Çamlık Cad. No:1 Fatih Sultan Mehmet Camii Altı Onur market Avm Beylikdüzü/İstanbul

6 Mart 2016 Pazar

ANTİBİYOTİKLER NE KADAR MASUM ?

Dünya çapındaki antibiyotik araştırmasında zirveye çıktık. Türkiye, antibiyotiklerin basit hastalıklara karşı etkisiz kaldığı ülkeler arasında dünyada ilk 3'te yer aldı.





Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şimdiye dek antibiyotiklerle ilgili en geniş çalışmayı yaptı. 114 ülkenin verileri baz alınarak yapılan incelemede antibiyotiklere karşı bakterilerin direncinin artmasının AIDS'ten bile tehlikeli "büyük bir küresel tehdit" oluşturduğu uyarısında bulundu. WHO'ya göre bu artış dünyanın her bölgesinde sürüyor ve insanlık artık "antibiyotik sonrası döneme" geçiş yaptı. Yani basit hastalıklardan ölümler antibiyotik direnci nedeniyle giderek artacak. Acilen önlem alınmamasının yıkıcı sonuçları olacağını vurgulayan örgüt, yeni antibiyotikler geliştirilmesi gerektiği uyarısında bulunuyor. İlaç şirketleri ise çok fazla kârlı olmadığı gerekçesiyle yeni antibiyotiklerin araştırmasına yeterli kaynak ayırmıyor ve bu nedenle son yıllarda piyasaya yeni ve kapsamlı bir antibiyotik çıkmadı.
TÜRKİYE'DE ALARM ZİLİ
WHO'nun son raporu için zatürre, ishal ve kan yoluyla bulaşan enfeksiyonlar gibi en sık görülen hastalıklara yol açan yedi farklı bakteriyi inceledi. Yapılan araştırmalarda bazı ülkelerde hastalıkların yarısından fazlasının tedavisinde kullanılan iki temel antibiyotiğin artık işe yaramadığı belirlendi. Araştırmaya konu olan 114 ülke içinde Türkiye, bakterilerin antibiyotik direncinin en yüksek olduğu ülkeler arasında hemen hemen tüm bakteri türlerinde ilk 3'te yer aldı. Basit soğuk algınlığı için bile reçetesiz antibiyotik kullanımının çok yüksek olduğu ülkemizde çıkan bu sonuç, alarm zilleri çalmasına sebep olacak.
İŞTE TÜRKİYE İÇİN VAHİM SONUÇLAR
- Türkiye'de bağırsak hastalıklarına sebep olan ve koli basili olarak da bilinen 'Escherichia coli' bakterisinin etken maddesi cephalosporin olan antibiyotiklere karşı direnç oranı yüzde 43.3. Türkiye dünyada bu alanda Makedonya'dan sonra ikinci. Aynı bakterinin etken maddesi fluoroquinolone olan antibiyotiklere direnç oranı yüzde 46.3. Türkiye bu alanda dünya birincisi.
- Akciğerlerde rahatsızlığa sebep olan Klebsiella pneumoniae bakterisinin Türkiye'de etken maddesi cephalosporin olan antibiyotik ilaçlara direnç oranı yüzde 52.4. Türkiye bu alanda Sırbistan, Makedonya, Litvanya gibi ülkelerle en üst sıralarda yer alıyor.
- Hastane bakterisi (MRSA) olarak da bilinen staphylococcus aureus'un Methilicillin antibiyotiklerine direnç oranı yüzde 31.5. Bu Avrupa ülkelerine göre yüksek bir oran.
- Türkiye'de zatürre, menenjit, kulak iltihabı ve sinüzite en çok sebep olan bakteri olarak nitelendirilen Streptococcus Pneumoniae'nin tedavisinde uzun süredir penicilin içeren ilaçlar kullanılamıyor. Çünkü WHO'nun raporuna göre bu bakterinin Türkiye'de penicilin direnci yüzde 44.8.
cumhuriyet.com.tr
SICAK
SIMSICAK
MİS GİBİ TARÇIN VE KARANFİL KOKAN GÜZEL BİR BALLI IHLAMUR OLSA NE DERSİNİZ ?

Afiyet olsun !!!!

KABIZLIK KRONİK KABIZLIK VE TEDAVİSİ.....

Uzun bir yazı ancak bu yazıyı okuyup bilgilenmemiz çok önemli...
Kabızlık ve Tedavisi



YEMYEŞİL AKTAR'ın fotoğrafı. Halk arasında kabızlığı peklik olarak nitelendirenler de var. İsmi ne olursa olsun büyük aptesini yeterli sıklıkta ve miktarda yapamama haline kabızlık deniliyor. Bilirsiniz böyle durumlarda karında şişkinlik ve ağrı duygusu oluşur. Ama tuvalete çıkamayınca bu durum ızdırap halini alır. Eğer kabızlık hiç beklenmedik bir anda olmuş ve uygun bir tedavi sonrası tamamen geçmişse sorun yoktur. Ama kronik halde sürekli kabızlık yaşanıyorsa bu hiç de hafife alınacak bir durum değildir. Tıbbi açıdan kabızlığı tanımlamak da aslında zor. Tıpta da Kabızlık bir hastalık ismi değil, vücudun semptom denilen bir şikayetidir. Dahiliye uzmanlarınca kabızlık, fonksiyonel şikayetler başlığı altında ele alınır.Sindirim sistemi rahatsızlıkları arasında en sık doktora başvuru nedenidir. Kadınlarda üç kat daha sık görülür.
Hangi durumlarda kabızlıktan söz edilebilir?
Bazı insanlar her gün çıkamayınca kabız olduğunu düşünüyor. Halbuki bu yanlıştır. Bağırsak alışkanlıkları kişiden kişiye değişir; günde üç defadan haftada üç defaya kadar çıkmak normal kabul edilir. Ayrıca dışkılama sayısı tek başına kabızlık için yeterli değildir. Kabızlık; sert kıvamda, güçlükle dışkılamak olarak da algılanabilir. Kabızlığı tanımlamakta bu belirizlik nedeniyle bazı kriterler önerilmiştir. Buna göre kabızlık aşağıdaki durumlardan herhangi ikisinin, en az üç ay boyunca devam etmesi demektir.
•Sert kıvamda dışkı,
•Dışkılama sırasında ıkınmak,
•Dışkılama sonrası yeterince boşalmamışlık hissi,
•Haftada iki veya daha az dışkılamak

Belirtileri nelerdir?
•Sert kıvamda, seyrek ve güç dışkılamak
•Kasık bölgelerinde ağrı, nedenini açıklayamadığı huzursuzluk ve sıkıntı
•Karında şişkinlik, gaz
•Dışkılama sırasında ağrı
•Bel ağrısı Kabızlık kişiyi gün boyu huzursuz edip, iş verimini düşürmeye kadar varabilir. Hele bu durum bir birbuçuk yıldan aşkın süre devam ederse o zaman kronik kabızlıktan söz edilmesi gerekir.

Kabızlık nelere sebep olur?
Bağırsaklar kadar kendini yenileyen bir organımız yok diyebiliriz. Bağırsaklarımızda hergün milyonlarca, milyarlarca hücrenin tamir ve onarımı söz konusudur. Bu tamir ve onarım durumu, bağırsağın kendi normal fizyolojik gelişiminde vardır. Ama kabızlık olduğunda bağırsağın bu kendi kendini yenilemesi, tamir ve onarımı mümkün olmuyor. Bağırsak dolu iken bu tamir onarım nasıl olsun? Bağırsak kendini yenileyemediği zaman hastalık riski artıyor. Polip dediğimiz vakalar oluşuyor. Ayrıca sürekli ıkınmaya bağlı olarak anal fissür (makatta çatlak) ve hemoroid (basur) oluşur. İnce ve kalın bağırsağın yapısı bozuluyor. Bağırsak kendi beslenmesini de yapamıyor. Sağlıklı kan alamıyor.
•Kabızlık özellikle kalp yetmezliği ve hipertansiyon gibi hastalıkları da olan yaşlı hastalarda nefes almayı zorlaştırır,
•Kandaki oksijen miktarının azalmasıyla, zihinsel fonksiyonlarda değişikliklere ve unutkanlığa neden olabilir,
•Kabızlık bebek ve çocuklarda daha sıklıkla karın ağrısı yapar,
•İştahsızlık ve beslenme problemlerine neden olur,
•Sindirim sisteminin dengesini bozar,
•Baş ağrısı ve uykusuzluk yapar,
•Sinir sistemini etkiler,
•Vücudu tepeden tırnağa kadar meşgul eder. Çünkü vücut tarafından dışarı atılması gereken bir maddedir ve atılamamıştır. O maddenin dışarı atılması için tüm vücut dikkati oraya toplar. Bunu başaramayınca da sistem zorlanmaya başlar.

Bağırsak çalışmadığı zaman enerji kanalları tıkanıyor. Bağırsaklarda gaz oluyor şişkinlik oluyor. Bağırsak gazlarını çıkartamıyor. Bu sefer tekrar kana emiliyor. Kana emildiği zaman o beyne gidiyor, beyin toksik maddelerle normal sağlıklı görevini yapamıyor. Karaciğere mesaj sağlıksız gidiyor, o enzimleri salgılayamıyor. gidemiyor, karaciğer görevini yapamıyor. Pankreasa mesaj gidemiyor o görevini yapamıyor. Böbreğe sağlıklı mesaj gidemiyor o görevini yapamıyor, otonom sistem olarak vücudun tümünü etkiliyor.
Bağırsaklar iyi çalışırsa ne olur?
•Karaciğer iyi çalışır,
•Tansiyon riski az olur
•Kalp ritmi düzenli olur
•İdrar problemi daha az olur
•Gözler daha parlak olur
•Kulaklar daha iyi duyar.
•Elimizin hassasiyeti daha fazlalaşır.
•Öğrenci dersini daha iyi anlar daha iyi ders çalışır.
•İş verimliliğini artırır.

Bağırsağı iyi çalışan bir şahsın, aynı yaşta, aynı boyda, aynı kilodaki bir kişiye oranla sağlığı daha iyidir. Bu çok önemli artı bir değerdir.
Kalın bağırsaklar nasıl çalışır?
Kabızlığın nasıl olduğunu anlamak için kalın barsağı (bazı yerlerde kalın bağırsak yerine kolon kullanılır.) nasıl çalıştığını anlamak lazım. Kalın barsağın iki görevi vardır:
•Su ve elektrolitlerin emilmesi
•Geri kalan artık maddenin yani dışkının atılıncaya kadar depolanması.

Bu iki görev için de yoğun hareket gerekmediğinden kalın bağırsak hareketleri normalde çok yavaştır. Kalın bağırsak hem su ve minerallerin emilmesinini sağlayan boğumların kasılması ile mikser hareketi yapar, hem de içeriğinin ilerlemesi için kısa itici kasılmaları ve büyük amplitüdlü kaba itici hareketler yapar. Bu kaba hareketler gün içinde sadece bir-üç kez olur, en çok kahvaltıdan sonraki ilk saatte yaklaşık 15 dakika kadar devam eder. Bu hareketlerle dışkı rektuma (kalın barsağın son kısmı) doğru itilir ve dışkılama hissini uyandırır. Kalın bağırsakta dışkıya ileri iten en kuvvetli hareket olan bu kaba hareketler gastrokolik ve duedonokolik reflekslerle harekete geçer (gastro:mide, kolon:kalın bağırsak, duedonum: oniki parmak barsağı). Yemek yedikten sonra kaba hareketlerin oluşması bu reflekslerle olur.Yemek sonrası mide ve duedonum (ince barsağın ilk kısmı)duvarları gerilerek, kalın bağırsak hareketlerini uyarır. Başka bir deyişle yiyecekler yukarıdan ben geliyorum, bana yer aç demektedir. Kaba hareketler kalın bağırsak duvarının irritasyonu (tahriş olması) ile de uyarılabilir. Ülseratif kolitte hemen hemen sürekli devam eden bağırsak hareketlerinin nedeni budur.
Dışkılama refleksi: Dışkı rektuma indiğinde rektum duvarlar gerilir ve dışkılama hissi meydana getirir. Buraya kadar olan olaylar istem dışıdır. Tuvalet eğitimini almış bir kişi, eğer dışkılama için uygun bir ortam yoksa istemli çalışan dış sfinkter kasını kasarak dışkılamayı engeller. Eğer dış sfinkteri kasmaya devam ederse, birkaç dakika sonra dışkılama reflekleri kaybolacaktır. Ortam uygun olduğunda ise dışkılama refleksleri kaybolsa bile derin bir nefes alarak diyaframı aşağı iterek ve karın kaslarını kasarak karın basıncını arttırabilir böylece dışkıyı kalın barsağn son bölmüne iterek yeni refleksleri uarabilir. Bu şekilde oluşan refleksler hiçbir zaman doğal olarak oluşan refleksler kadar güçlü değildir. Bu nedenle sürekli doğal reflekslerini baskılayan kişiler veya doğal bağırsak hareketlerinin yerini alcak müshil ilaçlarını sıklıkla kullanan kişiler ileride ciddi kabızlık çekerler.
Eğer bir kişi, hayatının erken dönemlerinde düzenli tuvalet alışkalnlığ kazanırsa, ki genelde kahvaltıdan sonra gastrokolik ve duedonokolik reflekslerin kalın bağırsakta kaba hareketleri uyardığı zamanda tuvalete giderse, hayatın ileri dönemlerinde gelişebilecek kabızlığı önlemiş olur.
Kabızlığın sebepleri nelerdir?
Kabızlk daha önce de belirttiğimiz gibi bir hastalık değil belirtidir. Birçok hastalık, ilaç ya da bazı durumlar kabızığa sebep olur. Ama kabızlığın en sık nedeni düzensiz beslenme alışkanlıkları sonuc gelişen kabızlık ve çzüm olarak da kabızlık ilaçlarınn uygunsuz kullanılmasıdır. Aşağıda kabızlığın nedenlerinden bazıları sıralanmıştır:
•Diyette lifli beslerin yetersiz olması
•Günlük sıvı alımının yetersiz olması
•Sedanter yaşam, hareketsizlik
•Hareketsiz kalınan uzun seyahatler
•Dışkılama refleksinin sürekli baskılanması
•Hamilelik
•Yaşlanma
•İrritabl bağırsak sendromu (spastik kolon): Kabızlığın en sık nedenlerinden biridir. Altta yatan organik bir rahatsızlık olmamasına rağmen aralıklarla kabızlık ve ishalin görüldüğü, karın, ağrısı, şikinlik, gazın eşlik ettiği, stresle de artan bir hastalktır.
•Laksatiflerin (müshil ilaçlarının)kötüye kullanımı:Laksatiflerin uzun süre kullanılması bağırsak tembelliğine yol açar. Laksatifler zamanla bağırsakladaki sinirlere hasar vererek barsağın kendi doğal kasılmasını önler.
•Bazı ilaçlar: Antiasitler:Alüminyum hidroksit ve kalsiyum karbonat içerenler Antispazmotik ilaçlar Antidepresanlar Demir hapları Antikonvulzan ilaçlar(epilepiside nöbetleri önleyen ilaçlar) Bazı ağrı kesciler(özellikle kodein, morfin gibi opioid analjezikler)
•Bazı hastalıklar: •Nörolojik hastalıklar: Bağırsağı hareket ettiren sinir uyarılarının oluşmasını veya iletimini engelleyerek bağırsak hareketlerini azaltır,kabızlığa neden olur.Örneğin:Hichprung hastalığı, Multiple skleroz, Parkinson hastalığ, İnme, omurilik yaralanmaları
•Metabolik ve Endokrin hastalıklar: Diyabet (Şeker hastalığı),Tiroid bezinin yeterli çalışmaması, üremi, hiperkalsemi gibi bazı elektrolit bozuklukları
•Kurşun zehirlenmesi
•Skleroderma ve lupus gibi bağ dokusu hastalıkları
•Bağırsakların mekanik nedenlerden dolayı tıkanması
•İltihabi yapışıklıklar
•Bağırsak kanseri: Kabızlığın nadir sebeplerinden biridir. Özellikle 40 yaş üzeri kişilerde, yakın zamanda başlamış açıklanamayan kabızlık, kilo kaybı, dışkıda kanın eşlik ettiği durumlarda gecikmeden doktora başvurumalıdır.
•Bağırsakların kendi üzerine katlanmas(volvulus)

Kabızlık daha çok kimlerde görülür?
Siz zannedersiniz ki bir tek kendiniz kabızsınızdır. Oysa toplumda kabızlık tahmin edildiğinden daha fazladır. Hele gidin bakın dahiliye servislerine gastroenterologlara müracaat eden kimselerin neredeyse yüz kişide yirmi kişisi kabızlık şişkinlik gaz şikayetiyle baş vurmaktadır. Bir de kadınlar ve çocuklarda erkeklere oranla daha fazla görülür. Kabızlığa modern şehrin hastalığı da derler. Kırsal alanda yaşayan sebze meyve gibi lifli yiyecekler tüketen kişilerde kabızlık çok daha az görülür.
Bizler modern hayatla birlikte beslenme şeklimizi de değiştirmek zorunda kalmış insanlarız. Yine iş yerlerinde hareketsiz ve stres yüklü ortam da sebepler arasındadır.
Az hareket edebiliyoruz. Sinirli, titiz ve hırslı kişiler olup çıkıyoruz. Kabızlık da daha çok böyle kişilerde görülüyor. Sürekli seyahat eden, oturarak veya ayakta meslek icra eden kişilerde, herhangi bir nedenle sürekli olarak büyük aptes ihtiyacının giderilmesini erteleyen kişilerde bu durum daha sık olmaktadır. Doğuştan gelen bazı hastalıklar da bebeklerde inatçı kabızlığa yol açabilir.
Ruhsal değişimlerin en yoğun yaşandığı büyüme ve ergenlik çağı, sindirim sistemine bağlı fonksiyonel şikayetlerin sıklıkla görüldüğü çağdır. Özellikle öğrenime devam eden gençlerde sınav stresinin de eklenmesi geçici fakat sıkıntılı kabızlığa neden olabilir.
Yine multipl skleroz, parkinson hastalığı gibi kas ve sinir sistemini tutan hastalıklar, omurilik travmaları, kurşun zehirlenmesi ve diğer fonksiyonel nedenler bağırsağı hareket ettiren sinir uyarılarının oluşmasını veya iletimini engelleyerek bağırsak hareketlerini azaltır, kabızlığa neden olur.
Omurilik yaralanmalarından sonra kalın bağırsağın refleks kontrolü kaybolduğu için inatçı kabızlık görülebilir.
Dışkılama hissinin sürekli baskılanması kabızlığa neden olur. Çocukluktan itibaren tuvalet alışkanlığı kabızlğa sebep olabiliyor. Örneğin, çocuk okulun tuvaletini evindeki kadar temiz bulmuyor. Tiksiniyor ve tuvaletini evine kadar bekletiyor. Yine büyük iş merkezlerinde, nice çarşı binalarında, nice görkemli lüks alış-veriş alış merkezlerinde göze hitap eden yerlerdeki temizlik ve titizlik tuvaletlere gösterilmiyor. Bütün bunlar bağırsağın boşaltım sistemini bozan faktör oluyor.
Oysa, neler yapılabilir? Örneğin okuldaki tuvaletler bilinçli olarak en az evlerimizdeki kadara temiz tutulmalıdır. Buna rağmen yine de genel tuvalete gitmekten tiksinen aşırı hassa çocuklar varsa onlara annesi çişini sabah kahvaltısından sonra evde yapıp öyle okula gidecek şekilde düzen kurmaya çalışabilir. İş yerlerinde ise, birincisi şu kolaycılık bir yana bırakıp, işin sağlık boyutunu da düşünerek, böylesi iş merkezlerinde tuvaletler de en az vitrinler kadar temiz olmalıdır. İkincisi de alafranga tuvalette temas nedeniyle hijyenik bulmayanlar için alaturka tuvaletler de bulunmalı. Tabi ki, kilolu sorunu, bel fıtığı, dizinde kireçlenme vs gibi sorunu olanlar için de alafranga tuvaletler olmalıdır. Ama en önemlisi her iki tuvalet de en az vitrinler kadar temiz ve bakımlı olmalıdır. Buna rağmen kimi insan, iş yerinde olsun, böylesi alış veriş merkezinde olsun tuvalete gitmek istemiyor. Tuvaletini evinde yapmak üzere erteliyor. Bu da bağırsağı tembelleştiriyor, duyarsızlaştırıyor.
Beslenme alışkanlığı çok önemli
Sağlıksız beslenme deyince aklınıza eğer et, süt, tereyağı, bal, kaymak yiyememe geliyorsa yanılıyorsunuz. Sağlıksız beslenme vücudun ihtiyacı olan gıdayı zamanında ve yeteri kadar alamama demektir. Örnek verelim, bulgur pilavını yemeyen insan sağlıksız besleniyor demektir. Çünkü bulgurda bağırsakların çalışmasına yardımcı olacak sellülozik madde vardır. Ama çok insan bulgur yemez. Yine örneğin, hayatımıza ekmek arası bir düzen girdi. Yarım ekmek döner, hamburger, dürüm vs gibi Sulu yemekler alışkanlığı neredeyse yok olacak. Hepsinden önemlisi sofrada yemek yerine ayak üstü çabuk çabuk bir şeyler tıkınıp sadece karın doyurmak mantığı. Diyetimizdeki liflerin yeteri kadar olması gerekir, çünkü lifler emilmeyip su çekerek dışkı hacminin oluşmasına, ve dışkının yumuşamasını sağlar. Kepek, lifin en önemli kaynağıdır. Ayrıca meyve ve sebzelerde de bol miktarda lif bulunur. Ayrıca bol su, meyve suyu, ayran için. Kafein içeren kola ve kahve gibi içecekler dışkıdaki su miktarını azalttığı için mümkün oldukça az alınmalıdır.
Ne zaman doktora başvurmalıyım?
Uzun süre kabızlık çekiyorsanız ve sadece kabızlık ilaçları ile tuvalete çıkabiliyoranız bu kısır döngünün kırılması, kabızlığa neden olabilecek bir hastalık varsa bunun araştırılması için doktora gitmelisiniz. Özellikle 40 yaşın üstünde olup yakın zamanda başlamış, nedeni açıklanamayan kabızlık ve kilo kaybı varsa, Dışkılama ile birlikte kan gelirse, Çabuk yorulma, halsizlik, soğuğa karşı toleranssızlık, ses kalınlaşması gibi şikayetleriniz varsa(guatr bezinin az çalışması neden olabilir) Şiddetli karın ağrısı, kusma varsa, Ayrıca ıkınmaya bağlı olarak makatta çatlak, yarık ya da basur varsa doktora başvurun.
Tedavi...
Bağırsak hareketlerinin yeniden düzenlenmesi için yapabileceğiniz en önemli üç şey:
•BOL SU İÇMEK
•BOL LİFLİ GIDA ALMAK
•EGZERSİZ YAPMAK

YEMYEŞİL AKTAR'ın fotoğrafı.
Hafif kabızlığı olan birçok hasta yukardaki değişikliklerle tedavi olabilir. Buna cevap vermeyen hastalarda ek olarak bazı kabızlık ilaçları doktor kontrolünde geçici süre kullanılabilir. Kabızlık için kullanılan çeşitli ilaçlar vardır:
•Kitle oluşturucu laksatifler: Bu gruptaki ilaçlar sindirilmeyen bitkisel kaynaklı maddelerdir. Bu maddeler su tutarak şişer ve kitle etkisi oluştururlar. Diğer laksatfilere göre daha az bağımlılık oluşturduğu için daha güvenlidirler. Psylium, Kalsiyum polikarbofil, kepek, agar bu gruba aittir.
•Ozmotik etkili laksatifler:Bu gruptaki ilaçlar sünger gibi su çekerek etki gösterirler. Etkileri daha çabuk başlar. Sorbitol, lakloz, mannitol, magnezyum ve sodyum içeren bileşikler bu gruptandır.
•Stimulan laksatifler: Bu ilaçlar bağırsakta ritmik kasılma sağlarlar. Ayrıca bağırsak yüzeyi üzerinde tahriş edici etkisi vardır.Bu ilaçların uzun süre kullanılması bağırsak sinirlerinde zedelenmeye yol açabilir. Bisakodil, laktuloz,hint yağı bu gruptandır.
•Yumuşatıcı laksatifler:kalın bağırsaktaki dışkıyı ve bağırsak yüzeyini yumuşatarak ve yüzey gerilimini azalarak etki ederler. Sıvı vazelin, sıvı yağlar, gliserin, dokuzat sodyum bu gruptandır.

Hamilelik ve Kabızlık
Hamilelik süresinde anne vücudunda bir takım hormonal değişiklikler olmaktadır. Bu hormonların bazıları sindirim sistemini de etkilemekte, mide, ince bağırsak ve kalın bağırsak da dahil olmak üzere tüm sindirim sisteminin hareketi azalmaktadır. Bu nedenle hamileliğin başlangıcından itibaren artan bir şekilde kabızlık görülür.Hamileliğin ilerlemesi ile büyüyen bebek ve rahim, karın içinde daha fazla yer kaplar ve özellikle kalın bağırsağın son kısmı üzerinde baskı olur. Bu durum da büyük aptesti zorlaştırır. Hamilelikte ve doğum sonrası emzirme problemlerinde akupunktur tedavisi çok yararlıdır.

5 Mart 2016 Cumartesi

BAŞ DÖNMESİ NEDENLERİ.
BAŞ DÖNMESİ (VERTİGO)

YEMYEŞİL AKTAR'ın fotoğrafı.












Denge sistemindeki çeşitli bozukluklar karşımıza baş dönmesi olarak çıkabilmektedir. Denge, iç kulaktaki denge organı, göz ve vücuttaki kas iskelet sistemindeki sensörlerin koordine çalışması ile sağlanan kompleks bir mekanizmadır. Bu sistemler arasındaki koordinasyonu sağlayan da beyindir. Bu nedenle birçok hastalık karşımıza ilk bulgu olarak baş dönmesi ile çıkabilmektedir.
İç kulaktaki denge organımız dengenin sağlanmasından birincil sorumlu organdır. İç kulakta işitme organı ve denge organı yan yana bulunmakta ve her ikisinin de içinde endolenf adını verdiğimiz bir sıvı bulunmaktadır. Bu nedenle birçok zaman bu organlardan birini etkileyen bir hastalık diğerini de etkileyebilmektedir. Yani denge bozukluğu ve işitme kaybı tek tek olabileceği gibi birlikte de olabilmektedir. Genel olarak baş dönmesine işitme kaybı eşlik ettiğinde problemin büyük bir ihtimalle iç kulak kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. Ama bunun tersi durumda aynı şey söz konusu değildir. Yani işitme kaybı olmaksızın baş dönmesi olduğunda sorun iç kulak kaynaklı değildir demek mümkün değildir. Genel olarak baktığımızda baş dönmelerinin %80 i iç kulak ve denge organı ile ilgilidir.
Denge ve işitme organını çevreleyen bir kemik kapsül mevcuttur. Bunun içerisinde ise asıl reseptörlerin ve hücrelerin yerleştiği zar bir yapıdan oluşan membranöz iç kulak vardır. Membranöz iç kulak ile kemik kapsül arasında perilenf adı verilen bir sıvı, membranöz iç kulağın içinde ise endolenf adı verilen bir sıvı vardır. İç kulaktaki denge organı 3 adet yarım daire kanalı ve vestibüldeki utrikül ve sakkülden oluşur. Yarım daire kanalları başın dairesel hareketlerini algılarken, utrikül ve sakkül ise başın doğrusal hareketlerini algılarlar. Üst (süperior) ve yan (lateral) yarım daire kanalları ve utrikülden çıkan sinir lifleri üst denge sinirini oluşturur. Arka (posterior) yarım daire kanalı ve sakkülden çıkan sinir lifleri ise alt denge sinirini oluşturur. Alt ve üst denge sinirleri denge organındaki bilgilerin beyne ulaşmasını sağlarlar. Her iki iç kulaktaki denge organı birbirine simetrik çalışır.
İç kulaktaki denge organının en önemli görevi başın uzaydaki konumu hakkında beyne sürekli bilgi göndermektir. Bu bilgi akışı dengemizi sağlamakta çok önemlidir. Bu sayede gözlerimiz kapalıyken bile ya da zifiri karanlık bir odadayken bile ayakta durabilmekteyiz. Bunu bir örnekle açıklarsak; başımızı omuzumuz hizasında sağa doğru çevirdiğimizi düşünelim. Bu durumda her iki iç kulağımızdaki yan yarım daire kanalları bu hareketi algılayacak ve her ikisi de başımızın sağa doğru döndüğü bilgisini beyne iletecektir. Beyinde bu bilgiyle başın yeni konumunu algılayacaktır. Ama sağ kulaktaki denge organı hasarlı ise; başımızı döndürdüğümüzde bu sağ iç kulaktaki yan yarım daire kanalı tarafından algılanamayacaktır, bu durumda sağlam olan sol kulaktaki yarım daire kanalından beyne başın döndüğü bilgisi giderken, sağ kulaktan başın sabit olduğu bilgisi gitmeye devam edecektir. İşte bu durum karşımıza baş dönmesi olarak çıkacaktır. Bu örnekte olduğu gibi iç kulaktaki denge organlarının çalışmasındaki orantısızlıklar baş dönmelerinin en sık sebebidir.
HANGİ HASTALIKLAR BAŞ DÖNMESİ YAPAR...............
KULAK KAYNAKLI HASTALIKLAR ( Tüm baş dönmelerinin %80 i kulak kaynaklıdır)
- BPPV (benign paroksismal pozisyonel vertigo)
- Meniere Hastalığı
- Vestibüler Nörinit
- Labirentitler
- Perilenf Fistülü
Bilateral Vestibüler Yetmezlik

NÖROLOJİK HASTALIKLAR
- Vestibüler Migren
- Multiple Skleroz
- Serebrovasküler Hastalıklar

METABOLİK VE VASKÜLER HASTALIKLAR
- Vitamin B12 Eksikliği
- Tiroid Patolojileri
- Kalp Damar hastalıkları
- Şeker Hastalığı

BAŞ DÖNMESİ OLAN HASTADA GENEL TEDAVİ PRENSİPLERİ
- Baş dönmesi yapan hastalığın nedeninin saptanması ve nedene yönelik spesifik tedavi
- Baş dönmesi esnasında baş dönmesi nöbetinin durdurulmasına yönelik tedavi
- Baş dönmesi nöbetlerinin oluşmasını önlemeye yönelik tedavi
- Vestibüler rehablitasyon

Prof. Dr. Ali ÖZDEK


ARI SÜTÜ !!! 
HER DERDE DEVA, BİTKİSEL DESTEK


ÖLÜMCÜL TEHLİKE; Glikoz Şurubu !!! 

 


Amerikalı doktor Mark Hyman’a göre glikoz şurubunun insanları öldürmek için 5 farklı nedeni var

Yüksek fruktozlu glukoz şurupları obezite ve şeker hastalığına neden olur....
Glikoz şuruplarının vücut tarafından işlenişi normal şeker ile aynı şekilde değil. Çocuk Hastanesi Oakland Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmada bağırsakların glikoz şurubunun emmek için daha fazla enerji harcadığını, bu enerjiyi de bağırsağın bütünlüğünü korumak için kullandığı enerjiden aldığı bulundu. Bu durumun kolit gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olduğu ortaya çıktı.

Şu ana kadar yapılan araştırmalarda glikoz şurubunun toksisitesinin ne düzeyde olduğu ortaya çıkartılamadı. Ne kadar şeker moleküllerinden oluştuğu söylense de saf olmadığı teknik konuda yetkin kişilerce bilinmektedir.
Vücutta salgılanan ve Leptin adı verilen yağ yakımını başlatma etkisine sahip hormonun salgılanmasını engeller. Bu etki zamanla birikir ve hormon sensörleri duyarsızlaşır. Durmadan insülin salgılayan vücut kendisini sürekli aç hissettirir çünkü aşırı insülin etkisiyle alınan besinler sürekli depolanır, kanda şeker kalmayınca kişi yine acıkır ve bu sürekli böyle devam eder. Zayıflamak imkansız olur. Şeker endüstrisi glikoz şurubu için “normal şekerden farkı yok” dese de bu endüstrilerini ayakta tutmak üzerine sıkça kullandıkları bir slogan.
Markette aldığınız besinlerde yüksek fruktozlu şeker, mısır şurubu, glikoz şurubu vs. gibi kimyasallar mevcutsa içerdiği diğer vitamin, mineral, lif, antioksidan vb. faydalı olabilecek gıdaların bulunması glikoz şurubunun zararlı etkisini önlemeye yetmez. Yüksek fruktozlu mısır şurubu her zaman hastalıklara teşvik oluşturur. İçerdiği bileşikler, yağ, tuz, kimyasallar ve hatta cıva ile dolu olan çok kalitesiz besinlerde bulunur [Dr.Mark Hyman].
Prof. Dr. Ahmet Aydın (Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı başkanı) “Hangi ürünlerden uzak durmalıyız?” sorusuna “Paketlenmiş tüm şekerli hazır gıdalar, meyve suları ve pastane ürünleri…” cevabını vermiştir.

Nişasta bazlı şekerlerin dünyanın gelişmiş ülkelerinde yasaklanmasına ramen dünyanın en büyük pancar üreticilerinden olan Türkiye’de neden halen tüketildiği ve bilinçli sayılabilecek Sağlık Yöneticilerine ramen neden göz göre göre tüketilmesine müsade edildiği bilinmiyor.

Bir Ürünün İçinde Glikoz Şurubu Olduğunu Nasıl Anlarım?

Malesef tadarak anlayamazsınız fakat aldığınız ürünün içindekiler kısmında aşağıda verdiğimiz yazılardan birisini görürseniz glikoz şurubu içerir demektir:

Glikoz Şurubunun Diğer İsimleri:

G37 – Glikoz Şurubu (DE-37)
G40 – Glikoz Şurubu (DE-40)
G58 – Glikoz Şurubu (DE-60)
G95 – Glikoz Şurubu(DE min 97)
M50 – Yüksek Maltoz Şurubu
M38 – Maltoz Şurubu
F85 – Fruktoz Şurubu
Yüksek Fruktozlu Glikoz Şurubu
Ayrıca sadece glikoz şurubu değil. Normal şeker de oldukça tehlikelidir. Şekerin zararlarını öğrenmek için bu yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Kaynakça:

1. http://www.glikozsurubu.com/2012/02/seker-zararlari.html
2. http://haberlersondk.com/glikoz-surubu-sagligimizi-tehdit-ediyor.html
3. http://drhyman.com/blog/2011/05/13/5-reasons-high-fructose-corn-syrup-will-kill-you
4. http://www.milliyet.com.tr/misir-surubu-neden-zararli–pembenar-detay-genelsaglik-1388374
5. http://glikozsuz.blogspot.com.tr