Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

beylikdüzüsaçdökülmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beylikdüzüsaçdökülmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2016 Pazar

INTOLERANS ( Gıda Alerjisi ) TESTİ, KOCAMAN BİR YALAN -2- !!!!

23 Ağustos '11

KategoriBeslenme / Diyet



Gıda Duyarlılık Testleri aldatmacası

 Besin alerjisi çocuklarda yaklaşık %4 yetişkinlerde ise % 1 görülen bazı besinlere karşı çok hafifinden anafilaksi gibi hayatı tehdit eder hale gelebilen alerjik reaksiyonlardır. 
Bütün Tıbbi Laboratuvarlarda dünyada kabul görmüş Spesifik IgE testleri ile ya da deri (prick) testleri yapılarak hangi besinlerin alerji yapıp yapmadığı anlaşılır. 
Besin intoleransı ise yenilen besinlerin barsakta parçalanmasında ya da emilmesinde güçlüğe neden olan enzim eksikliği, taşıyıcı faktörlerdeki kusurlar vb.. bağlı rahatsızlıklardır. 
Barsakta parçalanamayan besinler şişkinlik, ağrı, ishal gibi durumlara neden olur. 
Karbohidrat intoleransı (Laktoz, fruktoz, sorbitol), Çölyak hastalığı (tahılların parçalanamaması), favaizm (bakla yenilememesi) bu tür rahatsızlara örnektir. 
IgA antikorları tabiatında bazı testler ile bu hastalıkların tanısı da kolayca konulabilir. Besin duyarlılık testi olarak adlandırılan test grubu yukarıda anlatılan iki grubu da içerir gibi görünürken yapılan iş tamamen farklıdır. 
Çoğu kişide yemeklerden sonra görülen gaz, şişkinlik gibi doğal cevapları besin alerjisi ya da "gıda intoleransı" gibi değerlendirilip lüzumsuz, faydasız analizlere başvuruluyor. Bu testleri ne üniversite hastanelerinin alerji klinikleri, ne de serbest çalışan alerji uzmanları henüz onaylamıyor. 
Biyokimya uzmanları ve alerji uzmanları bu testleri "yanıltıcı testler" olarak tanımlıyor. 
Yurttaşlarımız insan sağlığı laboratuarı olarak tescil edilip edilmediğini bilmedikleri bir takım adreslere doğrudan ya da Türkiye’deki aracıları ile kanlarını gönderiyor ve sonuçta onlara yüzlerce gıda için yapıldığını söyledikleri bir rapor geliyor ve bu raporda birçok besine spesifik IgG4 veya IgG antikorları bakarak yenmemesi gerekenler listesi oluşturulmaktadır. IgG4 ler koruyucu antikorlardır, tam tersi olarak bu besinleri rahatlıkla yiyebilirsiniz. Zaten yapılan birçok çalışma da bu hipotezi doğrulamamaktadır. 
Avrupa ve Amerika’daki bilinen alerji laboratuvarları ortak bir çalışma yayınlayarak bu testlerin güvenilir olmadığını bildirmişlerdir (1). 
Ayrıca Sheryl B. Miller’e ait bir çalışmada aynı kan örneği bu tür testleri yapan birkaç merkeze yollanmış ve laboratuarlardan birinde 100 gıdadan 76’sı pozitif çıkarken aynı hastanın kanında bir diğer laboratuarda 100 gıdadan 29’u pozitif bulunmuştur. Bu da testin standardize edilmediği ve tekrarlanılamayan sonuçlar verdiğini kanıtlamaktadır (2) 

1.Testing for IG4 against foods is not recommended as a diagnostic tool. Allergy 2008: 63: 793-796 
2.Bastyr University 14500 Juanita Drive NE Bothell, Washington 98011-4995 USA, http://www.bastyr.edu 

KAYNAK: http://blog.milliyet.com.tr/gida-duyarlilik-testleri-aldatmacasi/Blog/?BlogNo=322582                                              

Yemyeşil Aktar 
Beylikdüz / İstanbul 
Tlf.     : 0 212 873 33 93 
Gsm  : 0 532 775 76 31       www.facebook.com/yemyesilaktar 
                                            www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr 
                                                    www.yemyesilaktar.com

INTOLERANS ( Gıda Alejisi ) TESTİ, KOCAMAN BİR YALAN -1- !!!

Lezzetli görünüyor; değil mi?














Gıda Alerjisi, Gıda İntoleransı ve Gerçekler

İnternette takip ettiğim sayfalar arasında gezerken bir makale ile karşılaştım (1). Bu makale, yurdumuzda da son zamanda popüler olan “gıda intolerans testleri” ile ilgiliydi. Çevremde bir çok kişinin bu testi yaptırdığını ya da yaptırmak istediğini biliyordum. Bunun üzerine merak ettim, acaba bu gıda intolerans testlerinin iddiaları neydi ve bu iddialar tıbbi gerçeklerle ne kadar örtüşüyordu? Acaba burada Yalansavar’a bir görev düşer miydi?
Gıda alerjileri sonucu ortaya çıkan reaksiyonları tetikleyen bazı bağışıklık sistemi elemanları var. Bunlara “immunoglobulin” adı veriliyor. “Ig” ön eki ile belirtilen bu kan proteinleri, akyuvarlar tarafından oluşturulan antikorlara ve bağışıklık sistemine (immün sisteme) vücuttaki zararlı maddeleri (örn bakteriler, virüsler vb) nötralize ederken yardımcı oluyor. Bu antikorlar, vücutta düşman kabul edilen yapılardaki antijen denilen molekülleri tanıyor, sözkonusu yapıyı düşman olarak işaretliyor ve vücut savunma sistemi tarafından yokedilmesini sağlıyor. Alerjik reaksiyonlar eğer “immünoglobulin E” (IgE) denilen kan proteini etkisiyle başlarsa hemen ortaya çıkıyor ve (şiddetli bir alerjik reaksiyon olan anafilaksi tablosu dahil olmak üzere) aniden ortaya çıkan gıda alerjisi belirtilerinin görülme sebebi oluyorlar. Ani gıda alerjisi belirtileri kızarma, kaşıntı, hapşırma, kusma ve boğazda şişkinlik olabiliyor. Alerjik reaksiyonlar IgE dışındaki bir bağışıklık sistemi elemanı etkisi ile başlarsa, bu sefer gecikmiş bölgesel ve genel belirtiler görülüyor. Bölgesel reaksiyona örnek olarak kontakt dermatit denen deri reaksiyonlarını, genel reaksiyona örnek olarak da Çölyak hastalığını verebiliriz.
İntolerans ise vücudun belli maddeleri metabolize edemediği, bu maddeleri uzaklaştıramadığı, tabiri caizse “kaldıramadığı” durumu anlatıyor. İntolerans oluşum mekanizmasında alerjinin aksine bağışıklık sistemi yer almıyor ve intolerans ile alerjiden daha sık karşılaşılıyor. Hep duyduğumuz laktoz intoleransı (yanlış bilinen ismi ile süt alerjisi) gibi bazı enzim eksiklikleri, reflü hastalığı ve enfeksiyonlar gibi durumlar sonucu karşımıza çıkıyorlar, yani “intolerans” da çok değişik olayları tanımlamak için kullanılabilen genel bir isim.
Dönelim konumuza. İddiaya göre bazı gıdalardaki maddelerin yol açtığı intolerans vücudu bir tepki vermeye zorluyor ve bu tepkiler de bizi hasta ediyor(muş). Gıda intoleransını ölçtüğünü iddia eden testler “vücuda giren ve intolerans bulunan gıdalardaki proteinlere karşı vücut tarafından karşı tepki verildiği ve bunun da vücutta kilo almadan, birçok kronik rahatsızlığa kadar olumsuz etkilere yol açabileceği“ni iddia ediyorlar. Yine bu tip testlerin iddiasına göre gıda intoleransı, “Şişmanlık, Kilo verememe, Migren, Akne, Nedeni bilinmeyen ödem, Gaz, Şişkinlik, Kronik yorgunluk, Kabızlık, Cilt problemleri (örn. sivilceler, kaşıntı nörodermatit, kronik egzama vs.), Romatizmal hastalıklar, Astım, İshal , Mide krampları, Depresyon, Uyku bozuklukları, Baş ağrısı, Solunum yolu hastalıkları, Kronik Farenjit, Sürekli nezle olma, Ağızda yaralar, Epigastrik Ağrılar, Crohn hastalığı, İrritabl Bağırsak Sendromu, Sık gribe yakalanma, Kronik burun akıntısı, OSB (Otistik Spektrum Bozukluğu), Sedef hastalığı, Nörodermatit, Ürtiker… gibi birçok hastalığa yol açabiliyor“. Göreceğiniz üzere listede ne isterseniz var.
Neredeyse çözemediğiniz her türlü sağlık sorununda gıda intoleransını suçlayabilecek durumdasınız. Güzel değil mi? Bu ifadeler sağlık problemi yaşayan kişilere çok çekici geliyor olmalı… Peki, bu test nasıl bir test, nasıl çalışıyor? Basit bir kan testi ile gıda intoleransı belirlenebilir mi?
Gıda intolerans testleri genellikle parmak ucundan alınan bir parça kan ile yapılıyor. Bu testlerin fiyatları değişken, ama anlaşılan o ki bu testi yaptırmak istiyorsanız cebinizden 800 lira gibi bir para ayırmanız gerekiyor. Bu testi özellikle zayıflamaya çalışan kişiler yaptırıyor. Test sonucunda size bir gıda listesi verilerek bu gıdaları vücudunuzun “tolere edemediği” ve bu nedenle sağlığınızın da bozulduğu söyleniyor, siz de bu gıdalardan kaçınmaya çalışıyorsunuz. Toplumda gittikçe daha fazla kişinin kendinde gıda alerjisi olduğuna inandığıgünümüzde bu cins söylemlerin prim yapması gayet doğal (3).
Bu testler kanda IgG (immünoglobulin G) olarak adlandırılan proteinleri inceliyorlar. IgGmolekülleri hücreler arasındaki ilişkileri yönlendiren moleküller. İşin ilginç yanı, vücutta IgGmoleküllerinin bulunması aslında bir madde ile “karşılaşıldığına” işaret ediyor, yani gerçekte onlara karşı bir alerji ya da intolerans olduğunu göstermiyor. Hatta tam tersine IgGkullanarak hangi gıdalara toleransımızın olduğunun belirlenebileceğini söyleyen bilimsel çalışmalar bile var. Örneğin süt alerjisine karşı (bu sefer gerçek süt alerjisi) tedavi gören kişilerde IgG seviyeleri yükseliyormuş (4).
Bu konuda çalışmalar halen devam etse de vücutta IgG varlığı ile hastalıkların görülmesi arasında net bir ilişki ortaya koyulamadığı için IgG testleri bugün bilimsel olarak tanı amaçlıkullanılmıyor ve test sonuçları da tıbben anlamlı bulunmuyor (5,6). IgG kan testleri hakkında yayınlanmış çeşitli makaleler var, ancak bu makalelerin doğruluğu hakkında bilim çevrelerinde tartışmaların da devam ettiğini görüyoruz (7,8). Konuyla ilgili ayrıntılı analizlereşu sayfadan ulaşabilirsiniz (10).
Sözkonusu intoleranslar bağışıklık sistemi ile ilişkili olmamalarına rağmen bu konuda bir bağışıklık sistemi testi ile sonuç alınabileceği yönündeki tanıtımlar bilimsel olmaktan uzak. Sonuçlar ve klinik hastalık arasında korelasyon eksikliği bulunması ve test sonucunda gereksiz yere bazı gıdalardan bilinçli olarak uzak kalınması riski sebebiyle bu testler zararlı bile olabilir. Elbette, sonuçlar kişiler için hiç de anlamlı olmayabiliyor. Örneğin, alabalıktan nefret eden bir kişiye bu balığa karşı intoleransı olduğunu söylemek çok anlamlı olmasa gerek. Bu bir bu şaka değil, hatta aynı kişiye çok az çerez tüketiyor olmasına rağmen kaju fıstığına intoleransı olduğu da söylenmiş. Bu kişinin test sonuçları karşısında düşüncesi dikkat çekici: “Muhteşem bünyem nasıl olmuştu da bu hemen hiç tüketmediğim besinlere karşı antikor üretmeyi başarmıştı anlamamıştım. Sonuç olarak, diyetten çıkaracağım bir şey yoktu, zayıflamak için bir sebep de çıkmamıştı.” (11)
Sonuç olarak; mevcut bilimsel verilere dayanarak gıda intoleransının teşhis edilebilmesi için elimizde güvenilir ve doğrulanmış bir test olmadığını söyleyebiliriz. Görülen o ki bu testlerden anlamlı, bilimsel gerçeklere dayanan ve konu ile ilgili çalışan tıp kuruluşlarının da desteklediği anlamlı sonuçlar çıkmıyor. Bu sebeple ve olası zararları da düşünülerek dünya çapında alerji ve immünoloji dernekleri, gıda intoleransının tespiti amacı ile IgG testlerinin yapılmasını önermiyorlar. Tıp alanında bir bilginin anlamlı olabilmesi için ise, tam tersine, konusunda otorite olmuş kuruluşların bir bilgiyi destekliyor ve öneriyor olması çok önemli. Bence şimdilik paranız cebinizde kalsın, konuyu iyi bilen uzman tıp doktorları ile (örneğin alerji immünoloji uzmanları gibi) konuşun ve siz siz olun, belirsizliklerin bulunmadığıyöntemlere itibar edin.
Referanslar:
1. http://www.sciencebasedmedicine.org
2. Aldığımız yasal uyarı nedeniyle ilgili referans kaldırılmıştır.
3. http://www.washingtonpost.com/national/health-science/consumer-reports-food-allergies-are-not-rampant-and-they-can-change-over-time/2011/11/29/gIQAuXpcLQ_story.html
4. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18951617
5. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15864086
6. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21109748
7. http://gut.bmj.com/content/53/10/1459.abstract
8. http://gut.bmj.com/content/53/10/1459.abstract/reply#gutjnl_el_686
9. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1774875/
10. http://www.sciencebasedmedicine.org/index.php/igg-food-intolerance-tests-what-does-the-science-say/)
11. Daha önce bağlantısını verdiğimiz yorum, ilginç bir şekilde şikayet edilerek yayından kaldırılmış. Gelişmeleri aynı tüketicinin izleyen iki yazısından (birinci yazıikinci yazı) takip edebilirsiniz.
(image credits: wikimedia commons) 

                                                              www.facebook.com/yemyesilaktar 
                                                             www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr 
                                                                     www.yemyesilaktar.com



24 Eylül 2016 Cumartesi

BİZE YILLARCA NASIL ZEHİR YEDİRMİŞLER !!!

*****BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ ? *****

Margarinden Tereyağına



MARGARİNDEN TEREYAĞINA GEÇİŞ HİKAYEM

Ben şu anda 58 yaşındayım. Tereyağının bizim evden uzaklaşıp yerine Sana ve Vita yağının nasıl girdiğini hayal meyal hatırlıyorum çünkü çocuktum. 

Gazete ve radyo reklamlarında çocukların gelişimi için Sana ve Vita yağlarının ne kadar yararlı ve sağlıklı olduğu hep anlatırdı onları çok iyi hatırlıyorum. 

Bazı ünlü doktorlarımızın tereyağının damar tıkanıklığına yol açacağını onun için bitkisel esaslı margarinlerin tercih edilmesi gerektiğini nasıl söylediklerini şimdi bile duyar gibiyim. Bu hikaye tuttu ve bizler tereyağından, hayvansal yağlardan yavaş yavaş uzaklaştırıldık ve üzerinde “tereyağı koku ve lezzetindedir” yazılı Vita yağı mutfağımızda yerini aldı. 

Yemekler Vita yağı ile makarnalar pilavlar kekler ve tatlılar ise Sana yağı ile yapılmaya başlandı. Hayvansal yağdan uzaklaşıp bitkisel yağa geçmenin mutluluğunu yaşıyorduk. Sağlığımız için annelerimizin ekmeğin üzerine Sana yağı sürüp bizlere yedirdiğini dün gibi hatırlıyorum.

Şimdi Sana ve Vita’yı üreten Amerikan sermayeli Unilever Türkiye’de ne zaman kurulmuş diye baktım, 1953 de kurulmuş. Demek ki 1953 den beri bu firma bizim sağlığımız için çalışıyor.

Derken margarinlerin zararlı olduğu ortaya çıktı ama biz yıllarca bu margarinleri yemiş olduk. (Hatta 1979 da Sana yağı alabilmek için kuyruklara girdik.) Tereyağı da damar tıkıyordu, peki biz ne yiyecektik? Sonra adının başında “Türkiye” olan Türkiye Kardiyoloji Derneği Hızır gibi imdadımıza yetişti. Yine Unilever firmasının ürettiği Becel’in kalp sağlığımızı düşündüğünü söyledi de gönül rahatlığıyla Becel yemeğe başladık.

Derken Ağustos 2012 de Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay’ın “Karatay Diyeti” kitabını okudum. Margarinlerin, bitkisel yağların pişirilince trans yağa dönüştüğünü tereyağı yenmesi gerektiğini ilk okuduğumda inanamadım. Hani tereyağı kalp damar tıkıyordu? Öncelikle kilo verebilmek için bu tür detayları fazla düşünmeden bu diyeti uygulamaya başladım. Bu arada kolesterol ilaçlarımı da Canan Hocaya güvenerek bırakmıştım.

Yaklaşık 4 ay sonra hani şu Becel’in kalp sağlığımız için yararlı olduğunu söyleyen, adının başında “Türkiye” olan ve koca koca profesörlerin yer aldığı Türkiye Kardiyoloji Derneği bizlerin sağlığı için büyük görev üstlendi. Bu dernekçi doktorlar Canan Hanıma, kolesterol ilaçlarını nasıl içme dersin, halk sağlığını tehdit ediyorsun gibi açıklamalar yapıtı. Hatta Canan Hanımı mahkemeye vereceklerini bile söylüyorlardı. Canan Hanım tek başına ama bu dernekçi doktorlar çok kalabalıktı. Bir kişiye mi inanacaksınız yoksa bizim kalp sağlığımızı düşünen pek çok doktora mı inanacaksınız?

Çareyi gidip kan değerlerimi ölçtürtmekte buldum. Gerçekten çok korkmuştum. Çünkü tereyağı, pirzola, her gün iki yumurta yiyordum ve kolesterol ilaçlarımı da içmiyordum. Bu dernekçi doktorlara göre ilaçlarımı içmediğim ve yanlış beslendiğim için adeta canıma kastetmiştim. 




Hemen Özel Marmaris Hastanesine gittim ve kan tahlillerimi yaptırdım. Sonuç ne mi çıktı? 12 yıl boyunca içtiğim 48.180 adet hapla düzelmeyen kan değerlerim yaklaşık 4 ayın sonunda hepsi normale dönmüştü. (Ayrıntılı bilgi: Sağlıklı Yaşıyoruz sayfasında bulabilirsiniz.) Bana göre Canan Hanım’ın haklılığı kanıtlanmıştı.
Şimdi soruyorum size ben bu dernekçi doktorlara nasıl güvenebilirim?

Bakın sadece ben öyle düşünmüyormuşum Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ne demiş “yağ firmasına yağ çeken bir derneğe güvenemem”.

Artık ben margarini ağzıma sokmuyor ve gönül rahatlığı ile tereyağı yiyorum. Hatta tereyağını evde kendimiz yapıyoruz.
Amerika'da FDA halk sağlığını düşünerek Kasım 2013 de trans yağlara yasak getirdi ve 60 günlük süre tanıdı.  
NTV MSNBC 'nin 8 Kasım 2013 tarihli haberine göre; "Trans yağ yasaklanıyor
BBC News US & Canada ise 7 Kasım 2013 tarihli haberinde ise "US moves to ban fats in foods" Amerika gıdalardaki trans yağları yasaklamaya doğru gidiyor. 
Türkiye Kardiyoloji Derneği bundan sonra bizlerin kalp sağlığı için acaba hangi yağı önerecek çok merak ediyorum. 
Binlerce kez teşekkürler Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay. Bana tereyağını yedirdiniz ve sağlığıma kavuşmamı sağladınız. 

                                        www.facebook.com/yemyesilaktar
                                             www.yemyesilaktar.blogspot.com.tr


'' YAĞ FİRMASINA YAĞ ÇEKEN '' bir derneğe ( Türk Kardiyoloji Derneği ) Güvenemem !!! ( Prof. Ahmet Rasim Küçükusta )

                                                                                   
Prof Ahmet R Küçükusta



Sizi bilmem ama ben “yağ firmasına yağ çeken” bir derneğe güvenemem.
Bu yazı Türk Kardiyoloji Derneği’ nin resmi internet sitesinden alınmıştır: http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=412

Sizi bilmem ama ben “yağ firmasına yağ çeken” bir derneğe güvenemem.

Türk Kardiyoloji Derneği, Becel sponsorluğunda Dünya Kalp Günü öncesi yeni bir kampanyaya başlayacağını duyurdu. 
“Kalbini Sev Değerini Bil” isimli kampanyayla kalp – damar sağlığı konusunda bilinç oluşturmaya devam edilecek.

“KALBİNİ SEV DEĞERİNİ BİL”
“Kalbini Sev Kırmızı Giy” kampanyasıyla kalp – damar sağlığı konusunda bilinçlendirme çalışmaları yürüten Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), Becel sponsorluğunda yeni bir kampanya başlatıyor. “Kalbini Sev Değerini Bil” isimli kampanya, daha önce yürütülen “Kalbini Sev Kırmızı Giy” kampanyasında olduğu gibi farkındalık çalışmaları sürdürülecek.

Türkiye’de her yıl 207.000 kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle yaşamını yitiriyor. Bu her 2,5 dakikada 1 kişinin hayatını kaybettiği anlamına geliyor. Bu gerçekten yola çıkan Türk Kardiyoloji Derneği, Dünya Kalp Günü öncesi düzenlediği basın toplantısında, Becel’le yürüteceği bilinçlendirme çalışmalarına “Kalbini Sev Değerini Bil” kampanyasıyla devam edeceğini açıkladı.

24 Eylül’de Radisson SAS Otel’de düzenlenen basın toplantısına; 

TKD Genel Başkanı Prof. Dr. Çetin Erol, TKD Basın ve Halkla İlişkiler Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hakan Karpuz, 

Unilever Gıdadan Sorumlu Pazarlama Direktörü Özgür Kölükfakı, Becel Ürün Müdürü Işıl Bayraktar ve kampanyanın tanıtımı için web uygulamasında rol alan Demet Evgar katıldı. Basın toplantısında kampanyayla ilgili bilgilerin yanı sıra TNSPiar araştırma şirketinin kalp – damar sağlığıyla ilgili farkındalığı ölçen Trendpoll araştırması hakkında çarpıcı bilgiler verildi.

“Kalbini Sev Kırmızı Giy” kampanyası kolesterol konusundaki bilinci 2 katına çıkardı

TKD Genel Başkanı Prof. Dr. Çetin Erol, ‘“Kalbini Sev Kırmızı Giy” kampanyasıyla birçok farklı bilinçlendirme çalışması yürüttük. Bu çalışmaların ve kampanyanın toplumdaki yansımasını ve etkilerini tespit etmek amacıyla bir araştırma yaptırdık. TNSPiar’ın 18 ilde toplam 2043 kişi üzerinde yaptığı Trendpoll araştırmasına göre; “Kalbini Sev Kırmızı Giy” kampanyası sayesinde kolesterol konusundaki bilinç iki katına çıktı’ dedi. Ülkemizde her 5 kişiden 2’sinde yüksek kolesterol görüldüğünü belirten Erol, “Kalbini Sev Değerini Bil” kampanyasıyla bilinçlendirme çalışmalarını arttırarak sürdüreceklerini söyledi; Sağlık Bakanlığı’nın da “Kalbini Sev Değerini Bil” kampanyasını desteklediğini belirtti. Kampanyayı tüm Türkiye’ye duyurmak ve kalp sağlığı bilincini oluşturmak amacıyla tanıtım filmlerinin televizyon, radyo ve internette yayınlanacağını; bu yeni kampanyanın, Dünya Kalp Federasyonu’nun belirlediği ve “Kalbinle çalış” sloganıyla somutlanan “işyerinde kalp sağlığı” odaklı bu yılki Dünya Kalp Günü’nde başlatıldığını vurguladı.

Prof. Dr. Hakan Karpuz “Daha önceki yıllarda ailece ve arkadaşlarla birlikte kalp sağlığına özen gösterme çağrılarını Dünya Kalp Federasyonu bu yıl işyerlerine taşıyor. Çünkü 15-65 yaş aralığında uyku dışı yaşamımızın yarısını işyerlerimizde geçiriyoruz. Sağlıklı bir bedenle çalışmanın gerek motivasyon ve verimlilik gerekse sağlık sorunları nedeniyle işe gidememe ve işbaşında verimlilik açısından çok ciddi olumsuzluklar getirdiği yalnız sağlık kuruluşlarınca değil ekonomik kurumlarca da yapılan araştırmalarla kesinleşmiş durumda. İşyeri sahip ve yöneticilerinin, en az makineleri kadar çalışanlarına da özen göstermeleri, onları kalp ve damar sağlığı konusunda bilgilendirip sağlığa uygun çalışma koşulları yaratmaları yalnız çalışanları için değil kendi işyerlerinin başarısı için de elzemdir,” dedi.

Prof. Karpuz, Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarına yakalanma yaşının Avrupa ortalamasından 10-12 yıl daha erken olduğunu, bunun da insanlarımızı -ve işyerleri için çalışanlarını- en verimli çağlarında yitirdiğimiz anlamına geldiğini söyledi ve “Üstelik alınabilecek maliyeti çok düşük bazı tedbirlerle bu sonuçlara erişilebilir. Örneğin asansörlere ‘sağlığınız için merdivenleri kullanınız’ tabelaları koymak, işyerlerinde sigara bırakmayı özendirmek, işyerinde çıkan yemeklerde tuz oranını azaltmak, meyve ve sebze ağırlıklı, sağlıklı ve az yağlı yemekler çıkarmak, birlikte egzersiz yapmayı özendirmek, düzenli sağlık kontrolleri yaptırmak, işyeri hekim ve hemşirelerinin çalışanları bu konularda bilgilendirmelerini sağlamak, k gibi çalışmaların bu türden önemli etkisi olan yöntemler olduğu kanıtlanmıştır,” diye ekledi.

Prof. Dr. Hakan Karpuz, “Kalbini sev değerini bil” kampanyasının web sitesinde interaktif bölüm sunucusu Demet Evgar, Prof. Dr. Çetin Erol, Becel ürün müdürü Işıl Byraktar, Unilever Pazarlama Müdürü Özgür Kölükfak Unilever Gıdadan Sorumlu Pazarlama Direktörü Özgür Kölükfakı ise ‘Kalp ve damar hastalıkları, her yıl trafik kazalarının 47 katı kadar insanının yaşamını yitirmesine neden oluyor. Oysa erken önlem alındığında hastalıklarından % 80 oranında korunmak mümkün’, dedi. Becel’in 40 yılı aşkın süredir kalp sağlığı çalışmalarına destek olduğunu söyledi. Dünya Kalp Federasyonu ve Türk Kardiyoloji Derneği’nin bu yılki işyerlerine yönelik çağrılarına kendilerinin candan katıldığını belirten Kölükfakı, önerileri uygulamaya başladıklarını, çalışanlarına yönelik kalp-damar sağlığı taramalarının da planlandığını belirtti.

Kampanya için özel olarak oluşturulan, interaktif ve eğlenceli bir yapıya sahip www.kalbinisevdegerinibil.com isimli web sitesinde ise ünlü oyuncu Demet Evgar rol aldı. Basın toplantısına katılan Evgar, kalp sağlığı konusunda önemli bir farkındalık yaratan böyle bir kampanyada rol almaktan büyük mutluluk duyduğunu belirtti. Evgar, site aracılığıyla ziyaretçilerin bir yandan eğlenip bir yandan kalp sağlığıyla ilgili bilgilere ulaşabileceğini sözlerine ekledi.





Yemyeşil Aktar 
Beylikdüzü / İstanbul 
Tlf.        : 02128733393 
Gsm     : 05327757631