
Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur. Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da (doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın) yansır.

VÜCUDUMUZDA EN BELİRGİN ŞİKAYETLER VE BELİRTİLER ;
  1. • GAz/şişkinlik
  2. • Kabızlık ya da ishal
  3. • Kolit
  4. • Makatta kaşıntı ve kızarıklık, hemeroid
  5. • Adrenal/Tiroid yetmezliği
  6. • Mide yaraları
  7. • Ruhsal ve fiziksel yorgunluk görülür.
  8. • Uyuşukluk/tembellik
  9. • Allerjiler
  10. • Uykusuzluk
  11. • Düşük kan şekeri
  12. • Mide yanması
  13. • İntihar eğilimleri
  14. • Bağırsak ağrıları
  15. • Anti-sosyal davranışlar
  16. • Ağız kokusu ve mide ağrısı
  17. • Pamukçuk
  18. • Kuru ağız
  19. • Parmak/ayak tırnağı mantarı
  20. • Akne ya da pul pul dökülen cilt
  21. • Üşüme/ titreme
  22. • Kimyasallara hassasiyet
  23. • Dişlerde pas benzeri tabaka ve dilde beyazımsı bir görüntü
  24. • Açlık hissi ve aşırı derecede tatlı yeme isteği.
  25. • Burun tıkanıklığı ve nefes darlığı
  26. • Kulaklarda iltihaplanma ve kulak çevresinde kaşıntı, çınlama
  27. • Sırt, ense ve omuz ağrısı
  28. • Eklemler ağrıları, eklemde şişmeler
  29. • Ciltte sivilce, akne, kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi
  30. • Küf benzeri koku
  31. • Şeker ihtiyacını karşılamak için, aşırı derecede yemek yemek ve ayrıca candidanın ürettiği aside bloke etmek için yağ hücrelerinin çoğalması bölgesel yağlanmaya, kilo artışı, obezite
  32. • Gözlerin önünde noktaların uçuşması gibi görme bozuklukları, yaşarma, yanma..
  33. • Şiş gözler
  34. • Hormonal dengesizlik
  35. • Kronik vajina ve mesane iltihabı
  36. • Konsantrasyon bozukluğun ve hafıza zayıflığı
  37. • Alkol içilmese de alkol kokan nefes
  38. • Aşırı yorgunluk , bitkin, tükenmiş hissetmek.
  39. • Depresyon,
  40. • Uyuşukluk, yanma, karıncalanma, hissizlik
  41. • Kas ağrıları, Kas güçsüzlüğü, uyuşma
  42. • Eklemlerde ağrı, şişme, artrit, artroz
  43. • Karın bölgesinde ağrı
  44. • Kabızlık, ishal, rahatsız edici gaz
  45. • Sorunlu vajinal akıntı, vajinal yanma ya da kaşıntı
  46. • Prostatitis
  47. • Iktidarsızlık
  48. • Cinsel arzu kaybı
  49. • Endometriosis
  50. • Kramp ve regl düzensizlikleri, regl öncesi aşırı gerginlik
  51. • Uykulu olma hissi, koordinasyon bozukluğu
  52. • Sık ruh hali değişimleri
  53. • Huysuzluk ya da çok sinirli olmak
  54. • Konsantre olamamak
  55. • Baş ağrısı
  56. • Sersemlik, denge kaybı
  57. • Kulakların üstünde basınç, şişkinlik ya da karıncalanma hissi.
  58. • Kaşıntı ve kızarıklıklar
  59. • Mide ekşimesinden dolayı boğazda yanma
  60. • Sindirimsizlik, geğirme ve bağırsaklarda gaz
  61. • Dışkıda sümüksü madda
  62. • Dışkının çok kuru ve küçük parçalar halinde olması
  63. • Hemoroit
  64. • Ağız kuruluğu, ağızda kızarıklık ya da kabarcık
  65. • İdrar yaparken yanma
  66. • Postnasal akıntı
  67. • Göğüste ağrı ya da gerginlik
  68. • Nefes darlığı hırıltı
  69. • Öksürük
  70. • Sık ya da acil idrara çıkma ihtiyacı, idrar yaparken yanma.



Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İSTANBUL 

Gsm: 05327757631


CANDIDA MANTARI için PROBIOTIKLERLE savaşın !!!

Candida, bir maya bakterisi türüdür ve her canlıda bulunur.

Genelde lenf sistemi içerisinde görev alan bu mantar türü, dış etkenler sebebiyle gereğinden fazla çoğaldığında tehlikeli olmaya başlar.


Vücutta mukoza zarı bulunan her bölgede varlık gösteren candida mantarına; göz, kulak, mide, mesane, ciğerler ve genital bölgede rastlanır.

Candida mantarı, genelde genital bölge mantarı olarak bilinir ve kadınların adeta korkulu rüyasıdır.

Oysa candida mantarı, sadece genital bölge için tehdit oluşturmaz. 
Sindirim sistemi üzerinde de etkili bir mantar türüdür. Normal bir bağırsak florasında 100 katrilyon (yaklaşık 1500 gr) ağırlığında faydalı bakteri bulunur. 
Bu faydalı bakteriler, düzenleri bozulmadığı sürece sistemde canlı kalmaya ve sağlığımız için işe yaramaya devam ederler. 
Ancak birazdan detaylarıyla bahsedeceğim yanlış beslenme ve benzer hatalar sebebiyle düzenleri bozulduğunda, gereğinden fazla çoğalarak bağırsak ve vajinal floranın da bozulmasına sebep olurlar. Candida mantarı hakkında yapılmış birçok araştırma var. 2008 yılında yapılan bir araştırmada, candida mantarının genital bölgede çoğalmasının kalıcı hale gelebildiği ve bu durumun kısırlığa neden olabildiği gösterildi.

KAS AĞRISINA YOL AÇAR

Bedenimizde candida mantarının çoğalmaya başladığını nasıl anlarız? 
Candida mantarı kontrolsüz çoğalmaya başladığında, birçoğu son derece can sıkıcı belirtiler gösterir. 
Kemik, kas ve organ ağrıları, kokulara karşı alerjik reaksiyon ve aşırı hassasiyet, el ve ayaklarda üşüme ve vücut ısısında düşüş, darbe alma halinde cildin çabuk morarması, ilgili bölgede formal değişiklikler, sindirim problemleri, ilgili bölgede iltihaplanma (bu en sık görülen belirtiler arasında yer alır), kronik yorgunluk, ilgili bölgede doku bozulması, kaşıntı ve kızarıklık, koku, kadınlarda genital akıntı ve kas ağrısı; candida mantarının çoğalmasının belirtileri arasında sayılır. 
Elbette saydığım bu belirtilerin şiddeti de son derece önemli. Şikayetleriniz arttığında mutlaka uzman bir doktora başvurmalı ve tavsiye edilen tedaviye harfiyen uymalısınız.
İnternette candida mantarı ile ilgili arama yaptığınızda evde uygulanan testlerin tavsiye edildiğini görebilirsiniz. 
Uygulaması son derece kolay olan bu testleri yapmak, hastalığı artıran bir etki göstermez ancak tanı koymada yeterli olmadığından hastalığın ilerlemesine ve tedaviye geç kalınmasına sebep olabilir.

Candida mantarının düzenini bozan ve çoğalmasına sebep olan faktörler nelerdir?

Aşırı antibiyotik kullanımı, vücut temizliğinin yetersiz yapılması ve ortak giysi kullanımı (özellikle iç çamaşırı) gibi fiziki nedenlerin dışında bir de beslenme alışkanlıklarıyla ilgili nedenlerle candida mantarı çoğalabilir.

Mantarların büyük kısmı gibi candida mantarı da şekerli besinleri sever. Karbonhidratlar, hidrojenize edilmiş yağlar, işlenmiş gıdalar, hazır gıdalarda bulunan koruyucular, böcek ve tarım ilaçları ile temas ve ağır metaller; candida mantarının kontrolsüz çoğalmasının nedenleri arasında sayılmaktadırlar.

Hangi konuyu işlersek işleyelim, dönüp dolaşıp geldiğimiz yer hep aynı: Beslenme alışkanlıklarımız! Doğru beslenmek, sağlıklı kalmanın en önemli anahtarıdır.

CANDİDA MANTARI İLE MÜCADELE ETMENİN YOLLARI NELERDİR?

Başlıca nedenleri arasında beslenme alışkanlıklarının sayılması sebebiyle candida mantarının tedavisinde yapılması gereken ilk şey, doğru bir beslenme programını uygulamaktır. Candida mantarından kurtulmak için bunları yapın:

ŞEKERLİ GIDALARI TÜKETMEYİN 
Candida mantarını besleyen gıda maddeleri arasında ilk sırada şeker gelir. 
Eğer bu mantar türü ile mücadele ediyorsanız, şekerin her türlüsünü hayatınızdan çıkarmanız gerekir. 
Aslında ne yemeniz ya da yememeniz gerektiğini ayırt edebilmek için ana başlıkları bilmeniz yetmez. Etiket okumayı iyi bilmelisiniz. 
Özellikle marketten aldığınız gıdaların etiketlerinde yazan onca kısaltmanın birçoğu, şeker anlamına gelir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ KUVVETLENDİRİN 
Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması, birçok hastalıkla mücadelede en önemli ihtiyaçtır. 
Candida mantarı ile mücadele döneminde de güçlü bir bağışıklık sistemine ihtiyacımız vardır. 
Bunun için taze ve doğal gıda maddeleriyle beslenmek gerekir. Güvenilir et ve balık yemek de bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeye yardımcı olur.

Yapılan araştırmalar, faydalı yağları tüketmenin candida mantarıyla mücadelede en az proteinler kadar önemli olduğunu da gösterdi.

Faydalı yağlar, yağda çözülen A, D, E ve K vitaminlerinin taşıyıcısı görevini görürken, karotenin A vitaminine dönüşmesini sağlar. 
Bu tür yağları tüketmek D vitamininin emilimini ve kullanımını da sağlar.

SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ FAYDALI BAKTERİLERİ ÇOĞALTIN 
Düzenli olarak probiyotik tüketmek candida mantarı ile mücadelede son derece önemli bir adımdır. 
Sindirim sistemimizde bulunan ve varlıklarından fayda sağladığımız bakteriler vardır. 
Zararlı kolonilerden kurtulmak, yararlı olanların varlık göstermesi için uygun zemini oluşturur.

DESTEKLEYİCİ VİTAMİNLER ALARAK VÜCUDU GÜÇLENDİRİN 
Candida mantarıyla mücadele edenlerin bağışıklık sistemlerini stabil tutabilmeleri çok önemlidir. 
Bunun için de vitamin ve mineral desteğine ihtiyaçları vardır. 
B vitamini kompleksi, 
C vitamini, 
D vitamini, 
E vitamini, 
Kalsiyum 
Magnezyum 
alınabilir.

CANDİDA'YA DÜŞMAN YİYECEKLER
Candida mantarıyla mücadelede anahtar davranışın doğru beslenmek olduğunu artık biliyoruz.

Peki gıda maddeleri arasında bu hastalığın tedavisinde en kuvvetlileri hangileridir?

Birçok hastalığın şifası sayılabilecek SARIMSAK ve ELMA SİRKESİ, candida mantarı tedavisinde de ilk sırada yer alıyor. 
İster çiğ, ister yemeklerin içinde, ister tablet halinde olsun hiç fark etmez; iyileşmek istiyorsanız, sarımsak tüketin.

Sarımsağın bu hastalığı tedavi etmesindeki en önemli sebep, bağışıklığı kuvvetlendiriyor olmasında gizli.

Elma sirkesi, candida mantarının en nefret ettiği gıda maddeleri arasında yer alır. 
Yemeklerden önce bir kaşık elma sirkesini bir bardak suya karıştırın ve tüketin. 
Böylece hem candida mantarının kontrolsüz çoğalmasını önleyecek, hem de bağırsak floranızı tedavi edeceksiniz.

Kaynak;Sabah Gazetesi HALİT YEREBAKAN 

Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İSTANBUL 



UYUMADAN ÖNCE MUTLAKA BİR BARDAK SU İÇİN !!!


                                                   www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                   www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
                                                   www.yemyesilaktar.com

İNANILMASI GÜÇ AMA GERÇEK !!!


- KANIN PIHTILAŞMASI OLMASA İNSAN VÜCUDUNDA DİĞER BÜTÜN SİSTEMLER İŞE YARAMAYACAKTI VE YERYÜZÜNDE İNSAN KALMAYACAKTI. 


- EN UFAK BİR KANAMADA BİLE KAN VE DOKULARDA PIHTILAŞMAYI SAĞLAYAN 40 DAN FAZLA MADDE HAREKETE GEÇEREK 50 MİLİ SANİYE GİBİ BİR ZAMAN DİLİMİNDE SİNİRLERİN BEYNE TAHRİBAT HAKKINDA BİLGİ GÖNDERMESİN ARDINDAN PIHTILAŞMA OLAYINI BAŞLATIR. 


- VÜCUDUN KORUNMASI İÇİN GEREKEN TEK BİR İŞLEMDE ALINAN TEDBİRLER HAYRET VERİCİDİR.

İnsan vücudu aslında başlı başına bir mucize..Her birimizin vücudunda bulunan trilyonlarca hücre de gerçekleşen olaylar insanı hayrete düşürüyor. Vücudumuzda kilometrelerce uzunluğunda döşenmiş damarlar hiç bir şekilde birbirine dolanmıyor. İlk nefes aldığımız doğum anından son nefesimizi verdiğimiz ana kadar kalbimiz kusursuz bir düzende çalışıyor. Biz farkında bile değilken vücudumuzun içine yerleştirilmiş savunma sistemimiz mikroplara karşı bizi koruyor.

Kuşkusuz bu yaratılış mucizelerini saymakla bitiremeyiz. Önemli olan bunları bilmek Allah'ın muhteşem yaratılış sanatının farkında olmak ve sürekli O'na şükretmektir. Sadece yaralandığımız da kanın pıhtılaşma detayı olmasa şu anda yeryüzünde yaşayan insan kalmazdı. Bilindiği gibi herhangi bir nedenle, yaralanma, çizik ya da kesilme ile başlayan bir kanamada kan damarlarından kanın akmasını önlemek amacıyla meydana gelen süreçlerin tümüne ''Pıhtılaşma'' deniyor. Peki eğer pıhtılaşma olayı gerçekleşmesiydi ne olurdu? Çok basit. En ufak bir kanama bile durdurulamazdı ve kan kaybından ölürdük. Şimdi dilerseniz kanın pıhtılaşmasının detaylarına bakalım.

Yeryüzünde adeta proteinden bir yama örerek açılan deliği kapatabilen tek sıvı kandır. İşin daha mucizevi yanı bunu müthiş bir hızla hareket ederken yapmasıdır. Kanda ve dokularda pıhtılaşmanın meydana gelmesini sağlayan, bir arada çalışan 40' dan fazla madde vardır. Bunların bir kısmı pıhtılaşmayı başlatır, bir kısmı hızlandırır, bir kısmı pıhtılaşmayı sona erdirir. Açılan yarada pıhtılaşma işleminin hemen başlaması gerekir. Bunu sağlamak için olağanüstü hızda bir iletişim sistemi şarttır. Sinirlerin beyne, tahribatın sınırları ve bulunduğu nokta hakkında bilgi göndermesinin ardından sadece 50 mili saniye geçer.

Pıhtılaşma olayı, tıpkı otoyolda meydana gelen kazaya acil çağrılarla yetişen devriye ve ambulansların ilk yardımlarını anımsatan bir olaydır. Vücudun herhangi bir bölgesinde bir kanama olduğunda ilk yardım trombosit adı verilen kan parçacıklarından gelir. Trombositler kanın içinde dağınık halde dolaşırlar. Bu nedenle kanama vücudun neresinde olursa olsun mutlaka o bölgeye yakın devriye gezen trombosit vardır. Von Willebrand isminde bir protein ise kaza yerini işaret ederek yardım isteyen bir trafik polis gibi, trombositlerin önlerini keser ve olay yerinde durmalarını sağlar. Olay yerine gelen ilk trombosit tıpkı telsizle yardım ister gibi, özel bir madde salgılayarak diğer ekipleri olay yerine çağırır. Trombositler kemik iliğinin büyük hücrelerinden kopan renksiz ve çekirdeksiz hücrelerdir. En önemli özellikleri bir yere yapışma eğiliminde olmalarıdır. Ancak Allah'ın üstün yaratmasının bir kanıtı olarak trombositler yalnızca kan içindeki endotel doku zarar görmüşse yapışkanlık özelliği ortaya çıkar. Normal endotel hücrelerine yapışmazlar. Eğer öyle olsaydı trombositler kan damarlarının içinde birikerek damarın tıkanmasına sebep olurdu. Bu da çoğu zaman ölümle sonuçlanırdı.

Trombositlerin ilk acil müdahalesi ile kan akışı büyük ölçüde yavaşlatılır. Artık devreye pıhtılaşma mekanizması girer. Pıhtılaşma mekanizmasının en önemli elemanlarından biri ''Fibrinojen'' dir. Fibrinojen normal durumlarda kan içinde erimiş durumda bulunur. Ancak vücutta bir yara meydana geldiğinde ''Trombin'' adındaki başka bir protein Fibrinojen zincirindeki üç halkadan iki tanesini keser. Artık bu protein Fibronejen değil Fibrindir ve bu aşamadan sonra aktif hale gelir. Fibrinlerin kesilen yüzeyi yapışkan parçalara sahiptir. Bu yapışkan parçalar da diğer fibrinlerin gelerek kendilerine yapışmalarına neden olur. Fibrinlerin birbirlerine yapışarak meydana getirdikleri bu kütle kanın akışını durdurmak için meydana getrilmiş ilk pıhtıdır. Şunu da belirtmek isterim ki Trombin proteini 20'e yakın enzimin bir araya gelmesiyle oluşur. Bu enzimlerden tek bir tanesinin olmaması sistemin işlememesi ve insanın hayatını kaybetmesi anlamına gelmektedir. Ancak her şey planlanmış ve sistem kusursuz bir şekilde kurulmuştur. Trombin sadece açık yaranın olduğu yerde üretilir. Bu olay yerinde bulunan ilk yardım ekibinin hasta için gerekli ilacı olay yerinde ihmal etmeleri gibi bir olaydır. Üstelik bu üretim tam ihtiyaç kadar olmalıdır. Ayrıca bu proteinin üretimi tam zamanında başlamalı ve tam zamanında durdurulmalıdır. Başlama ve durdurma emrini trombini üreten enzimler kendi aralarında verirler.

Vücutta yaranın açılmasıyla aniden harekete geçen Trombin, bulduğu bütün Fibrinojenlerin zincir halkalarını kesmeye başlar. Fakat bu işlemi yaranın bulunduğu yerden başka bir yerde yapmaması gerekmektedir. Bağımsız hareket ederse kestiği tüm Fibrinler birbirine yapışacak ve dolaşım içinde kontrolsüz pıhtılar meydana gelecektir. Oluşan pıhtılarda damarların tıkanmasına yol açacaktır. Bu durumda Trombinin baskı altında tutulması gerektiğinde durdurulması gerekir.

Burada bir başka mekanizma devreye girer. Trombini harekete geçiren protein Stuart Faktörü. Ancak Sturat Faktörünün de kontrol altında tutulması ve her gördüğü Protrombini de aktifleştirerek Trombine dönüştürmemesi gerekir. Sturat faktörünü de kontrol eden ''Akselerin'' adında bir başka proteindir.

Bu muazzam organizasyon hassas bir matematik hesabı gibi çalışır. Kanın ne zaman ne oranda pıhtılaşmasını gerektiğini ve ne zaman pıhtılaşmayı durdurması gerektiğini bilmesi gerekir. Bu aşamada ''Antitrombin'' proteinleri devreye girer. Antitrombin kanın pıhtılaşması için devreye giren tüm proteinleri birer birer durdurur. Yaranın tekrar açılmaması için Fibrin sabitleme faktörü adı verilen bir protein pıhtıyı oluşturan Fibrinleri birbirlerine iyice bağlayarak sıkıştırır. Eğer böyle güçlendirici bir faktör olmasaydı sıradan günlük hareketlerimizde bile yara hemen açılır ve iyileşmesi mümkün olmazdı.

Son aşamada ise kanamanın durdurulması ve yaranın iyileşmesi için oluşturulan pıhtının kanama durduktan ve yara iyileştirildikten sonra bozulmasıdır. Bu görevi üstlenen protein Plazmindir. Plazmin Fibrinler arasına girer ve onları teker teker keserek pıhtıyı bozar. Fibrinler bir araya gelerek pıhtıyı oluşturmaya başladığı sırada Plazmin de bir yandan oluşan Fibrinleri kesmeye başlar. Ancak bu iki işlemin zamanlaması öyle mükemmel yaratılmış ki Plazmin Fibrinleri kesip ortadan kaldırmaya çalışırken yara da iyileşir. Pıhtının oluşmasında Fibrin ne kadar hızlıysa onun Plazmin tarafından ortadan kaldırılması da o kadar yavaştır ve işlemler tam olması gereken zamanda biter. Bu işlemler bittiğinde cildiniz eskisi gibi pürüzsüz şekline kavuşur.

Eğer bu hayati sistemde bir aksaklık olsaydı ne olurdu düşünelim. Yara olmadığı halde kan birdenbire pıhtılaşmaya başlasaydı ya da yaranın etrafında oluşan pıhtı bulunduğu yerden ayrılsaydı veya pıhtılaşmada rol alan proteinler arasındaki haberleşmede aksaklık olsaydı. Bunlardan herhangi birinin olması durumunda kalp, akciğer vya beyin gibi hayati organlar giden yollarda tıkanma, kan kaybından ölme gibi durumlarla karşılaşırdık.

Burada dikkat çeken vücuttaki bu benzersiz işlemin kompleksliğidir. Vücudun korunması için gereken tek bir işlemde alınan tedbirler dahi hayret vericidir. Bu düzen öyle planlanmıştır ki, her protein sırasından önce devreye girmemekte, ancak sırası geldiğinde hemen harekete geçmektedir. Her proteinin hareketini kontrol edecek diğer proteinler vücutta hazır beklemektedir. Hepsi de kendilerine emir geldiğinde göreve başlamakta ve hatasız bir şekilde bitirmektedir. Hiç bir zaman Trombositler normal dokulara yapışmazlar. Trombosin Akselerinden önce harekete geçmez. Fibrinojen durup dururken pıhtı oluşturmaya başlamaz. Her zaman Plazminin hareketi Fibrinlere göre daha yavaştır. Burada Allah'ın muhteşem yaratma sanatına şahit oluyoruz.

Kanın pıhtılaşması denince sadece gözle görünür yaralardaki pıhtılaşma akla gelmemelidir. Gün içinde çok sık başımıza gelen, ancak çoğu zaman fark etmediğimiz kılcal damarlarının tamir edilebilmesi için de pıhtılaşma sisteminin olması zorunludur. Bacağınızı masanın kenarına ya da salonunun ortasındaki sehpaya çarptığınız da çok sayıda kılcal damarınız parçalanır. Bu durum iç kanamalara yol açar. Ancak pıhtılaşma sistemi sayesinde kanama hemen durur ve arkasından tamir işlemi başlar.

Sonuç olarak kanımızda pıhtılaşma özelliği mutlaka olmak zorundadır. Üstelik çok sıkı bir denetime tabi tutulması gerekir. İnsan bedeninin hemen her bölümüne milyonlarca borudan oluşan bir tesisat olan damarlar döşenmiştir. Bu boru tesisatın içinde hiç durmaksızın akan bir kan nehri vardır. Zaman zaman insan bedeninde meydana gelen küçük bir çizik veya kesik sonucunda derinin hemen altında bu boruların içinde akan kan dışarı sızar.

Normal şartlarda olması gereken, vücuttaki bütün kanın tıpkı dibinde delik açılmış bir şişesi gibi bu dışarı akması ve küçük çizginin bile insanı kan kaybından öldürmesidir. Ancak bu gerçekleşmez. Söz konusu deliğin etrafında kan pıhtılaşmaya başlar ve pıhtılaşan kan adeta bir tıpa gibi tıkar.

Bu kuşkusuz büyük bir mucizedir. Kanın bu özelliği dünyadaki her insanın hayatını kurtarmaktadır. Aksi takdirde çok küçük yara bile insanların ölümüne neden olacaktır. Ancak insanlar gözlerinin önünde bulunan ve kendi hayatlarını koruyan bu mucize hakkında hiç düşünmezler....




Yemyeşil Aktar 

Beylikdüzü / İSTANBUL 

www.facebook.com/yemyesilaktar 


www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr


www.yemyesilaktar.com