Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

kışçayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kışçayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2016 Perşembe

''KANSERİN''
 NİHAYET ÇARESİ BULUNDU !!!


Küba'da sosyalizmin başarısı: Tümörü engelleyen kanser aşısı ücretsiz olarak kullanımda!

Kübalı doktorlar, 25 yıl boyunca kansere karşı bir aşı üzerinde çalıştı ve başardı. Cimavax adlı aşı, tümörün ürettiği ve kanda dolaşan "epidermal büyüme faktörü" adlı proteini hedef alıyor ve tümörün büyümesini engelliyor. Aşı halka ücretsiz verilmeye başlandı.

 '' 1416 14:47-09-20 İlerihaber ''
Cimavax adlı aşının, ömrü bir yıla kadar uzatabildiği, 60 yaş altındaki hastalarda iyi sonuç verdiği ortaya kondu. Doğrudan tümöre saldırmayan aşı, tümörün ürettiği ve kanda dolaşan "epidermal büyüme faktörü" adlı proteini hedef alıyor. Bu protein hücrelere büyümesini ve bölünmesini söylüyor, kanseri yayıyor. Aşı işte bu proteinin kanser hücrelerine yapışmasını engelliyor. Uzmanlar testler olumlu sonuç verirse bir gün Cimavax’ın insanların çocukken yaptıracağı önleyici bir aşı haline gelebileceğini belirtiyor.
Hürriyet’ten Çınar Oskay ve Sebati Karakurt’un Kübalı doktorların kanser hastalığına yönelik çalışmalarını ve Küba’nın sağlık alanında nasıl bir gelişme içinde bulunduklarını anlatan Castro ve sonrası isimli yazı dizisinin ilgili bölümü şu şekilde:

"KANSER AŞISI KÜBA'DA KULLANIMDA
2008’deki klinik denemelerin ikinci fazında, aşı olan kanser hastalarının diğerlerine oranla 4 ila 6 ay uzun yaşadığı tespit edildi.
Ve Sağlık Bakanlığı Cimavax adlı aşıyı halka ücretsiz vermeye başladı.
Küba’daki bin kişiden sonra Avrupa’da da bin kişi teste tabi tutuldu.
Aşının, ömrü bir yıla kadar uzatabildiği, 60 yaş altındaki hastalarda iyi sonuç verdiği ortaya kondu.
Bu aşı doğrudan tümöre saldırmıyor. Tümörün ürettiği ve kanda dolaşan “epidermal büyüme faktörü” adlı proteini hedef alıyor.
Bu protein hücrelere büyümesini ve bölünmesini söylüyor, kanseri yayıyor. Aşı işte bu proteinin kanser hücrelerine yapışmasını engelliyor.
Cimavax önleyici bir aşı değil. Var olan tümörlerin büyümesini ve metastaz atmasını engelliyor.
Geç aşama kanseri, kronik ama beraber yaşanabilen bir hastalığa dönüştürüyor.
Obama’nın Küba açılımından sonra ABD’deki Roswell Park Kanser Enstitüsü aşıya ilgi gösterdi ve klinik deneyleri başlatmaya karar verdi. Şu anda Gıda ve İlaç Dairesi FDA’dan izin alma sürecindeler.
Bu aşının klinik testlerden geçmesi, ABD’de kullanıma girmesi 5-10 yıllık bir süreç. Küba’nın üretim kapasitesi sınırlı. Testleri akciğer dışındaki kanserlere uygulama şansları da olmadı. O yüzden ABD ve diğer ülkelerin katılımı çok önemli.
Uzmanlar, testler olumlu sonuç verirse, bir gün Cimavax’ın insanların çocukken yaptıracağı önleyici bir aşı haline gelebileceğini belirtiyor.
İşte o zaman Küba esas devrimi, insanlığın en büyük düşmanı olan kansere karşı yapmış olacak.
BU TEDAVİLERDEN NASIL YARARLANILIR?
Önce Küba’daki sağlık kurumlarına müracaat ediliyor e-posta ile.
İngilizce bir rapor istiyorlar. Doktorlardan oluşan bir komisyon bu raporu inceliyor. Küba’da çaresinin, farklı bir uygulamanın olup olmadığına bakıyorlar. Küba Sağlık Hizmetleri adında bir grup bu: Servicios Medicos de Cuba. Bu başvuruları iyice yapmadan Küba’ya gitmeniz asla önerilmiyor. Zira adada kalacak yer, dil gibi sıkıntılar var. www.smcsalud.cu (İngilizce versiyonu var)."

13 Eylül 2016 Salı

1 PORSİYON MEYVE KAÇ GR. ?


Günlük Meyve ihtiycımız 5 - 6 porsiyondur.
Aşağıdaki listede sizlere ''porsiyon/gr'' miktarlarını vererek 
tüketeceğiniz meyve miktarını belirlemenize yardımcı olmak istedim.



* Elma              : 100 gr       (1 orta boy)
* Portakal        : 100 gr        (1 orta boy)
* Mandalina      : 135 gr       (2 küçük boy)
* Kayısı            : 100 gr        (3-4 adet)
* Muz               : 60 gr        (1 küçük boy veya yarım)
* İncir              : 50 gr         (1-2 adet)
* Kiraz             : 75 gr        (12 adet)
* Vişne             : 80 g          (14 adet)
* Greyfurt        : 100 gr      (1 orta boy)
* Üzüm             : 90 gr        (15 iri tane)
* Yeni dünya     :                ( 6 adet)
* Kırmızı erik    : 50 gr        (2-3 adet)
* Yeşil erik        : 100 gr    (10 adet)
* Çilek              : 100 gr      (12 adet/1 çay bardağı)
* Şeftali            : 140 gr      (1 orta boy)
* Armut            : 100 gr      (1 orta boy)
* Ayva              : 100 gr      (1/4 orta boy)
* Nar                : 75 gr        (1/2 orta boy)
* Kavun            : 150 gr       (1/8 orta boy kavun)
* Karpuz           : 200 gr       (1/8 orta boy karpuz)
* Kivi                : 75 gr        (1 adet)
* Ananas           : 75 gr
* Kuru incir       : 15 gr        (2 adet)
* Kuru kayısı      : 20 gr       (3 adet)
* Kuru üzüm      : 20 gr
* Kuru erik        : 25 gr
* Portakal Suyu  : 1 çay bardağı
* Greyfurt Suyu : 1 çay bardağı
* Nar Suyu         : 1 çay bardağı
* Vişne Suyu      : 1 çay bardağı
* Üzüm Suyu      : ½ çay bardağı
* Elma Suyu       : 1 çay bardağı
* Havuç Suyu     : 1,5 çay bardağı


Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul

Gsm:0 532 775 76 31 




11 Eylül 2016 Pazar

ROMATİZMAYA İYİ GELEN YİYECEKLER !!!


Soğuk ve nemli günler romatizma rahatsızlığını tetikliyor. Bu hastalıktan şikayet edenlere uzmanlar, nar özü, enginar ve armutu öneriyor...

Bağışıklık sistemindeki sorunlar nedeniyle eklemlerin iç yüzeyinde iltihaplanmalar olarak bilinen romatizma, ağrılarla yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, uzun dönemli, tedavi edilmeyen romatizmanın eklemlerin hareket kabiliyetini kısıtladığını belirterek, "Romatizmaya iyi gelen yiyecekleri günlük beslenmenize ekleyerek eklem ağrılarını hafifletebilir, şişliği ve iltihaplanmanın şiddetini azaltabilirsiniz" diyor. 
Romatizmaya iyi gelen yiyecekleri ise şöyle sıralıyor: 

Nar Özü: Son yıllarda yapılan araştırmalar, nar özünün kemik ve kıkırdaklarda oluşan iltihaplanmayı azalttığı yönünde sonuçlara sahiptir. Düzenli olarak nar suyu ya da nar özü tüketmek romatizmal ağrıların ve şişliklerin azaltılmasına yardımcı olabilir. 

Balık: Balık, özellikle somon, ton gibi soğuk su balıkları bol miktarda omega yağ asidi içerir ve Omega- 3 yağ asitlerinin iltihaplı hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir. Haftada en az 3 öğün balık tüketerek romatizma ağrılarını azaltabilir ve eklemleri etkileyen iltihabın yayılmasını yavaşlatabilirsiniz. 

Enginar: Vücuttaki zehri atma etkisi sayesinde başta romatizma olmak üzere gut hastalığı ve eklem yanmasına karşı birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri güçlendirir. 

Keten Tohumu: Balıkta olduğu gibi keten tohumu da yüksek oranda Omega-3, Omega- 6 yağ asidi ile besin lifi benzeri bir madde olan lignan içerir. Günlük olarak tüketilen keten tohumu eklem ağrılarını hafifletirken eklem sertleşmesini azaltabilir. Keten tohumu içerisinde bulunan lif bazı ilaçların emilimini azaltabileceğinden, kullanmaya başlamadan önce doktora danışmaları tavsiye edilir. 

Hodan Otu, Frenk Üzümü: Bitki tohumlarında bulunan doğal bir Omega-6 yağ asidi olan gamma-linolenik asit doğal bir iltihap önleyicidir, romatizma nedeniyle meydana gelen iltihaplanmayı ve dolayısıyla eklem şişliklerini azaltabilir. Çuha çiçeği, hodan otu ve siyah kuş üzümü gamma-linolenik asit bakımından en zengin gıdalar arasında yer almaktadır. 

Tam tahıllar: Tam tahıllar da romatizmaya iyi gelen yiyecekler arasında yer alıyor. Örneğin yulaf ezmesi, çeltik ya da arpa vücuttaki iltihabı atan maddeler içeriyor.Tam tahıllı ekmekler de iltihap giderici özelliğe sahip selenyum içeriyor. Yapılan bir araştırmaya göre bazı romatizmalı kişilerin vücudunda çok az selenyum maddesine rastlanmıştır. 

Zeytinyağı: Araştırmalara göre zeytinyağının içindeki bazı maddeler vücutta iltihaba neden olan maddelerle savaşıyor, böylece iltihap oranı da azalıyor. 

Pancar: Böbrekleri çalıştırır. Önemli bir potasyum kaynağıdır. Kemiklere büyük faydası vardır. Vücuttaki tuz oranını dengeler. Bu sayede böbrekler ve idrar yollarının çalışmasını da destekler. 

Armut: Romatizma ve eklem kireçlenmesi olanlar için yararlı bir meyvedir.
KAYNAK: TAKVİM

Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İSTANBUL 
Gsm: 0 532 775 76 31
                                                        www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
                                                          www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                                   www.yemyesilaktar.com



HAZIR MEYVE SUYU İÇMEYİN !!!



Prof.Dr. Bekir Sami Uyanık, hazır meyve suyu tüketen kişilerin vücuduna, içinde yüksek miktarda şeker (glukoz) bulunan sudan başka bir şey girmediğini belirterek bu içeceklerin organ hastalıklarına yol açtığını söyledi.

Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, hazır meyve sularının vücutta yol açabileceği rahatsızlıkları değerlendirdi. Uyanık, hazır meyve sularındaki yüksek miktardaki şekerin (glukoz) başta metabolizma olmak üzere kanser, obezite, diyabet gibi birçok hastalığa karşı da savunmasız bıraktığını söyleyerek “Marketlerde hazır paketlerde satılan meyve sularının, gazlı içeceklere göre daha sağlıklı olduğunu düşünüyoruz ama sanıldığının aksine, meyve suları o kadar da masum değil. Aslında hazır meyve suyu tüketen kişilerin vücuduna, içinde yüksek miktarda şeker bulunan sudan başka hiçbir şey girmiyor. Vücuda sayısız olumsuz etkisi bulunan meyve suları, başta metabolizma olmak üzere; kanser, obezite, diyabet gibi birçok hastalığa karşı da savunmasız bırakıyor” dedi.

“KONTROLSÜZ MEYVE TÜKETİMİ ŞEKER HASTALIĞINI TETİKLİYOR”
Uyanık, hazır meyve sularında, miktarları değişen oranlarda meyve özünden başka katkı maddesi olarak ise meyve aromasının, sofra şekerinin ve fruktoz şurubunun bulunduğunu dile getirerek “Bu maddeler ile çeşitli kimyasalların birleşmesi meyvemsi bir tat yaratırken, birçok hastalığı da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle meyve suyu yerine, meyvelerin kendisini tüketmek sağlığımız için daha yararlıdır. Meyveler bir bütün olarak, sindirim sisteminde daha düzenli emilir ve kan şekeri ani olarak yükselmediğinden, ani insülin salgılanmasına sebep olmaz. Metabolizma normal işleyişiyle vücutta daha düzenli kullanılır. Özellikle glisemik indeksi yüksek olan kavun, karpuz, üzüm gibi meyvelerde de, aşırıya kaçmamak, kontrollü olmak gerekir. Kontrolsüz meyve tüketimi, gizli şekeri olanlar ve diyabetli hastalarda kan şeker düzeyinin yükselmesine (hiperglisemiye) yol açabilmektedir” ifadelerini kullandı.
Kandaki glukoz (şeker)miktarının fazla olmasının, vücutta bulunan proteinlere, glukozun bağlanmasına neden olduğunu söyleyen Uyanık, “Glukoz bağlanmış proteinlerin fonksiyonelliği azalır, bulunduğu doku veya organda özel görevlerini yapamaz hale gelerek, vücudun yaşlanmasına yol açar. Aşırı tüketilen meyve suları ve asitli içecekler, fazla miktarda şekerin vücuda girmesiyle, kan şekerini yükselterek, şeker hastalığı, obezite ve eklem hastalıkları yanında, böbrek, göz, kalp ve damar hastalıklarına da yol açabilmektedir. Ayrıca, yüksek kan şekeri, vücutta yağa dönüşerek, sadece karın çevresinde değil, karaciğer başta olmak üzere doku ve organlarda yağ birikmesine neden olmakta, asıl hücrelere baskı yapmakta, onları işlemez hale getirmektedir. Şeker, tümör oluşumuna ve kanserin büyümesine de neden olabilmektedir. Bu sebeple meyve suları içerisinde bulunan yüksek miktardaki glukoz, aroma ve kimyasallar nedeniyle meyve suyu tüketen kişilerde, metabolik denge bozulmakta, diğer kanser faktörlerinin de etkisiyle, özellikle mide ve bağırsak kanseri olmak üzere tüm vücut kanserleri riskini de artırmaktadır” dedi.
“ŞEKER BİRÇOK ORGAN HASTALIĞINA NEDEN OLABİLİYOR”
Kişinin vücudundaki yüksek şeker oranının, başta göz olmak üzere böbrek, beyin, kalp ve bacak damarlarının erken yaşlanmasına neden olduğunu vurgulayan Uyanık,”Yemeklerden sonra, özellikle de, şekeri yüksek meyve suyu ve asitli içeceklerin alımından sonra hızla yükselen kan şekerini, vücut kendisini korumak için düşürmeye çalışmaktadır. Günlük aktivitelerimize ve yaptığımız işlere göre yükselip alçalan kan basıncı değişikliklerine karşı koruyucu mekanizmaları, yüksek kan şekerinden olumsuz etkilenerek, küçük damarların zarar görerek, çatlaklara neden olmaktadır.
Bunun sonucunda damarlar, sertleşmekte, tıkanmakta ve yaşlanması hızlanmaktadır. Hafif olan damar hastalıkları da insanın enerjisini yok ederek, yorgun ve yaşlı hissettirebilmektedir. Meyve sularının hazır paketler halinde alınması yerine, meyvelerin taze olarak alınıp, suyunun sıkılıp, yenmesi oldukça faydalıdır. Taze olarak sıkılan meyve sularının bekletilmeden içilmesi ve içerisindeki vitaminlerin, liflerin kaybolmadan tüketilmesi hastalıklara karşı da korumaktadır” diye konuştu.
Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, besleyici ve düşük kalorili yiyeceklerin, genç ve sağlıklı olmada çok önemli olan bağışıklık sistemi için çok yararlı olduğunu belirterek “Meyveler kadar, sebzeler ve tam tahıl ürünleri de bol lif içerdiğinden, besinlerin kana düzenli emilmesine, çabuk doymamıza yardımcı olarak, kan şekeri düzeyinin dengelenmesinde çok önemli fonksiyon görürler. Ayrıca, sindirim sürecini hızlandırarak, vücudun atıklardan, olası kanserojen maddelerden daha çabuk kurtulmasını sağlayarak, mide-bağırsak, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltırlar” dedi
KAYNAK:yuzdeyuzhaber

Yemyeşil AKTAR
Beylikdüzü / İSTANBUL 
Gsm: 0532 775 76 31



CANDIDA MANTARI için PROBIOTIKLERLE savaşın !!!

Candida, bir maya bakterisi türüdür ve her canlıda bulunur.

Genelde lenf sistemi içerisinde görev alan bu mantar türü, dış etkenler sebebiyle gereğinden fazla çoğaldığında tehlikeli olmaya başlar.


Vücutta mukoza zarı bulunan her bölgede varlık gösteren candida mantarına; göz, kulak, mide, mesane, ciğerler ve genital bölgede rastlanır.

Candida mantarı, genelde genital bölge mantarı olarak bilinir ve kadınların adeta korkulu rüyasıdır.

Oysa candida mantarı, sadece genital bölge için tehdit oluşturmaz. 
Sindirim sistemi üzerinde de etkili bir mantar türüdür. Normal bir bağırsak florasında 100 katrilyon (yaklaşık 1500 gr) ağırlığında faydalı bakteri bulunur. 
Bu faydalı bakteriler, düzenleri bozulmadığı sürece sistemde canlı kalmaya ve sağlığımız için işe yaramaya devam ederler. 
Ancak birazdan detaylarıyla bahsedeceğim yanlış beslenme ve benzer hatalar sebebiyle düzenleri bozulduğunda, gereğinden fazla çoğalarak bağırsak ve vajinal floranın da bozulmasına sebep olurlar. Candida mantarı hakkında yapılmış birçok araştırma var. 2008 yılında yapılan bir araştırmada, candida mantarının genital bölgede çoğalmasının kalıcı hale gelebildiği ve bu durumun kısırlığa neden olabildiği gösterildi.

KAS AĞRISINA YOL AÇAR

Bedenimizde candida mantarının çoğalmaya başladığını nasıl anlarız? 
Candida mantarı kontrolsüz çoğalmaya başladığında, birçoğu son derece can sıkıcı belirtiler gösterir. 
Kemik, kas ve organ ağrıları, kokulara karşı alerjik reaksiyon ve aşırı hassasiyet, el ve ayaklarda üşüme ve vücut ısısında düşüş, darbe alma halinde cildin çabuk morarması, ilgili bölgede formal değişiklikler, sindirim problemleri, ilgili bölgede iltihaplanma (bu en sık görülen belirtiler arasında yer alır), kronik yorgunluk, ilgili bölgede doku bozulması, kaşıntı ve kızarıklık, koku, kadınlarda genital akıntı ve kas ağrısı; candida mantarının çoğalmasının belirtileri arasında sayılır. 
Elbette saydığım bu belirtilerin şiddeti de son derece önemli. Şikayetleriniz arttığında mutlaka uzman bir doktora başvurmalı ve tavsiye edilen tedaviye harfiyen uymalısınız.
İnternette candida mantarı ile ilgili arama yaptığınızda evde uygulanan testlerin tavsiye edildiğini görebilirsiniz. 
Uygulaması son derece kolay olan bu testleri yapmak, hastalığı artıran bir etki göstermez ancak tanı koymada yeterli olmadığından hastalığın ilerlemesine ve tedaviye geç kalınmasına sebep olabilir.

Candida mantarının düzenini bozan ve çoğalmasına sebep olan faktörler nelerdir?

Aşırı antibiyotik kullanımı, vücut temizliğinin yetersiz yapılması ve ortak giysi kullanımı (özellikle iç çamaşırı) gibi fiziki nedenlerin dışında bir de beslenme alışkanlıklarıyla ilgili nedenlerle candida mantarı çoğalabilir.

Mantarların büyük kısmı gibi candida mantarı da şekerli besinleri sever. Karbonhidratlar, hidrojenize edilmiş yağlar, işlenmiş gıdalar, hazır gıdalarda bulunan koruyucular, böcek ve tarım ilaçları ile temas ve ağır metaller; candida mantarının kontrolsüz çoğalmasının nedenleri arasında sayılmaktadırlar.

Hangi konuyu işlersek işleyelim, dönüp dolaşıp geldiğimiz yer hep aynı: Beslenme alışkanlıklarımız! Doğru beslenmek, sağlıklı kalmanın en önemli anahtarıdır.

CANDİDA MANTARI İLE MÜCADELE ETMENİN YOLLARI NELERDİR?

Başlıca nedenleri arasında beslenme alışkanlıklarının sayılması sebebiyle candida mantarının tedavisinde yapılması gereken ilk şey, doğru bir beslenme programını uygulamaktır. Candida mantarından kurtulmak için bunları yapın:

ŞEKERLİ GIDALARI TÜKETMEYİN 
Candida mantarını besleyen gıda maddeleri arasında ilk sırada şeker gelir. 
Eğer bu mantar türü ile mücadele ediyorsanız, şekerin her türlüsünü hayatınızdan çıkarmanız gerekir. 
Aslında ne yemeniz ya da yememeniz gerektiğini ayırt edebilmek için ana başlıkları bilmeniz yetmez. Etiket okumayı iyi bilmelisiniz. 
Özellikle marketten aldığınız gıdaların etiketlerinde yazan onca kısaltmanın birçoğu, şeker anlamına gelir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ KUVVETLENDİRİN 
Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması, birçok hastalıkla mücadelede en önemli ihtiyaçtır. 
Candida mantarı ile mücadele döneminde de güçlü bir bağışıklık sistemine ihtiyacımız vardır. 
Bunun için taze ve doğal gıda maddeleriyle beslenmek gerekir. Güvenilir et ve balık yemek de bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeye yardımcı olur.

Yapılan araştırmalar, faydalı yağları tüketmenin candida mantarıyla mücadelede en az proteinler kadar önemli olduğunu da gösterdi.

Faydalı yağlar, yağda çözülen A, D, E ve K vitaminlerinin taşıyıcısı görevini görürken, karotenin A vitaminine dönüşmesini sağlar. 
Bu tür yağları tüketmek D vitamininin emilimini ve kullanımını da sağlar.

SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ FAYDALI BAKTERİLERİ ÇOĞALTIN 
Düzenli olarak probiyotik tüketmek candida mantarı ile mücadelede son derece önemli bir adımdır. 
Sindirim sistemimizde bulunan ve varlıklarından fayda sağladığımız bakteriler vardır. 
Zararlı kolonilerden kurtulmak, yararlı olanların varlık göstermesi için uygun zemini oluşturur.

DESTEKLEYİCİ VİTAMİNLER ALARAK VÜCUDU GÜÇLENDİRİN 
Candida mantarıyla mücadele edenlerin bağışıklık sistemlerini stabil tutabilmeleri çok önemlidir. 
Bunun için de vitamin ve mineral desteğine ihtiyaçları vardır. 
B vitamini kompleksi, 
C vitamini, 
D vitamini, 
E vitamini, 
Kalsiyum 
Magnezyum 
alınabilir.

CANDİDA'YA DÜŞMAN YİYECEKLER
Candida mantarıyla mücadelede anahtar davranışın doğru beslenmek olduğunu artık biliyoruz.

Peki gıda maddeleri arasında bu hastalığın tedavisinde en kuvvetlileri hangileridir?

Birçok hastalığın şifası sayılabilecek SARIMSAK ve ELMA SİRKESİ, candida mantarı tedavisinde de ilk sırada yer alıyor. 
İster çiğ, ister yemeklerin içinde, ister tablet halinde olsun hiç fark etmez; iyileşmek istiyorsanız, sarımsak tüketin.

Sarımsağın bu hastalığı tedavi etmesindeki en önemli sebep, bağışıklığı kuvvetlendiriyor olmasında gizli.

Elma sirkesi, candida mantarının en nefret ettiği gıda maddeleri arasında yer alır. 
Yemeklerden önce bir kaşık elma sirkesini bir bardak suya karıştırın ve tüketin. 
Böylece hem candida mantarının kontrolsüz çoğalmasını önleyecek, hem de bağırsak floranızı tedavi edeceksiniz.

Kaynak;Sabah Gazetesi HALİT YEREBAKAN 

Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İSTANBUL 



UYUMADAN ÖNCE MUTLAKA BİR BARDAK SU İÇİN !!!


                                                   www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                   www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
                                                   www.yemyesilaktar.com

İNANILMASI GÜÇ AMA GERÇEK !!!


- KANIN PIHTILAŞMASI OLMASA İNSAN VÜCUDUNDA DİĞER BÜTÜN SİSTEMLER İŞE YARAMAYACAKTI VE YERYÜZÜNDE İNSAN KALMAYACAKTI. 


- EN UFAK BİR KANAMADA BİLE KAN VE DOKULARDA PIHTILAŞMAYI SAĞLAYAN 40 DAN FAZLA MADDE HAREKETE GEÇEREK 50 MİLİ SANİYE GİBİ BİR ZAMAN DİLİMİNDE SİNİRLERİN BEYNE TAHRİBAT HAKKINDA BİLGİ GÖNDERMESİN ARDINDAN PIHTILAŞMA OLAYINI BAŞLATIR. 


- VÜCUDUN KORUNMASI İÇİN GEREKEN TEK BİR İŞLEMDE ALINAN TEDBİRLER HAYRET VERİCİDİR.

İnsan vücudu aslında başlı başına bir mucize..Her birimizin vücudunda bulunan trilyonlarca hücre de gerçekleşen olaylar insanı hayrete düşürüyor. Vücudumuzda kilometrelerce uzunluğunda döşenmiş damarlar hiç bir şekilde birbirine dolanmıyor. İlk nefes aldığımız doğum anından son nefesimizi verdiğimiz ana kadar kalbimiz kusursuz bir düzende çalışıyor. Biz farkında bile değilken vücudumuzun içine yerleştirilmiş savunma sistemimiz mikroplara karşı bizi koruyor.

Kuşkusuz bu yaratılış mucizelerini saymakla bitiremeyiz. Önemli olan bunları bilmek Allah'ın muhteşem yaratılış sanatının farkında olmak ve sürekli O'na şükretmektir. Sadece yaralandığımız da kanın pıhtılaşma detayı olmasa şu anda yeryüzünde yaşayan insan kalmazdı. Bilindiği gibi herhangi bir nedenle, yaralanma, çizik ya da kesilme ile başlayan bir kanamada kan damarlarından kanın akmasını önlemek amacıyla meydana gelen süreçlerin tümüne ''Pıhtılaşma'' deniyor. Peki eğer pıhtılaşma olayı gerçekleşmesiydi ne olurdu? Çok basit. En ufak bir kanama bile durdurulamazdı ve kan kaybından ölürdük. Şimdi dilerseniz kanın pıhtılaşmasının detaylarına bakalım.

Yeryüzünde adeta proteinden bir yama örerek açılan deliği kapatabilen tek sıvı kandır. İşin daha mucizevi yanı bunu müthiş bir hızla hareket ederken yapmasıdır. Kanda ve dokularda pıhtılaşmanın meydana gelmesini sağlayan, bir arada çalışan 40' dan fazla madde vardır. Bunların bir kısmı pıhtılaşmayı başlatır, bir kısmı hızlandırır, bir kısmı pıhtılaşmayı sona erdirir. Açılan yarada pıhtılaşma işleminin hemen başlaması gerekir. Bunu sağlamak için olağanüstü hızda bir iletişim sistemi şarttır. Sinirlerin beyne, tahribatın sınırları ve bulunduğu nokta hakkında bilgi göndermesinin ardından sadece 50 mili saniye geçer.

Pıhtılaşma olayı, tıpkı otoyolda meydana gelen kazaya acil çağrılarla yetişen devriye ve ambulansların ilk yardımlarını anımsatan bir olaydır. Vücudun herhangi bir bölgesinde bir kanama olduğunda ilk yardım trombosit adı verilen kan parçacıklarından gelir. Trombositler kanın içinde dağınık halde dolaşırlar. Bu nedenle kanama vücudun neresinde olursa olsun mutlaka o bölgeye yakın devriye gezen trombosit vardır. Von Willebrand isminde bir protein ise kaza yerini işaret ederek yardım isteyen bir trafik polis gibi, trombositlerin önlerini keser ve olay yerinde durmalarını sağlar. Olay yerine gelen ilk trombosit tıpkı telsizle yardım ister gibi, özel bir madde salgılayarak diğer ekipleri olay yerine çağırır. Trombositler kemik iliğinin büyük hücrelerinden kopan renksiz ve çekirdeksiz hücrelerdir. En önemli özellikleri bir yere yapışma eğiliminde olmalarıdır. Ancak Allah'ın üstün yaratmasının bir kanıtı olarak trombositler yalnızca kan içindeki endotel doku zarar görmüşse yapışkanlık özelliği ortaya çıkar. Normal endotel hücrelerine yapışmazlar. Eğer öyle olsaydı trombositler kan damarlarının içinde birikerek damarın tıkanmasına sebep olurdu. Bu da çoğu zaman ölümle sonuçlanırdı.

Trombositlerin ilk acil müdahalesi ile kan akışı büyük ölçüde yavaşlatılır. Artık devreye pıhtılaşma mekanizması girer. Pıhtılaşma mekanizmasının en önemli elemanlarından biri ''Fibrinojen'' dir. Fibrinojen normal durumlarda kan içinde erimiş durumda bulunur. Ancak vücutta bir yara meydana geldiğinde ''Trombin'' adındaki başka bir protein Fibrinojen zincirindeki üç halkadan iki tanesini keser. Artık bu protein Fibronejen değil Fibrindir ve bu aşamadan sonra aktif hale gelir. Fibrinlerin kesilen yüzeyi yapışkan parçalara sahiptir. Bu yapışkan parçalar da diğer fibrinlerin gelerek kendilerine yapışmalarına neden olur. Fibrinlerin birbirlerine yapışarak meydana getirdikleri bu kütle kanın akışını durdurmak için meydana getrilmiş ilk pıhtıdır. Şunu da belirtmek isterim ki Trombin proteini 20'e yakın enzimin bir araya gelmesiyle oluşur. Bu enzimlerden tek bir tanesinin olmaması sistemin işlememesi ve insanın hayatını kaybetmesi anlamına gelmektedir. Ancak her şey planlanmış ve sistem kusursuz bir şekilde kurulmuştur. Trombin sadece açık yaranın olduğu yerde üretilir. Bu olay yerinde bulunan ilk yardım ekibinin hasta için gerekli ilacı olay yerinde ihmal etmeleri gibi bir olaydır. Üstelik bu üretim tam ihtiyaç kadar olmalıdır. Ayrıca bu proteinin üretimi tam zamanında başlamalı ve tam zamanında durdurulmalıdır. Başlama ve durdurma emrini trombini üreten enzimler kendi aralarında verirler.

Vücutta yaranın açılmasıyla aniden harekete geçen Trombin, bulduğu bütün Fibrinojenlerin zincir halkalarını kesmeye başlar. Fakat bu işlemi yaranın bulunduğu yerden başka bir yerde yapmaması gerekmektedir. Bağımsız hareket ederse kestiği tüm Fibrinler birbirine yapışacak ve dolaşım içinde kontrolsüz pıhtılar meydana gelecektir. Oluşan pıhtılarda damarların tıkanmasına yol açacaktır. Bu durumda Trombinin baskı altında tutulması gerektiğinde durdurulması gerekir.

Burada bir başka mekanizma devreye girer. Trombini harekete geçiren protein Stuart Faktörü. Ancak Sturat Faktörünün de kontrol altında tutulması ve her gördüğü Protrombini de aktifleştirerek Trombine dönüştürmemesi gerekir. Sturat faktörünü de kontrol eden ''Akselerin'' adında bir başka proteindir.

Bu muazzam organizasyon hassas bir matematik hesabı gibi çalışır. Kanın ne zaman ne oranda pıhtılaşmasını gerektiğini ve ne zaman pıhtılaşmayı durdurması gerektiğini bilmesi gerekir. Bu aşamada ''Antitrombin'' proteinleri devreye girer. Antitrombin kanın pıhtılaşması için devreye giren tüm proteinleri birer birer durdurur. Yaranın tekrar açılmaması için Fibrin sabitleme faktörü adı verilen bir protein pıhtıyı oluşturan Fibrinleri birbirlerine iyice bağlayarak sıkıştırır. Eğer böyle güçlendirici bir faktör olmasaydı sıradan günlük hareketlerimizde bile yara hemen açılır ve iyileşmesi mümkün olmazdı.

Son aşamada ise kanamanın durdurulması ve yaranın iyileşmesi için oluşturulan pıhtının kanama durduktan ve yara iyileştirildikten sonra bozulmasıdır. Bu görevi üstlenen protein Plazmindir. Plazmin Fibrinler arasına girer ve onları teker teker keserek pıhtıyı bozar. Fibrinler bir araya gelerek pıhtıyı oluşturmaya başladığı sırada Plazmin de bir yandan oluşan Fibrinleri kesmeye başlar. Ancak bu iki işlemin zamanlaması öyle mükemmel yaratılmış ki Plazmin Fibrinleri kesip ortadan kaldırmaya çalışırken yara da iyileşir. Pıhtının oluşmasında Fibrin ne kadar hızlıysa onun Plazmin tarafından ortadan kaldırılması da o kadar yavaştır ve işlemler tam olması gereken zamanda biter. Bu işlemler bittiğinde cildiniz eskisi gibi pürüzsüz şekline kavuşur.

Eğer bu hayati sistemde bir aksaklık olsaydı ne olurdu düşünelim. Yara olmadığı halde kan birdenbire pıhtılaşmaya başlasaydı ya da yaranın etrafında oluşan pıhtı bulunduğu yerden ayrılsaydı veya pıhtılaşmada rol alan proteinler arasındaki haberleşmede aksaklık olsaydı. Bunlardan herhangi birinin olması durumunda kalp, akciğer vya beyin gibi hayati organlar giden yollarda tıkanma, kan kaybından ölme gibi durumlarla karşılaşırdık.

Burada dikkat çeken vücuttaki bu benzersiz işlemin kompleksliğidir. Vücudun korunması için gereken tek bir işlemde alınan tedbirler dahi hayret vericidir. Bu düzen öyle planlanmıştır ki, her protein sırasından önce devreye girmemekte, ancak sırası geldiğinde hemen harekete geçmektedir. Her proteinin hareketini kontrol edecek diğer proteinler vücutta hazır beklemektedir. Hepsi de kendilerine emir geldiğinde göreve başlamakta ve hatasız bir şekilde bitirmektedir. Hiç bir zaman Trombositler normal dokulara yapışmazlar. Trombosin Akselerinden önce harekete geçmez. Fibrinojen durup dururken pıhtı oluşturmaya başlamaz. Her zaman Plazminin hareketi Fibrinlere göre daha yavaştır. Burada Allah'ın muhteşem yaratma sanatına şahit oluyoruz.

Kanın pıhtılaşması denince sadece gözle görünür yaralardaki pıhtılaşma akla gelmemelidir. Gün içinde çok sık başımıza gelen, ancak çoğu zaman fark etmediğimiz kılcal damarlarının tamir edilebilmesi için de pıhtılaşma sisteminin olması zorunludur. Bacağınızı masanın kenarına ya da salonunun ortasındaki sehpaya çarptığınız da çok sayıda kılcal damarınız parçalanır. Bu durum iç kanamalara yol açar. Ancak pıhtılaşma sistemi sayesinde kanama hemen durur ve arkasından tamir işlemi başlar.

Sonuç olarak kanımızda pıhtılaşma özelliği mutlaka olmak zorundadır. Üstelik çok sıkı bir denetime tabi tutulması gerekir. İnsan bedeninin hemen her bölümüne milyonlarca borudan oluşan bir tesisat olan damarlar döşenmiştir. Bu boru tesisatın içinde hiç durmaksızın akan bir kan nehri vardır. Zaman zaman insan bedeninde meydana gelen küçük bir çizik veya kesik sonucunda derinin hemen altında bu boruların içinde akan kan dışarı sızar.

Normal şartlarda olması gereken, vücuttaki bütün kanın tıpkı dibinde delik açılmış bir şişesi gibi bu dışarı akması ve küçük çizginin bile insanı kan kaybından öldürmesidir. Ancak bu gerçekleşmez. Söz konusu deliğin etrafında kan pıhtılaşmaya başlar ve pıhtılaşan kan adeta bir tıpa gibi tıkar.

Bu kuşkusuz büyük bir mucizedir. Kanın bu özelliği dünyadaki her insanın hayatını kurtarmaktadır. Aksi takdirde çok küçük yara bile insanların ölümüne neden olacaktır. Ancak insanlar gözlerinin önünde bulunan ve kendi hayatlarını koruyan bu mucize hakkında hiç düşünmezler....




Yemyeşil Aktar 

Beylikdüzü / İSTANBUL 

www.facebook.com/yemyesilaktar 


www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr


www.yemyesilaktar.com





9 Eylül 2016 Cuma


HANGİ MEYVE NEYE YARAR ?

ÇİLEK:
- Strese iyi gelir,
- Sakinleştirici etkisi vardır. 
- Sigaranın etkilerini azaltır.
- Sigara içilen bir odadayken gün boyunca ağza iki çilek atılması önerilir.
- Çocuk felci ve ağız-deri yaralarına yol açan virüsleri öldürücü etkisi vardır.
- Kansere yakalanma riskini azaltır.
- Mide ve bağırsak zayıflıklarını giderir.
- Safra kesesi hastalıklarına iyi gelir.
- Yüksek ateşi düşürür.
- Dişlere ve diş etlerine iyi gelir, diş taşlarının oluşmasını engeller, cilde canlılık kazandırır.

Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü/ İSTANBUL

HANGİ MEYVE NEYE YARAR ?


                                               
HANGİ MEYVE NEYE YARAR ?
ELMA

- Kanı ve böbrekleri temizler, 
- Cilde parlaklık ve güzellik verir. 
- Soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir 
- Kolesterolü düşürür. 
- Sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım eder. 
- Baş ağrısına iyi gelir 
- Yüksek tansiyonu düşürür. 
- Kan şekerini kontrol altında tutar. 
- Romatizmaya ve gut hastalığına ve uykusuzluğa iyi gelir. 
- Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlar.

Yemyeşil Aktar 

Beylikdüzü / İSTANBUL 

www.facebook.com/yemyesilaktar


7 Eylül 2016 Çarşamba

MÜRDÜM ERİĞİ FAYDALARI ...



MÜRDÜM ERİĞİNİN FAYDALARI...

- A, B2 ve C vitamini, magnezyum ve potasyum minerali açısından zengindir. 

- Etkili bir antioksidan olması nedeniyle pek çok rahatsızlığa karşı kullanılmaktadır.

- Vücut direncini artırır!

- Tansiyon ve kötü kolesterolü düşürebileceği belirtilmiştir.

- Karaciğer, böbrek ve romatizmaya bağlı rahatsızlıklara karşı destek olabileceği belirtilmiştir.

- Kan yapıcı özelliği bilinmektedir.

- İçerdiği A vitamini sayesinde göz ve cilt sağlığına etkili olduğu belirtilmiştir.

- Sinir sistemini güçlendirdiği belirtilmiştir.

- Sindirim sistemine destek olduğu belirtilmiştir. Kabızlık problemine karşı kullanılır.

- Adet düzenleyici etkisi belirtilmiştir.

- Terlemeyi hızlandırıcı ve idrar söktürücü etkisi belirtilmiştir.

Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İstanbul

Gsm: 0 532 775 76 31