Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2016 Perşembe

İDRAR KANALI DARLIĞI TEDAVİSİNDE SON GELİŞMELER !!!




İdrar kanalı darlığı tedavisinde son  gelişmeler..



Enfeksiyon veya darbe gibi nedenlerle oluşabilen idrar kanalı darlığı, hastaları oldukça mağdur eden bir durumdur. İdrar yapmada zorluk veya ağrı gibi belirtilerle kendini gösteren hastalık farklı yöntemlerle kolayca tedavi edilebiliyor. KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Levent Gürkan idrar kanalı darlığı hakkında bilgi veriyor.

İdrar Kanalı Darlığı nedir, belirtileri nelerdir?

İdrar kesesinin dışarı bağlantısı ve idrar kanallarının son bölümü olan üretra herhangi bir nedenle zarar görürse kanalın genişliğini azaltan bir yara dokusu oluşabilir ve bu durum idrar ve/veya meninin akışını yavaşlatabilir veya bazı durumlarda tamamen engelleyebilir.

Üretra dediğimiz bu idrar kanalındaki darlıklar hastalarda kendini,

• idrar akımında yavaşlama
• idrar yaparken ağrı
• idrarın çatallanması ve saçılması
• idrar yaptıktan sonra damlama ile gösterebilir.

İdrar kanalı darlığının nedenleri

İdrar kanalındaki bu darlıkların en sık nedeni geçirilmiş enfeksiyonlardır. Bunun yanında idrar kanalından gerçekleştirilen sonda takılması gibi girişimler ve ameliyatlar ile dışarıdan alınan darbeler de idrar kanalında nedbe oluşumuna ve dolayısıyla darlıklara neden olabilir.

İdrar kanalı darlığı nasıl teşhis edilir?

Bu darlıktan şüphelenilen hastalarda teşhise yönelik ilk tetkik idrar akım hızının bilgisayarlı ölçülmesi olan üroflowmetridir. Bu tetkikte elde edilen sonuca göre hasta retrograd üretrografi görüntülemesine yönlendirilebilir. Bu görüntüleme yönteminde idrar kanalı x-ışınları altında opak olarak görüntü veren kontrastlı madde ile doldurularak floroskopi altında idrar kanalının yapısını ortaya konur.

İdrar kanalındaki darlığın şekli, yeri ve uzunluğuna göre aşağıdaki tedavi şekillerinden biri tercih edilebilir:

1) ÜRETROTOMİ İNTERN

Halk arasında "kapalı ameliyat" olarak bilinen üretrotomi intern, ucunda kamera ve ışık kaynağı bulunan özel cihazlar ile idrar deliğinden girilerek darlık noktasına kadar ilerlenmesi ve bu noktada darlığın direkt görüş altında soğuk bıçak ile kesilerek açılmasını içerir. Ameliyat sonrası hasta için ağrısız ve oldukça basit bir girişim olması nedeniyle çok ileri derecede olmayan idrar kanalı darlıklarında genellikle ilk tercihtir.

Genel anestezi veya spinal anestezi altında gerçekleştirilen bu işlem darlığın tipine göre ortalama 20 dakika ile 1 saat arasında sürmektedir. Hastaya ameliyat sırasında idrar sondası takılmakta ve hasta genellikle aynı gün içinde taburcu edilmektedir. Ameliyat sonrası kullanmanız için antibiyotik ve ağrı kesici verilecektir. İdrar sondası yaklaşık olarak 3 gün sonra alınmaktadır. Darlığın nüks etmesini engellemek umuduyla idrar sondasının 6 haftaya kadar uzayan sürelerde tutulması denenmiş fakat sondanın bu kadar uzun kalmasının 3 gün kalmasına oranla belirgin bir fark yaratmamış olduğu bilimsel yayınlarla gösterilmiştir. Takip eden günde işlerinize ve hayatınıza geri dönebilmenize rağmen ağır spor ve cinsel ilişkiden operasyondan sonraki iki hafta süre ile uzak durmanız uygun olacaktır.

Üretrotomi intern operasyonunun başarısı tartışmalı bir konudur. Bir cm'den kısa darlıklarda kısa dönem takiplerde başarı %50 - 85 oranında bildirilse de hastalar uzun süre takip edildiğinde başarı oranı %6 - 28'e düşmektedir. Üretrotomi intern sırasında soğuk bıçak yerine lazer kullanılması başarıda belirgin bir fark yaratmamaktadır.

İşlemin basitliği göz önüne alındığında 1 cm'den kısa darlıklarda tüm hastalara ilk tedavi seçeneği olarak üretrotomi intern ameliyatı önerilmektedir. Eğer hastada darlık tekrarlarsa ikinci üretrotomi intern girişimi ile başarıyı arttırmak mümkün olmadığından diğer tedavi seçeneklerine yönelme hasta ile tartışılmaktadır.

2) ÜRETRAL DİLATASYON

Doktor tarafından veya hastanın kendi kendine gerçekleştirdiği idrar kanalının bir sert sonda veya buji ile düzenli genişletilmesine dayanan üretral dilatasyon bir dönem özellikle üretrotomi sonrası darlıkların tekrarlamaması için yaygın olarak kullanılmaktaydı. Son çalışmalar göstermiştir ki bu uygulama haftada iki defa ve 1 sene boyunca uygulansa bile darlığın yeniden oluşmasını engelleyememekte ve sadece darlığın gelişmesine kadar geçen süreyi uzatabilmektedir.

Üretral dilatasyon içinde lokal anestezik madde bulunan özel jeller yardımı ile poliklinik şartlarında veya evde gerçekleştirilir. Hasta dilatasyondan hemen sonra gündelik aktivitesine geri dönebilir ve herhangi bir ilaç kullanması gerekmez.

Düşük uzun dönem başarısına rağmen bazı hastalar kompleks açık cerrahi girişimler yerine tekrarlayan üretrotomi intern ve dilatasyon seansları tercih edebilmektedir. Bilinmesi gereken nokta bu girişimlerin çok sayıda yapılmasının yara dokusunun sertliğini arttırdığından ileride yapılacak açık cerrahi girişimleri de zorlaştırabileceği ve başarısını düşürebileceğidir.

3) ÜRETRAL STENTLER

Üretral stentler hem görünüş hem de fonksiyon olarak kalp stentlerine benzerler. Amaç idrar kanalında oluşan darlığa içeriden yerleştirilen genişleyebilir bir kafes yapı ile idrarın geçmesini sağlayacak bir kanal yaratmaktır. Bu işlem genellikle daha kısa ve derinliği az darlıklarda etkindir. Unutulmaması gereken nokta bu darlıkların aynı zamanda internal üretrotomi ve açık cerrahi ile de en kolay tedavi edilebilir darlıklar olmasıdır.

Stentler çıkarılabilir ve kalıcı olarak ikiye ayrılır. En popüleri Memokath™ olan çıkarılabilir stentler genellikle üretrotomi sonrası erken dönemde oluşan darlıkların engellenmesi ve 6 ay ile 1 sene sonra iyileşme süreci sona erdiğinde stentin çıkarılması amaçlandığında kullanılır. En popüleri UroLume™ olan kalıcı stentler ise daha sıklıkla anestezi alması sorunlu olan, ileri yaşlı ve açık rekonstrüktif cerrahi adayı olamayan hastalarda tercih edilmektedir. Bu hastalarda darlık stent ile genişletilmekte ve stent kalıcı olarak darlık noktasında bırakılmaktadır.

Stent uygulaması genellikle rejyonel anestezi altında gerçekleştirilmesine rağmen sedasyon ile desteklenmiş lokal anestezi ile de uygulanabilir. İşlem yaklaşık olarak 30 dakika sürmektedir ve hastaya işlem sonrası genellikle idrar sondası takılmamaktadır. Hasta operasyondan sonra birkaç saat dinlenip taburcu olmaktadır. Genellikle ameliyat sırasında komplikasyon gelişmeyen bu işlemin uzun dönem başarısı ise şaşırtıcı şekilde düşüktür. On senelik takiplerde stent hastalarında memnuniyet %30'un altındadır.

4) AÇIK CERRAHİ

Açık cerrahi diğer hiçbir tedavi yönteminin sunamadığı %85 gibi yüksek bir başarıya sahiptir. Açık cerrahide amaç idrar kanalının darlığa yol açan bölümünün çıkarılması ve sağlam uçların tekrar birbiri ile birleştirilmesine dayanır. Bu tedavi sırasında eğer idrar kanalında olan darlık çok uzunsa sağlam uçlar bir araya getirilemeyecek kadar birbirinden uzak kalabilir. Böyle bir durumda vücudun başka bir noktasından alınacak yama ile arada kalan boşluğun kapatılması yoluna gidilir. Bunun için günümüzde en çok kullanılan materyal ağız içini kaplayan cilt olan "mukoza"yken, cilt, tunica albuginea, tensor fascia lata gibi farklı yama materyalleri de kullanılabilir.

Açık cerrahi genel anestezi veya spinal anestezi altında gerçekleştirilebilir. Operasyon darlığın yeri ve uzunluğuna göre 1 ila 2,5 saat arasında sürer. Ameliyat sonrası genellikle bir gece hastanede konaklamanız istenir. Taburcu edilirken ağrı kesici ve antibiyotik verilecektir. Ameliyat sırasında takılmış olan idrar sondası darlığın onarım şekline göre 10 ila 21 gün sonra alınacaktır. Yaklaşık 4 gün sonra sondanız ile günlük rutininizi takip edecek duruma geleceksiniz.

Genel olarak sorunsuz geçen bu ameliyatlardan sonra kanama, enfeksiyon, penis eğriliği, sertleşme bozukluğu veya darlığın tekrarlaması gibi sorunlar görülebilir. 
Kaynak: http://www.kadikoysifa.com/  

BİRAZ DA GÜLELİM ....

BİRAZ DA GÜLELİM !!! 
FIKRA ZAMANI 😂😜🗣👈
Adam elinde bir bıçak ile camiye girer: “Ey cemaat içinizde Müslüman olan var mı?” diye bağırır. 
Herkes susar. Ancak yaşlı bir amca kalkar “Ben varım” der. 
Bıçaklı adam amcaya, "Bir dakika dışarı gelir misin?" diyerek koluna girer camiden çıkarlar. 
Biraz ötede bağlı bir koyunun yanına gidip, “Amca; bu kurbanı kesmeme yardımcı olur musun, İslami kurallara uygun keselim, bende Şahadet getireyim müslüman olayım" der.
Amca ile koyunu kesmeye başlarlar.
Yaşlılık bu ya her taraf kan olur.
Amca; “Oğlum yoruldum camiye git başka birini bul” der.
Adam elinde kanlı bıçağı ile camiye girerek bağırır. “İçinizde başka bir Müslüman var mı?” Yaşlı amcayı götürüp kestiğini zanneden cemaat ses çıkarmaz ama topluca dönüp imama bakarlar.
İmam “Ne bakıyorsunuz ulan, iki rekat namaz kıldırdık diye Müslüman mı olduk!” der.

Yemyeşil Aktar                                     www.facebook.com/yemyesilaktar
Beylikdüzü / İSTANBUL                       www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
Tlf.  : 0 212 873 33 93                              www.yemyesilaktar.com
Gsm: 0 532 775 76 31

13 Eylül 2016 Salı

1 PORSİYON MEYVE KAÇ GR. ?


Günlük Meyve ihtiycımız 5 - 6 porsiyondur.
Aşağıdaki listede sizlere ''porsiyon/gr'' miktarlarını vererek 
tüketeceğiniz meyve miktarını belirlemenize yardımcı olmak istedim.



* Elma              : 100 gr       (1 orta boy)
* Portakal        : 100 gr        (1 orta boy)
* Mandalina      : 135 gr       (2 küçük boy)
* Kayısı            : 100 gr        (3-4 adet)
* Muz               : 60 gr        (1 küçük boy veya yarım)
* İncir              : 50 gr         (1-2 adet)
* Kiraz             : 75 gr        (12 adet)
* Vişne             : 80 g          (14 adet)
* Greyfurt        : 100 gr      (1 orta boy)
* Üzüm             : 90 gr        (15 iri tane)
* Yeni dünya     :                ( 6 adet)
* Kırmızı erik    : 50 gr        (2-3 adet)
* Yeşil erik        : 100 gr    (10 adet)
* Çilek              : 100 gr      (12 adet/1 çay bardağı)
* Şeftali            : 140 gr      (1 orta boy)
* Armut            : 100 gr      (1 orta boy)
* Ayva              : 100 gr      (1/4 orta boy)
* Nar                : 75 gr        (1/2 orta boy)
* Kavun            : 150 gr       (1/8 orta boy kavun)
* Karpuz           : 200 gr       (1/8 orta boy karpuz)
* Kivi                : 75 gr        (1 adet)
* Ananas           : 75 gr
* Kuru incir       : 15 gr        (2 adet)
* Kuru kayısı      : 20 gr       (3 adet)
* Kuru üzüm      : 20 gr
* Kuru erik        : 25 gr
* Portakal Suyu  : 1 çay bardağı
* Greyfurt Suyu : 1 çay bardağı
* Nar Suyu         : 1 çay bardağı
* Vişne Suyu      : 1 çay bardağı
* Üzüm Suyu      : ½ çay bardağı
* Elma Suyu       : 1 çay bardağı
* Havuç Suyu     : 1,5 çay bardağı


Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul

Gsm:0 532 775 76 31 




11 Eylül 2016 Pazar

TÜM DOSTLARIMIN, ARKADAŞLARIMIN VE YEMYEŞİL AKTAR AİLESİNİN KURBAN BAYRAMINI KUTLUYORUM....




ROMATİZMAYA İYİ GELEN YİYECEKLER !!!


Soğuk ve nemli günler romatizma rahatsızlığını tetikliyor. Bu hastalıktan şikayet edenlere uzmanlar, nar özü, enginar ve armutu öneriyor...

Bağışıklık sistemindeki sorunlar nedeniyle eklemlerin iç yüzeyinde iltihaplanmalar olarak bilinen romatizma, ağrılarla yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, uzun dönemli, tedavi edilmeyen romatizmanın eklemlerin hareket kabiliyetini kısıtladığını belirterek, "Romatizmaya iyi gelen yiyecekleri günlük beslenmenize ekleyerek eklem ağrılarını hafifletebilir, şişliği ve iltihaplanmanın şiddetini azaltabilirsiniz" diyor. 
Romatizmaya iyi gelen yiyecekleri ise şöyle sıralıyor: 

Nar Özü: Son yıllarda yapılan araştırmalar, nar özünün kemik ve kıkırdaklarda oluşan iltihaplanmayı azalttığı yönünde sonuçlara sahiptir. Düzenli olarak nar suyu ya da nar özü tüketmek romatizmal ağrıların ve şişliklerin azaltılmasına yardımcı olabilir. 

Balık: Balık, özellikle somon, ton gibi soğuk su balıkları bol miktarda omega yağ asidi içerir ve Omega- 3 yağ asitlerinin iltihaplı hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir. Haftada en az 3 öğün balık tüketerek romatizma ağrılarını azaltabilir ve eklemleri etkileyen iltihabın yayılmasını yavaşlatabilirsiniz. 

Enginar: Vücuttaki zehri atma etkisi sayesinde başta romatizma olmak üzere gut hastalığı ve eklem yanmasına karşı birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri güçlendirir. 

Keten Tohumu: Balıkta olduğu gibi keten tohumu da yüksek oranda Omega-3, Omega- 6 yağ asidi ile besin lifi benzeri bir madde olan lignan içerir. Günlük olarak tüketilen keten tohumu eklem ağrılarını hafifletirken eklem sertleşmesini azaltabilir. Keten tohumu içerisinde bulunan lif bazı ilaçların emilimini azaltabileceğinden, kullanmaya başlamadan önce doktora danışmaları tavsiye edilir. 

Hodan Otu, Frenk Üzümü: Bitki tohumlarında bulunan doğal bir Omega-6 yağ asidi olan gamma-linolenik asit doğal bir iltihap önleyicidir, romatizma nedeniyle meydana gelen iltihaplanmayı ve dolayısıyla eklem şişliklerini azaltabilir. Çuha çiçeği, hodan otu ve siyah kuş üzümü gamma-linolenik asit bakımından en zengin gıdalar arasında yer almaktadır. 

Tam tahıllar: Tam tahıllar da romatizmaya iyi gelen yiyecekler arasında yer alıyor. Örneğin yulaf ezmesi, çeltik ya da arpa vücuttaki iltihabı atan maddeler içeriyor.Tam tahıllı ekmekler de iltihap giderici özelliğe sahip selenyum içeriyor. Yapılan bir araştırmaya göre bazı romatizmalı kişilerin vücudunda çok az selenyum maddesine rastlanmıştır. 

Zeytinyağı: Araştırmalara göre zeytinyağının içindeki bazı maddeler vücutta iltihaba neden olan maddelerle savaşıyor, böylece iltihap oranı da azalıyor. 

Pancar: Böbrekleri çalıştırır. Önemli bir potasyum kaynağıdır. Kemiklere büyük faydası vardır. Vücuttaki tuz oranını dengeler. Bu sayede böbrekler ve idrar yollarının çalışmasını da destekler. 

Armut: Romatizma ve eklem kireçlenmesi olanlar için yararlı bir meyvedir.
KAYNAK: TAKVİM

Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İSTANBUL 
Gsm: 0 532 775 76 31
                                                        www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
                                                          www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                                   www.yemyesilaktar.com



HAZIR MEYVE SUYU İÇMEYİN !!!



Prof.Dr. Bekir Sami Uyanık, hazır meyve suyu tüketen kişilerin vücuduna, içinde yüksek miktarda şeker (glukoz) bulunan sudan başka bir şey girmediğini belirterek bu içeceklerin organ hastalıklarına yol açtığını söyledi.

Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, hazır meyve sularının vücutta yol açabileceği rahatsızlıkları değerlendirdi. Uyanık, hazır meyve sularındaki yüksek miktardaki şekerin (glukoz) başta metabolizma olmak üzere kanser, obezite, diyabet gibi birçok hastalığa karşı da savunmasız bıraktığını söyleyerek “Marketlerde hazır paketlerde satılan meyve sularının, gazlı içeceklere göre daha sağlıklı olduğunu düşünüyoruz ama sanıldığının aksine, meyve suları o kadar da masum değil. Aslında hazır meyve suyu tüketen kişilerin vücuduna, içinde yüksek miktarda şeker bulunan sudan başka hiçbir şey girmiyor. Vücuda sayısız olumsuz etkisi bulunan meyve suları, başta metabolizma olmak üzere; kanser, obezite, diyabet gibi birçok hastalığa karşı da savunmasız bırakıyor” dedi.

“KONTROLSÜZ MEYVE TÜKETİMİ ŞEKER HASTALIĞINI TETİKLİYOR”
Uyanık, hazır meyve sularında, miktarları değişen oranlarda meyve özünden başka katkı maddesi olarak ise meyve aromasının, sofra şekerinin ve fruktoz şurubunun bulunduğunu dile getirerek “Bu maddeler ile çeşitli kimyasalların birleşmesi meyvemsi bir tat yaratırken, birçok hastalığı da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle meyve suyu yerine, meyvelerin kendisini tüketmek sağlığımız için daha yararlıdır. Meyveler bir bütün olarak, sindirim sisteminde daha düzenli emilir ve kan şekeri ani olarak yükselmediğinden, ani insülin salgılanmasına sebep olmaz. Metabolizma normal işleyişiyle vücutta daha düzenli kullanılır. Özellikle glisemik indeksi yüksek olan kavun, karpuz, üzüm gibi meyvelerde de, aşırıya kaçmamak, kontrollü olmak gerekir. Kontrolsüz meyve tüketimi, gizli şekeri olanlar ve diyabetli hastalarda kan şeker düzeyinin yükselmesine (hiperglisemiye) yol açabilmektedir” ifadelerini kullandı.
Kandaki glukoz (şeker)miktarının fazla olmasının, vücutta bulunan proteinlere, glukozun bağlanmasına neden olduğunu söyleyen Uyanık, “Glukoz bağlanmış proteinlerin fonksiyonelliği azalır, bulunduğu doku veya organda özel görevlerini yapamaz hale gelerek, vücudun yaşlanmasına yol açar. Aşırı tüketilen meyve suları ve asitli içecekler, fazla miktarda şekerin vücuda girmesiyle, kan şekerini yükselterek, şeker hastalığı, obezite ve eklem hastalıkları yanında, böbrek, göz, kalp ve damar hastalıklarına da yol açabilmektedir. Ayrıca, yüksek kan şekeri, vücutta yağa dönüşerek, sadece karın çevresinde değil, karaciğer başta olmak üzere doku ve organlarda yağ birikmesine neden olmakta, asıl hücrelere baskı yapmakta, onları işlemez hale getirmektedir. Şeker, tümör oluşumuna ve kanserin büyümesine de neden olabilmektedir. Bu sebeple meyve suları içerisinde bulunan yüksek miktardaki glukoz, aroma ve kimyasallar nedeniyle meyve suyu tüketen kişilerde, metabolik denge bozulmakta, diğer kanser faktörlerinin de etkisiyle, özellikle mide ve bağırsak kanseri olmak üzere tüm vücut kanserleri riskini de artırmaktadır” dedi.
“ŞEKER BİRÇOK ORGAN HASTALIĞINA NEDEN OLABİLİYOR”
Kişinin vücudundaki yüksek şeker oranının, başta göz olmak üzere böbrek, beyin, kalp ve bacak damarlarının erken yaşlanmasına neden olduğunu vurgulayan Uyanık,”Yemeklerden sonra, özellikle de, şekeri yüksek meyve suyu ve asitli içeceklerin alımından sonra hızla yükselen kan şekerini, vücut kendisini korumak için düşürmeye çalışmaktadır. Günlük aktivitelerimize ve yaptığımız işlere göre yükselip alçalan kan basıncı değişikliklerine karşı koruyucu mekanizmaları, yüksek kan şekerinden olumsuz etkilenerek, küçük damarların zarar görerek, çatlaklara neden olmaktadır.
Bunun sonucunda damarlar, sertleşmekte, tıkanmakta ve yaşlanması hızlanmaktadır. Hafif olan damar hastalıkları da insanın enerjisini yok ederek, yorgun ve yaşlı hissettirebilmektedir. Meyve sularının hazır paketler halinde alınması yerine, meyvelerin taze olarak alınıp, suyunun sıkılıp, yenmesi oldukça faydalıdır. Taze olarak sıkılan meyve sularının bekletilmeden içilmesi ve içerisindeki vitaminlerin, liflerin kaybolmadan tüketilmesi hastalıklara karşı da korumaktadır” diye konuştu.
Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, besleyici ve düşük kalorili yiyeceklerin, genç ve sağlıklı olmada çok önemli olan bağışıklık sistemi için çok yararlı olduğunu belirterek “Meyveler kadar, sebzeler ve tam tahıl ürünleri de bol lif içerdiğinden, besinlerin kana düzenli emilmesine, çabuk doymamıza yardımcı olarak, kan şekeri düzeyinin dengelenmesinde çok önemli fonksiyon görürler. Ayrıca, sindirim sürecini hızlandırarak, vücudun atıklardan, olası kanserojen maddelerden daha çabuk kurtulmasını sağlayarak, mide-bağırsak, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltırlar” dedi
KAYNAK:yuzdeyuzhaber

Yemyeşil AKTAR
Beylikdüzü / İSTANBUL 
Gsm: 0532 775 76 31



KOLESTROLE İYİ GELEN YİYECEKLER ...
Kurubaklagiller: 
Kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek gibi besinlerin içerisinde bulunan çözünür lifler, kötü Hutlu kolesterol olarak anılan LDL kolesterolü düşürmeye yardımcıdırlar. 

Yapılan bir bilimsel araştırmada;
her gün 1 porsiyon kurubaklagil tüketimi, 6 haftada kan kolesterol seviyelerini %10 azaltmıştır.
Haftada en az üç kez kurubaklagiller sofralarımızda yer almalı.

Kuruyemişler: 
Fındık, badem ve ceviz gibi kuruyemişler, düzenli tüketildiklerinde kan kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcıdırlar. İçerdikleri çoklu doymamış yağ asitleri de, damar sağlığının korunmasına yardımcı olurlar. Yapılan bilimsel çalışmalara göre, günde ortalama 40 gram kuruyemiş tüketmek, kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.

Soya ürünleri: 
İçerdikleri fitat ve izoflavonlar sayesinde düzenli tüketildiklerinde kolesterolü düşürücü etki gösterirler.
Soframızda çok alışkın olmadığımız soya ürünlerine soya sütü, tofu veya soya kıyması olarak yemeklerde, çorbalarda yer verebiliriz.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) önerilerine göre; günde 25 gram soya proteini tüketmek, kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.

Avokado:
Avokadoda; iyi huylu kolesterol olan HDL’yi yükselten ve LDL’nin düşmesine yardımcı olan tekli doymamış yağ asitleri bulunur. Aynı zamanda diğer bütün meyvelere oranla, kolesterol düşürmeye yardımcı etkisi olan beta sitosterolleri yapısında daha fazla bulundurur. Günde ¼ veya ½ avokado tüketmek kan kolesterolünü düşürmek konusunda yol katetmeyi sağlar.

Çikolata: 
Bitter çikolatanın içerdiği antioksidanlar, kalp sağlığının korunmasına yardımcıdır. Bazı bilimsel çalışmalar, kakaoda bulunan antioksidanların iyi huylu kolesterolü yükseltmeye yardımcı olduğunu göstermiştir. Günde 30 gram bitter çikolata tüketmenin, kötü huylu kolesterolün vücutta okside olmasına engel olduğu bilinir.

Bitkisel steroller: 
Bitkilerin yapısında bulunan bu madde, vücuttan kolesterol emilimini azaltarak, düzenli tüketimde kolesterolü düşürmeye yardımcı etki gösterir.

Bitkisel sterollerin kolesterolü düşürücü etki göstermesi için günde 2 gram tüketilmeleri gereklidir.

Bazı bilimsel çalışmalarda aşırı tüketimlerinin damar sertliği riskini arttırabileceği gösterilmiştir.
Piyasada bulunan bitkisel sterol eklenmiş ürünleri kullanan kişiler, eğer yüksek kolesterol sebebi ile ilaç kullanıyor iseler, doktorlarına danışmalılar.



YEMYEŞİL AKTAR
BEYLİKDÜZÜ / istanbul

Gsm: 0 532 775 76 31

www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr
www.facebook.com/yemyesilaktar
www.yemyesilaktar.com


BİR ÇOK SAĞLIK SORUNUNUZUN SEBEBİ 

'' Kandida Bağırsak Mantarı" ......
Bağırsaklarınızın florası ne durumda?
Sabah uyandığınızda bu testi mutlaka yapın!!!
Bağırsaklarınızda CANDIDA (kandida) maya mantarının arttığını basit bir testle anlayabiliriz.
Bir bardak içme suyuna sabah aç karnına tükürün ve 15 dakika izleyin. 
Eğer tükürük suyun üstünde kalıyorsa sağlıklı bağırsak florasına sahipsiniz. 
Eğer tükürük dibe çöküyorsa, saçak gibi aşağıya iniyorsa, kar yağmış gibi oluyorsa veya suya rakı konmuş gibi bulanıyorsa candida bağırsak floranızı bozmuş demektir.
Evdeki herkes testi yapsın..
Bir parça yeseniz bile karnınız şişiyor ve ağrıyorsa, yaptığınız bütün diyetlere rağmen karnınızın şişliğini ve sertliğini gideremiyor, lifli besinler tükettiğiniz halde çoğu zaman kabızlık sorunu yaşıyorsanız, yeme krizlerinize care bulamıyorsanız sebebi büyük ihtimalle CANDIDA Mantarıdır...
Candida mantarları gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürür.
Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülür. 
Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik ve sertlik oluşur.
“CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”
Son elli yılda sessiz ve yıkıcı hastalıklarda patlama yaşandı ve tetkiklere, testlere bol bol para harcanırken yanlış teşhisler yanlış ilacların kullanılmasına ve çok daha kötü sonuçlara yol açtı. Kimse bağırsaklarından tüm vucuduna geçen ve organlarına büyük zarar veren Candida Albicans maya mantarı ve onun yol açtığı Candiasis (Kandiyasis) hastalığından şüphelenmedi.
Kandiyasis hastalığı ile mücadele Almanya’da son on yılda sağlık bakanlığı politikası haline gelmişken maalesef ülkemizde adını duyan çok az insan var.
Kandiyasis’in sebep olabileceği hastalıklardan obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları, hormonal bozukluklar, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi.
Çocuklarda alerjik hastalıklar, akıntılar, tıkanıklıklar, otizm, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu giderek artıyor.
Yorgunluk, unutkanlık, asabiyet, cinsel isteksizlik, tahammülsüzlük, durumlarında psikyatrlar ilaçlar yazdı, eklem ağrıları ve ödemler için avuç avuç romatizma ilaçları içildi.
Zihinsel ve fiziksel performansı artıracak besin takviyelerini kullanmayan kalmadı, cinsel gücü arttırmak için her yol denendi, saç dökülmesi ve cilt sorunları için dermokozmetik ve kozmetiğe harcanan parayı biliyorsunuz…
Kandida mantarından arınarak vücudunuzda varolduğunu düşündüğünüz pek çok hastalıktan ve fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.
Kısaca gıda ya da ilaç zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu.
Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri ile birlikte kandida maya mantarı kılcal damarlara kadar ulaştı ve organlarımıza zarar vermeye başladı.

Kısaca nedenleri:

• Beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar.
• Şekerli besinlerin fazla miktarda tüketilmesi.
• Sezaryen ile yapılan doğumlar.
• Günlük beslenme programında karbonhidratlara ağırlık verme.
• Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler.
• Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının bozulması.
• Antibiyotik kullanımının artması başta olmak üzere yanlış tedavi yöntemleri bu artışa neden oldu.

Neden olduğu enfeksiyonlar ve belirtileri:

Sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar.
Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir
Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. 
Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. 
Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz.
Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur. Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da (doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın) yansır.

VÜCUDUMUZDA EN BELİRGİN ŞİKAYETLER VE BELİRTİLER ;
  1. • GAz/şişkinlik
  2. • Kabızlık ya da ishal
  3. • Kolit
  4. • Makatta kaşıntı ve kızarıklık, hemeroid
  5. • Adrenal/Tiroid yetmezliği
  6. • Mide yaraları
  7. • Ruhsal ve fiziksel yorgunluk görülür.
  8. • Uyuşukluk/tembellik
  9. • Allerjiler
  10. • Uykusuzluk
  11. • Düşük kan şekeri
  12. • Mide yanması
  13. • İntihar eğilimleri
  14. • Bağırsak ağrıları
  15. • Anti-sosyal davranışlar
  16. • Ağız kokusu ve mide ağrısı
  17. • Pamukçuk
  18. • Kuru ağız
  19. • Parmak/ayak tırnağı mantarı
  20. • Akne ya da pul pul dökülen cilt
  21. • Üşüme/ titreme
  22. • Kimyasallara hassasiyet
  23. • Dişlerde pas benzeri tabaka ve dilde beyazımsı bir görüntü
  24. • Açlık hissi ve aşırı derecede tatlı yeme isteği.
  25. • Burun tıkanıklığı ve nefes darlığı
  26. • Kulaklarda iltihaplanma ve kulak çevresinde kaşıntı, çınlama
  27. • Sırt, ense ve omuz ağrısı
  28. • Eklemler ağrıları, eklemde şişmeler
  29. • Ciltte sivilce, akne, kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi
  30. • Küf benzeri koku
  31. • Şeker ihtiyacını karşılamak için, aşırı derecede yemek yemek ve ayrıca candidanın ürettiği aside bloke etmek için yağ hücrelerinin çoğalması bölgesel yağlanmaya, kilo artışı, obezite
  32. • Gözlerin önünde noktaların uçuşması gibi görme bozuklukları, yaşarma, yanma..
  33. • Şiş gözler
  34. • Hormonal dengesizlik
  35. • Kronik vajina ve mesane iltihabı
  36. • Konsantrasyon bozukluğun ve hafıza zayıflığı
  37. • Alkol içilmese de alkol kokan nefes
  38. • Aşırı yorgunluk , bitkin, tükenmiş hissetmek.
  39. • Depresyon,
  40. • Uyuşukluk, yanma, karıncalanma, hissizlik
  41. • Kas ağrıları, Kas güçsüzlüğü, uyuşma
  42. • Eklemlerde ağrı, şişme, artrit, artroz
  43. • Karın bölgesinde ağrı
  44. • Kabızlık, ishal, rahatsız edici gaz
  45. • Sorunlu vajinal akıntı, vajinal yanma ya da kaşıntı
  46. • Prostatitis
  47. • Iktidarsızlık
  48. • Cinsel arzu kaybı
  49. • Endometriosis
  50. • Kramp ve regl düzensizlikleri, regl öncesi aşırı gerginlik
  51. • Uykulu olma hissi, koordinasyon bozukluğu
  52. • Sık ruh hali değişimleri
  53. • Huysuzluk ya da çok sinirli olmak
  54. • Konsantre olamamak
  55. • Baş ağrısı
  56. • Sersemlik, denge kaybı
  57. • Kulakların üstünde basınç, şişkinlik ya da karıncalanma hissi.
  58. • Kaşıntı ve kızarıklıklar
  59. • Mide ekşimesinden dolayı boğazda yanma
  60. • Sindirimsizlik, geğirme ve bağırsaklarda gaz
  61. • Dışkıda sümüksü madda
  62. • Dışkının çok kuru ve küçük parçalar halinde olması
  63. • Hemoroit
  64. • Ağız kuruluğu, ağızda kızarıklık ya da kabarcık
  65. • İdrar yaparken yanma
  66. • Postnasal akıntı
  67. • Göğüste ağrı ya da gerginlik
  68. • Nefes darlığı hırıltı
  69. • Öksürük
  70. • Sık ya da acil idrara çıkma ihtiyacı, idrar yaparken yanma.



Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İSTANBUL 

Gsm: 05327757631


CANDIDA MANTARI için PROBIOTIKLERLE savaşın !!!

Candida, bir maya bakterisi türüdür ve her canlıda bulunur.

Genelde lenf sistemi içerisinde görev alan bu mantar türü, dış etkenler sebebiyle gereğinden fazla çoğaldığında tehlikeli olmaya başlar.


Vücutta mukoza zarı bulunan her bölgede varlık gösteren candida mantarına; göz, kulak, mide, mesane, ciğerler ve genital bölgede rastlanır.

Candida mantarı, genelde genital bölge mantarı olarak bilinir ve kadınların adeta korkulu rüyasıdır.

Oysa candida mantarı, sadece genital bölge için tehdit oluşturmaz. 
Sindirim sistemi üzerinde de etkili bir mantar türüdür. Normal bir bağırsak florasında 100 katrilyon (yaklaşık 1500 gr) ağırlığında faydalı bakteri bulunur. 
Bu faydalı bakteriler, düzenleri bozulmadığı sürece sistemde canlı kalmaya ve sağlığımız için işe yaramaya devam ederler. 
Ancak birazdan detaylarıyla bahsedeceğim yanlış beslenme ve benzer hatalar sebebiyle düzenleri bozulduğunda, gereğinden fazla çoğalarak bağırsak ve vajinal floranın da bozulmasına sebep olurlar. Candida mantarı hakkında yapılmış birçok araştırma var. 2008 yılında yapılan bir araştırmada, candida mantarının genital bölgede çoğalmasının kalıcı hale gelebildiği ve bu durumun kısırlığa neden olabildiği gösterildi.

KAS AĞRISINA YOL AÇAR

Bedenimizde candida mantarının çoğalmaya başladığını nasıl anlarız? 
Candida mantarı kontrolsüz çoğalmaya başladığında, birçoğu son derece can sıkıcı belirtiler gösterir. 
Kemik, kas ve organ ağrıları, kokulara karşı alerjik reaksiyon ve aşırı hassasiyet, el ve ayaklarda üşüme ve vücut ısısında düşüş, darbe alma halinde cildin çabuk morarması, ilgili bölgede formal değişiklikler, sindirim problemleri, ilgili bölgede iltihaplanma (bu en sık görülen belirtiler arasında yer alır), kronik yorgunluk, ilgili bölgede doku bozulması, kaşıntı ve kızarıklık, koku, kadınlarda genital akıntı ve kas ağrısı; candida mantarının çoğalmasının belirtileri arasında sayılır. 
Elbette saydığım bu belirtilerin şiddeti de son derece önemli. Şikayetleriniz arttığında mutlaka uzman bir doktora başvurmalı ve tavsiye edilen tedaviye harfiyen uymalısınız.
İnternette candida mantarı ile ilgili arama yaptığınızda evde uygulanan testlerin tavsiye edildiğini görebilirsiniz. 
Uygulaması son derece kolay olan bu testleri yapmak, hastalığı artıran bir etki göstermez ancak tanı koymada yeterli olmadığından hastalığın ilerlemesine ve tedaviye geç kalınmasına sebep olabilir.

Candida mantarının düzenini bozan ve çoğalmasına sebep olan faktörler nelerdir?

Aşırı antibiyotik kullanımı, vücut temizliğinin yetersiz yapılması ve ortak giysi kullanımı (özellikle iç çamaşırı) gibi fiziki nedenlerin dışında bir de beslenme alışkanlıklarıyla ilgili nedenlerle candida mantarı çoğalabilir.

Mantarların büyük kısmı gibi candida mantarı da şekerli besinleri sever. Karbonhidratlar, hidrojenize edilmiş yağlar, işlenmiş gıdalar, hazır gıdalarda bulunan koruyucular, böcek ve tarım ilaçları ile temas ve ağır metaller; candida mantarının kontrolsüz çoğalmasının nedenleri arasında sayılmaktadırlar.

Hangi konuyu işlersek işleyelim, dönüp dolaşıp geldiğimiz yer hep aynı: Beslenme alışkanlıklarımız! Doğru beslenmek, sağlıklı kalmanın en önemli anahtarıdır.

CANDİDA MANTARI İLE MÜCADELE ETMENİN YOLLARI NELERDİR?

Başlıca nedenleri arasında beslenme alışkanlıklarının sayılması sebebiyle candida mantarının tedavisinde yapılması gereken ilk şey, doğru bir beslenme programını uygulamaktır. Candida mantarından kurtulmak için bunları yapın:

ŞEKERLİ GIDALARI TÜKETMEYİN 
Candida mantarını besleyen gıda maddeleri arasında ilk sırada şeker gelir. 
Eğer bu mantar türü ile mücadele ediyorsanız, şekerin her türlüsünü hayatınızdan çıkarmanız gerekir. 
Aslında ne yemeniz ya da yememeniz gerektiğini ayırt edebilmek için ana başlıkları bilmeniz yetmez. Etiket okumayı iyi bilmelisiniz. 
Özellikle marketten aldığınız gıdaların etiketlerinde yazan onca kısaltmanın birçoğu, şeker anlamına gelir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ KUVVETLENDİRİN 
Bağışıklık sisteminin kuvvetli olması, birçok hastalıkla mücadelede en önemli ihtiyaçtır. 
Candida mantarı ile mücadele döneminde de güçlü bir bağışıklık sistemine ihtiyacımız vardır. 
Bunun için taze ve doğal gıda maddeleriyle beslenmek gerekir. Güvenilir et ve balık yemek de bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeye yardımcı olur.

Yapılan araştırmalar, faydalı yağları tüketmenin candida mantarıyla mücadelede en az proteinler kadar önemli olduğunu da gösterdi.

Faydalı yağlar, yağda çözülen A, D, E ve K vitaminlerinin taşıyıcısı görevini görürken, karotenin A vitaminine dönüşmesini sağlar. 
Bu tür yağları tüketmek D vitamininin emilimini ve kullanımını da sağlar.

SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ FAYDALI BAKTERİLERİ ÇOĞALTIN 
Düzenli olarak probiyotik tüketmek candida mantarı ile mücadelede son derece önemli bir adımdır. 
Sindirim sistemimizde bulunan ve varlıklarından fayda sağladığımız bakteriler vardır. 
Zararlı kolonilerden kurtulmak, yararlı olanların varlık göstermesi için uygun zemini oluşturur.

DESTEKLEYİCİ VİTAMİNLER ALARAK VÜCUDU GÜÇLENDİRİN 
Candida mantarıyla mücadele edenlerin bağışıklık sistemlerini stabil tutabilmeleri çok önemlidir. 
Bunun için de vitamin ve mineral desteğine ihtiyaçları vardır. 
B vitamini kompleksi, 
C vitamini, 
D vitamini, 
E vitamini, 
Kalsiyum 
Magnezyum 
alınabilir.

CANDİDA'YA DÜŞMAN YİYECEKLER
Candida mantarıyla mücadelede anahtar davranışın doğru beslenmek olduğunu artık biliyoruz.

Peki gıda maddeleri arasında bu hastalığın tedavisinde en kuvvetlileri hangileridir?

Birçok hastalığın şifası sayılabilecek SARIMSAK ve ELMA SİRKESİ, candida mantarı tedavisinde de ilk sırada yer alıyor. 
İster çiğ, ister yemeklerin içinde, ister tablet halinde olsun hiç fark etmez; iyileşmek istiyorsanız, sarımsak tüketin.

Sarımsağın bu hastalığı tedavi etmesindeki en önemli sebep, bağışıklığı kuvvetlendiriyor olmasında gizli.

Elma sirkesi, candida mantarının en nefret ettiği gıda maddeleri arasında yer alır. 
Yemeklerden önce bir kaşık elma sirkesini bir bardak suya karıştırın ve tüketin. 
Böylece hem candida mantarının kontrolsüz çoğalmasını önleyecek, hem de bağırsak floranızı tedavi edeceksiniz.

Kaynak;Sabah Gazetesi HALİT YEREBAKAN 

Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İSTANBUL