Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

20 Eylül 2016 Salı

BİR KADINA TEKME ATMAK....


BAKANLIK BU 38 ÜRÜNÜ YASAKLADI !!!


NİHAYET BAKANLIK BU 
38 ÜRÜNÜN BULUNDURULMASINI VE SATIŞINI 
TÜM ''AKTARLARA'' YASAKLADI  ...

Şifa arayan vatandaşın hastane ve eczaneden sonra sık sık gittiği aktarlarda satılan bazı ürünlere yasak geldi. Habertürk'te Lütfi Erdoğan imzası ile yeralan habere göre,

Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), aktarlarda satılan 38 ürünü “tehlikeli” olduğu gerekçesiyle yasak kapsamına aldı.

Bakanlık, daha önce genelge yayımlayarak aktar vitrinlerine, ürünlerin kullanılışına ilişkin etiket, ilan ve benzeri yazılar asılmasını yasaklamıştı.

“Adasoğanı diz ağrısına, güzelavratotu baş ağrısına, nane gribe, adaçayı nezleye iyi gelir” gibi ifadelerin kullanılmasına da yasak getirilmiş, aktarlarda bitkisel karışım yapılmasının da önüne geçilmişti.

ÖLÜME BİLE GÖTÜRÜYOR

Yasaklanan 38 ürün arasında iltihaplı bölgeleri iyileştirdiği iddia edilen adasoğanı, ağrı kesici özelliği olduğu belirtilen güzelavratotu ve romatizma ağrılarını durdurduğu ifade edilen hintyağı da yer aldı.

Bu ürünlerin bilinçsiz kullanımı sonrasında damar tıkanmasına, zehirlenmeye ve hatta ölüme yol açtığı vurgulandı.

İŞTE SATILMASI MAHZURLU VE TEHLİKELİ OLAN O MADDELER:

1. Bulbus scillae (Adasoğanı) ve preparatları
2. Cantharide (Kantarit, Kuduz Böceği) ve prep.

3. Creosotum (Katran ruhu, Kreozot)
4. Flos Cinae (Horasani, S.Contra) ve prep.

5. Flos Pyrethri (Pire Otu) ve prep.
6. Folia Belladonnae (Güzel avrat otu) ve prep.

7. F. Digitalis (Digitalis, Yüksük otu) ve prep.
8. F. Hyoscyami (Banotu) ve prep.

9. F. Jaborandi (Jaborandi yaprağı) ve prep.
10. Folia Stramonii, Flores Stramonii (Tatula yaprak ve çiçeği) ve prep.

11. Fructus Coculi (Balık otu) ve prep.
12. Fr. Colocynthi (Ebu Cehil Karpuzu) ve prep.

14 26
13. Fr. Ecbali Elaterii (cirtatan, eşek hıyarı.), usaresi tozu ve diğer prep.
14. Fr. Papaveris (Haşhaş), şurubu ve diğer prep.

15. Cummi Guttae (Patalomba, Katalamba)
16. Herba Bel1adonnae (Güzel Avrat otu) ve prep.

17.H. Cannabis (Kenevir, Kendir), F. Cannabis ve prep
18. H. Conii (Baldıran) ve prep.

19. H.Rutae (Sedef otu), Fl. Rutae ve prep.
20. Oleum Cheropodii (Kenepod esansı) ve prep.

21. O. Ricini (Hint yağı)
22. Opium ve prep.

23. Podophyllinum (Podofilin)ve podofilotoksin ve prep.
24. Radix Ipecacuanhae (Altın kökü) ve prep.

25. R. Pyrethri (Pire Otu) ve prep.
26. Rhizoma Pilicis (Erkek Eğrelti otu) ve prep.

27. Rh. Hellebori (Çöpleme) ve prep.
28. Secale Cornutum (Çavdar mahmuzu) ve prep.

29. Semen Calabar (Kalabar baklası) Ve prep.
30. S. Colchici (Çiğdem) ve prep.

31. S. Crotonis (Kroton tohumu), o.Crotonis (Yağı, Habb el milük yağı)
32. S. Ricini (Hint yağı bitkisi tohumu, Bezr-i hırva)
33. S. Sabadillae (Bit otu, papaz otu) ve prep.
34. S. Straphisagriae (Bit otu) ve prep.

35. S. Strychni (ve diğer Strychnos türlerinin tohumları-kargabüken, inyas baklası) ve prep.
36. Summitates Sabinae (Kara ardıç) ve prep.

37. Tubera Aconiti (Kurtbogan) ve prep.
38. Radix Mandragorae (Adam-Adem otu) ve prep.

                     www.facebook.com/yemyesilaktar 
                    www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr

Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul 

Tlf     : 02128733393 
Gsm  : 05327757631 

NEDEN KANSERSİNİZ?


Neden Kansersiniz?
Hayatında hep şeker oldu. Çayı, kahveyi şekersiz içmedin. Kahvaltıya reçelsiz ve krem çikolatasız oturmadın. Beyaz pirinç ve ekmeğin şeker olduğunu unuttun. İçinde yüksek oranda fruktoz bulunan meyveleri kiloyla yedin. İçinde glukoz ve aspartam olan ürünler tükettin. Kolanın ve gazlı içeceklerin şeker ve zehir karışımı olduğunu bile bile içtin. Önce insülin direncin başladı sonra şeker hastası oldun, 150 kilo oldun ama durmadın.

Palm yağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.

Paketlenmiş hazır sıvı ve katı tüm ürünlerdeki koruyucu kimyasalların seni kanser edeceğini önemsemedin. Salçanı, makarnanı, turşunu hatta, limonu sıkıp limon suyunu bile kendin yapmadın. Hazır almak kolayına geldi. Pazardan nohutunu, fasülyeni bile almadın, bunları konserve satın almak yemek basitti.

İnsanlar 4000 yıldır misvak vb. doğal malzemelerle diş fırçalarken sen gittin 35 açılı sentetik diş fırçasını ağzına soktun. O da yetmedi; bildiğimiz çamaşır deterjanının şeker ve naneyle karıştırılmış şekli olan diş macunu ile hayat boyu diş fırçaladın ve bunun bir kısmını yuttuğunu göz ardı ettin. Bal ve karbonatın dişlerini tartarlardan bile temizlediğini bilmedin ve dişleri de o macunlarla çürüttün.

Çamaşır deterjanının ve yumuşatıcının vücut ısısı ile deri tarafından emildiğini ve deri kanserinin en büyük nedeni olduğunu umursamadın. Çamaşırlarını boraks ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğini umursamadın.

Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.

Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.

Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun. 

Karıncaları, böcekleri, sinekleri; limon karbonat fesleğen acı biber vb doğal yollarla evinden uzak tutmadın. Bastın böcek zehrini, o ağır kimyasalları temizlesen bile gitmez bunu unuttun. Soludun ve eşyaların üzerinden ellerinle ağzına soktun. (O kadar kandırıldın ki, böcek zehrine neden böcek ilacı dendiğini bile sormadın.)

Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin.

Resmen radyoaktif olan cep telefonunu kulağına 2 saat yapıştırdın. Radyoaktif olan wi-fi (kablosuz ağ) vericisini evin içine soktun, radyoaktif olan alıcı bilgisayarı da kucağından indirmedin. Yatarken cep telefonunu hep başucunda tuttun ama uçak moduna almayı aķıl etmedin.

Hem çocuğunun odasına hem de kendi yatak odana gece lambası koydun ve geceleri açık tuttun. Bağışıklık sisteminin gelişmesini ve kanserden korunmayı sağlayan melatonin hormonunun gece uyurken zifiri karanlıkta üretildiğini hiç duymadın ya da duydun ama boşverdin.

Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin.

Üzerinde “organik” yazan her gıdayı gerçekten organik sandın bunlara normalden fazla para bile ödedin ama bir gıdanın gerçekten organik sayılabilmesi için gerekli standartlar nelerdir ve aldığın organik(!) ürün gerçekten de organik midir hiç merak edip araştırmadın incelemedin.

Yiyeceklerini cam ve toprak kaplarda saklamak ve pişirmek yerine çelik ve bilmediğin kaplamalarla kaplı kaplarda pişirdin yedin. En önemlisi de mutfağının her yerine plastik, teflon ve alüminyum soktun ve çizildikçe onları da yediğini unuttun.

Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin.

Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.

Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.

Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun.

Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın… 

Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?” 

Dr. Taner Akman




Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul 

Tlf     : 0 212 873 33 93 
Gsm  : 0 532 775 76 31

18 Eylül 2016 Pazar

GDO ARAŞTIRMA SONUÇLARI HALKTAN GİZLENİYOR !!!
















Arpad Pusztai adını hiç duydunuz mu?
Macaristan/Budapeşte'de 1930 yılında doğdu.
Bilim adamı oldu; Macar Bilimler Akademisi üyesiydi.
Sovyetler Birliği destekli iktidara karşı 1956 Macar Ayaklanması'na katıldı. Bastırılan isyandan sonra Avusturya'ya kaçtı; mülteci kampında yaşadı.
Sonra İngiltere'ye gitti.
Sonra İskoçya'daki Rowett Araştırma Enstitüsü'nde çalışmaya başladı. Bitkisel kökenli protein olan lektin ve çevre koşulları etkisiyle  değişim geçiren/ bitki genetik modifikasyonu konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri oldu.
Sonra…
Peşine polisler-istihbaratçılar takıldı.
Tehdit edildi.
İftiralara maruz kaldı.
Geri adım atmadı.
“Ben yemem” dedi.
“Halkın kobay olarak kullanılması doğru değil” dedi.
Kovuldu; ve yaklaşık 50 yıl sonra memleketi Macaristan'a döndü.

Mesele şuydu:
Arpad Pusztai, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar'ın/yani GDO'lu gıdalarının vaat ettiklerine inanıyordu; ve bu nedenle bunları incelemek üzere görevlendirildi.

Ancak…
Eline geçen bulgular karşısında şoke oldu! GDO'lu patateslerle beslenen farelerin daha küçük ciğerleri, kalpleri, testisleri ve beyinleri vardı!
Keza, bağışıklık sistemleri zarar görmüştü ve akyuvar hücrelerinde yapısal değişimler yaşamışlardı!
Bu durum onları (GDO'suz patateslerle beslenen farelerin aksine) enfeksiyona ve hastalıklara daha açık hale getiriyordu.
Ayrıca, boyunaltı bezi ve dalakta hasarlar ortaya çıkıyordu; (pankreas ve bağırsaklar da dahil) dokular genişliyordu; karaciğerde iltihaplanma olurken, mide ve bağırsaklarda ciddi sorunlar yaşanıyordu.
Ki tüm bunlar kanser riskini artırıyordu!
Alarm verici olan diğer unsur ise, sonuçların 10 günlük bir testin sonucunda alınmasıydı; ve bu da insan yaşamında 10 yıla karşılık geliyordu!
Tehlike büyüktü…

EKRANDA TARTIŞMAZLAR

Jeffrey Smith adını hiç duydunuz mu?
ABD/New York 1958 doğumlu yazar, politikacı ve; genetiği değiştirilmiş tohumlara karşı amansız bir mücadele veren bir eylemci.
2003'te “Aldanışın Tohumları” ve 2007'de “Genetik Rulet” adlı kitapları yazdı. Son kitabı 20012'de sinema filmi bile oldu.
Halk sağlığına inanan Jeffrey Smith ile bilim namusunu savunan Arpad Pusztai gibi bilim adamlarının yolu böyle kesişti. (Keza bu bilim adamlarından biri olan Berkeley'den Ignacio Chapela da Pusztai gibi tehditlere maruz kaldı; kovuldu.)
Öncelikle…
ABD Gıda ve İlaç İdaresi/ FDA'nın, GDO'lu gıdaların güvenliğine dair yaptığı tüm açıklamaların yalanlarını ortaya serdiler. İşin acı yanı Türkiye gibi ülkeler FDA açıklamalarına inanmak zorunda bırakılıyordu!
Dev şirketler, kârlılıklarına kimsenin müdahale etmesine izin vermiyorlar; aleyhte bulguları gizliyorlar; ve gıda güvenliği konusunu tartıştırmıyorlar bile.
GDO'lu yiyeceklerin; sindirim sistemi işlevleri, karaciğer- böbrek işlevleri, bağışıklık- endokrin sistemi, kan bileşeni, alerji, bebekler üzerindeki etkileri, kansere sebep olma potansiyeli veya sindirim sistemi bakterileri üzerindeki etkilerini incelemiyorlar.
Ne yapıyorlar:
Gıda endüstrisinin fonladığı araştırmalarla; tehlikeli sorunları ortaya çıkaramıyor ve ortaya çıkarılmış gerçekleri gizliyorlar. Bu nedenle…
– Deneylerde daha genç ve daha hassas hayvanlar yerine daha yaşlı hayvanları kullanıyorlar!
– İstatistiksel anlam ifade etmeyecek kadar düşük düzeyde numune ölçekleri kullanıyorlar!
– Besleme denemelerinin süresini sınırlandırıyorlar!
– Hayvan ölümleri ve hastalıklarını yok sayıyorlar!
Evet. Sizler, bu konularda ekranlarda bir tartışma gördünüz mü?
Yapamazlar… Yaptırmazlar…

YABANCI MADDELER

Bizden…
Laboratuvarda (DNA ilişkileri bozularak) oluşturulan gıdaların, milyonlarca yıldır doğada yetişen yiyeceklerden farklı olmadığına inanmamızı istiyorlar! Yani…
Daha önce hiçbir zaman birlikte var olmamış olan genleri bir araya getirerek yaptıkları gıda ile; binlerce yılda oluşan ve güvenilirliği kanıtlanmış olan gıdaların aynı olduğunu ileri sürerek yalan söylüyorlar!
Oysa, GDO'lar bir kez gıda zincirine girdi mi artık cin şişeden çıkmış demektir! Çünkü…
Laboratuvarda oluşturulan “yabancı DNA'lar” vücudun yapısını bozuyor ve; bunlar vücuda girdiğinde başıboş dolaşıyor, mide bağırsak güzergahı içerisinde uzun süre yaşayabiliyor ve iç organlara kan yoluyla taşınabiliyor. Bu hal kronik hastalıklara sebep olma riskini artırıyor!
“Genetik Rulet” denmesinin sebebi tüketicilerin nasıl bir rahatsızlığa yakalanacağını bilmeden bu yiyecekleri tüketmesidir. Üstelik…
Sadece bitkiler değil. Arpad Pusztai ve diğer bilim adamları,GDO'lu yemlerle beslenen hayvanların sonuçları karşısında şok geçirmişlerdir. Örneğin…
– Büyüme hormonu rbGH enjekte edilen ineklerden elde edilen sütün içerisinde, göğüs, prostat, kolon, akciğer ve diğer kanser risklerini doğuran IGFI hormonu yüksek düzeyde bulunmaktaydı.
Bakınız…
Çocuklar, yetişkinlerle kıyaslandığında tehlikelere daha çok açıktır özellikle de içerisinde ciddi miktarlarda rbGH işlenmiş süt içenler!
Bir diğer endişe kaynağı ise, GDO'lu gıdaları yiyen hamile kadınların bu şekilde normal cenin gelişimine zarar vermeleri ve sonraki kuşaklara geçen gen ifadelerini değiştirmeleridir.
Araştırmalar göstermiştir ki…
Kendilerine tercih imkanı verildiğinde, hayvanlar GDO'lu gıda yemekten sakınıyor.

Siz de deneyiniz; tok köpek ya da tok kedi markette satılan kimi peynirleri yemez; sütleri içmez!

Kaynak; www.odatv.com
                                                              www.yemyesilaktar.com
                                                         www.facebook.com/yemyesilaktar
                                                        www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr 
     Yemyeşil Aktar
Beylikdüzü / İstanbul 
   Tel: 0 212 873 33 93 
Gsm: 0 532 775 76 31 

KANSER AŞISININ MUCİDİ AŞIYI ANLATTI !!!





Kanser aşısının mucidi aşıyı anlattı !!!

  

Küba'da uygulanmaya başlanan akciğer aşısının mucitlerinden ve Havana Moleküler İmmünoloji Merkezi’nin Direktörlerinden Dr. Kalet Leon Monzon, İstanbul AR-EL Üniversitesi'nin davetlisi olarak Türkiye'ye geldi.

Kanser aşısı ve kanser ile ilgili olarak hürriyet.com.tr'ye özel açıklamalarda bulunan Monzon, akciğer kanseri aşısıyla T hücrelerini harekete geçirerek hastanın ömrünü uzattıklarını ve bağışıklık sistemini güçlendirdiklerini söyledi. Ünlü bilim adamı, aşının kanserin kesin bir tedavisi olmadığını ve kanserin hiçbir zaman ortadan kalkacağına inanmadığını ancak ilerleyen zamanlarda daha kolay kontrol edileceğini açıkladı. 
AR-EL Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ergül Berber’in ve öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Özlem Yalçın Çapan, Yrd. Doç. Dr. Barış Binay ile Yrd. Doç. Dr. Şirin Korulu Koç’un rehberliğinde Gen-Arel Öğrenci Kulübü’nün düzenlediği uluslararası çalıştaya, çok sayıda bilim adamı da katıldı. İşte Dr. Kalet Leon Monzon’un kanser aşısı ile ilgili açıklamaları:

Aslında ikisinin de birleşimi diyebiliriz. Birkaç kanser türünde gen doğrudan hastalıkla ilişkilendiriliyor. Ama bu bahsettiğim az sayıda kanser türü. Kanserlerin çoğunda dışarıdan aldığımız kanserojenlerin, yaşam biçiminin, sigaranın çok daha etkin olduğunu görüyoruz. Kanserojenler genlerde bazı mutasyonlara yol açıyor.
“KANSER İÇİN EVRENSEL BİR AŞI YOK AMA AKCİĞER KANSERİ İÇİN BİR AŞI KULLANIYORUZ”
Kanser çok fazla alt türü olan bir hastalık ve siz tedavide akciğer kanseri aşısı kullanıyorsunuz. Bu kadar farklı türü olan bir hastalıkta aşı tedavisi ne kadar faydalı ve işlevli?
Kanser için evrensel bir aşı yok. ABD'de prostat kanserine karşı tescilli bir aşı var ve bu FDA'dan onay almış ilk tescilli aşı. Bizim ise Küba ve Arjantin'de kullandığımız tescilli bir aşı var. Şu anda akciğer kanseri üzerine testleri yapılmış durumda. Kolon ve meme kanseri ile ilgili de çalışmalar mevcut. Ancak klinik sonuçlarını henüz almadık.
“KANSER HİÇ BİTMEYECEK AMA BAŞ ETMEYİ ÖĞRENECEĞİZ”
Bilim ve tıp o kadar ilerledi ki artık insan klonlamak bile mümkünken kanserin tedavisi neden hala bulunamadı? Sizce nedeni nedir?
Şu anda kanseri ortadan kaldıran bir tedavi yok. Ancak 1970'lerle kıyaslandığında sağkalım oranları hep artıyor. Bunun sebebi de farklı tedavi türlerinin kombinasyonu. Sadece çok erken aşamada teşhis edilirse ameliyat yoluyla tedavisi yapılabiliyor.
Modern tıp kanseri tedavi etmek üzerine kurulu. Peki kanseri önlemek için neler yapılabilir?
Aslında yaptığımız çok şey var. Prostat kanserinde mesela çok erken teşhis koyabiliyorsunuz, tedavisini yapabiliyorsunuz. Meme kanserinde de öyle. Erken teşhis en etkin tedavi şu anda. Çünkü erken teşhis edebildiğinizde ameliyat gerçekten tedavi edici olabiliyor. Sigara içmeyebilirsiniz. Bunun gibi kontrol edilebilir şeyler var. Şahsi görüşüm faktörleri azaltabilirsiniz ama hiçbir zaman tamamen ortadan kaldıramayacağız.
KANSER AŞISI BAĞIŞIKLIK HÜCRELERİNİ HAREKETE GEÇİRİYOR
Sizin kullandığınız akciğer kanseri aşısı kanserden sonra uygulanıyor ancak bizim bildiğimiz aşılar hasta olmadan önce vücutta antikor oluşturması için yapılır. Peki hastalık olduktan sonra uygulanan bu aşının manığı nedir?
Bu terapötik bir aşı ve bu aşının da mantığı aslında çok farklı değil. Terapötik aşıda siz T hücrelerinizi, bağışıklık hücrelerinizi harekete geçiriyorsunuz. Bunlarla tümör hücreleri yok ediliyor. Önleyici aşıdan farkı ise önleyici aşıda hasta olmadan önce yapıyorsunuz ki vücutta bir hafıza oluştursun yani antikor üreterek savaşıyor. Bunda ise yapmaya çalıştığınız şey ya bağışıklık sistemini güçlendirmeye çalışmak ya da vücudun tümör hücrelerine karşı yeni bir cevap vermesini sağlamak.
İnsanların artık yaşam süresi uzadı ortalama olarak ama çok fazla hastalık arttı. Kaliteli bir yaşam yok aslında. Bu metabolik hastalıkların, enfeksiyonların ve kanser gibi hastalıkların artmasının sebebi modern yaşam tarzı mı?
Aslında bir sebebi insanların daha uzun yaşaması. Mesela kanser yaşlı hastalığıdır. Mutasyonların akümülasyonu arttığı için artıyor hastalıklar da ölüm de. Bunun bir sebebi de diğer hastalıkların eskiye oranla daha iyi tedavi edilmesi. Mesela kardiyovasküler hastalıkları daha iyi tedavi ediliyor artık bu yüzden insanlar daha zor tedavi edilen diğer hastalıklardan ölüyor.
“BEYNİMİZ HALA ORMANDA YAŞAYAN ATALARIMIZA GÖRE CEVAP VERİYOR”
Son 50 yılda insanların yaşam şekli de değişti. Spor yapmıyoruz, stres de önemli, yaşam şekli çok farklı, modern hayat, şehirlerde insanlar sürekli acele ediyor. Mesela genlerimiz hala çok uzun yıllar önce ormanda yaşayan atalarımıza göre cevap veriyor. Belki kansere sebep olan bu genlerin verdiği cevaplardır.
Mesela stresle yükselen kortizol hormonu gibi hormonlar da çok etkili. Farklı hormonların seviyesi yükseldiğinde bu bağışıklık sistemini etkiliyor ve genleri etkiliyor.
Karbonhidratlar için ne söylüyorsunuz. İşlenmiş gıdalar, yüksek karbonhidratlı gıdaların tehlikesinden bahsediliyor? Ne diyeceksiniz?
Aslında bilmek zor. Pek çok insan söylüyor ama bilimsel olarak kanıtlanan farklı. Açık bir kanıta bakacak olursak sigara kesin olarak kanseri artırıyor. Asbest gibi içerikler kanserojen. Ama beslenme konusu çok karışık ve benim uzman olmadığım bir konu. Zeytinyağı en iyi yağ diye ben de duyuyorum ama yaşam şeklimiz o kadar hızlı değişti ki belki farklı şeylerin bir karışımı olarak karşımıza çıkıyor. Tek tek tüm faktörleri belirlemek çok zor.
Erken teşhis yaptığımız hasta sayısı artacak, kanserin son aşamasında yakaladığımız hastalar da olmaya devam edecek. Kanser olacak ama farklı tedavi kombinasyonlarıyla onu yönetilebilir kılacaksınız. Ve o kişinin yaşam beklentisi normal bir bireyin yaşam beklentisiyle aynı süreye kavuşacak.
Yani grip gibi vücudumuza yerleşecek ama tedavisi o kadar zor olmayacak mı?
Diyabet, hipertansiyon gibi şeyleri de tedavi etmiyorsunuz aslında yönetiyorsunuz.
Peki, şeker için ne söyleyeceksiniz? Şekerin de kanser hücrelerini beslediği söyleniyor.
Şeker, kanser hücrelerini besliyor doğru. Ama sağlıklı hücreleri de besliyor. Yani çalışmalarla bu iki hücrenin çalışma mekanizması anlaşılmaya çalışılıyor. Şekeri tamamen çıkaramazsınız çünkü normal hücreler için de gerekli ama doğal, işlenmemiş şeker olması ve miktarının az olmasını öneririm.
“LİMON KANSERE ÇARE OLACAK MI?”
Son zamanlarda limonun kanser üzerindeki olumlu etkisine dair dolaşan bazı bilgiler var. Bunlar şehir efsanesi midir yoksa gerçekten tümörü yok etmede etkili midir?
Ben limonu çok severim. Antioksidandır. C vitamini ile kanser arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimsel çalışmalar var ama benim son okuduğum çalışmaya göre C vitamini ile kanser arasında doğrudan bir ilişki yok.

Kaynak; http://www.hurriyet.com.tr/kanser-asisinin-mucidi-asiyi-anlatti-26345927



Yemyeşil Aktar                      https://www.facebook.com/yemyesilaktar/
Beylikdüzü / İstanbul
    Tel: 0 212 873 33 93
Gsm : 0 532 775 76 31


YEMYEŞİL AKTAR Haklı olarak bu haberlere inanmak isteyip ancak bunun bir şaklabanlık olduğunu düşündüğü için tedirgin olan ve mesaj atan Sayfa Takipçilerim için bu sorularına yetkili bir ağızdan cevap bu videoda İzleyip kendiniz duyun...     

 https://www.youtube.com/watch?v=OM30ANKAemk